Dilciler.com Dünya'nın Bütün Dilleri ve Renkleri
Nisan 23, 2014, 05:35:23 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu : İngilizce Çeviri Klavuzu Cevap Sayısı : 17 cevap var
Okunma Sayısı : 72173 defa

Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İngilizce Çeviri Klavuzu  (Okunma Sayısı 72173 defa)
intibah
intibah
Altın Üye


Karma: 8
Online Online

Mesaj Sayısı: 1003



WWW
« : Aralık 25, 2006, 02:13:10 ÖS »

A Guidebook for English Translation
Yrd. Doç. Dr. İsmail Boztaş Prof. Dr. Ahmet Kocaman / Ziya Aksoy
Çeviride temel sorunlar
Tümce yapılarına göre düzenlenmiş
çeviri örnekleri Tümceden metin çevirisine
doğru gelişen çeviri yöntemi Başlangıç, orta ve ileri düzeye
uygun çeviri örnekleri Basın dili ve dilin öteki kesitlerinden
örnekler Çeviride yalınlık, açıklık ve tutarlılık
Noter, ihale, iş mektubu çevirileri 3600 kelimelik Türkçe-İngilizce temel sözlük


İÇİNDEKİLER
Çeviri Üzerine Notlar............................................ .................................. 7
İngilizce Dilbilgisi Özeti.............................................. ............................. 11

1. BÖLÜM
Yalın Tümceler............................................ ........................................... 50
iyelik Yapıları.................................................. ........................................ 55
Var/Yok............................................... .................................................. . 60
Ad, Zamir ve Ad Belirleyicileri................................... ............................. 62
Too/enough............................................ ................................................ 70
Dönüşlü Yapılar............................................... ...................................... 71
Sıfat ve Zarflarla İlgili Karşılaştırma Yapıları......................................... 78
Koşut Yapılar............'.................................. .......................................... 92
Kiplikler......................................... .................................................. ....... 94
Zamanlarla ilgili Çeviri Örnekleri................:......................... ................. 115
Zaman ve Zamanların Edilgen Yapılarıyla ilgili Karışık Alıştırmalar........ 131
Koşul Anlatan Yapılar............................................... .............................. 136
Eylemlik Yapıları.................................................. ................................... 142
Verb-İng ile İlgili Yapılar.............,................................. .......................... 148
-ing ve -ed Sıfat Görevli Yapılar............................................... .............. 152
Ettirgen Yapı.................................................. ........................................ 161
Ad Tümcecikleri........................................ ............................................. 165
"Wish" Tümcecikleri........................................ ....................................... 172
Sıfat Tümcecikleri........................................ ........................................... 174
Zarf Tümcecikleri........................................ ........................................... 191
Tümce Başında "it" Kullanımı.................................................. ............... 204
Tümce Bağlaçları.................................................. ................................. 208
Özne ve Ana Eylemin Ayrılması.................................................. ........... 217
Dolaylı Anlatım................................................. ...................................... 219
Eklenti Sorular........................................... ............................................. 224
Whatever, etc............................................... .......................................... 225
İlgi - Duyu Eylemleri......................................... ...................................... 228
Devrik Yapılar............................................... .......................................... 229
Dilek - istek Kipi.............................................. ....................................... 233
Yararlı Yapılar............................................... ......................................... 235
ileri Düzey Tümce ve Metin Alıştırmaları................................................ 239



2. BÖLÜM
Çeviri Kuramı.................................................. ....................................... 254
İngilizce-Türkçe Çeviri Metinleri......................................... .................... 261

3. BÖLÜM
Türkçe - İngilizce Çeviri Metinleri (Fen Bilimleri).................................... 286
Toplum Bilimleri......................................... ............................................ 299

4. BOLUM
KarşılaştırmalıÇeviri Örnekleri.......................................... ..................... 314

5. BÖLÜM
Basın Dili (Gazete Dili Üzerine Notlar)........................................... ........ 364
Headlines.................................................. ............................................. 369
Articles.......................................... .................................................. ....... 370
Advertisements.................................................. .................................... 378
Letters to the Editor.................................................. .............................. 381

6. BÖLÜM
Özel Metin Çevirileri......................................... ...................................... 383
İmza yetki belgesi........................................... ....................................... 383
İş Mektupları.................................................. ......................................... 384
İhale çevirileri......................................... ................................................ 388
Vekâletname Çevirileri......................................... .................................. 395
Sözleşme Çevirileri......................................... ....................................... 398
Diploma ve belgeler.......................................... ..................................... 399
Antlaşma çevirileri......................................... ......................................... 401
Türkçe-ingilizce Sözlük................................................. ......................... 409



ÇEVİRİÜZERİNE NOTLAR
Çeviri güçlüklerle dolu bir uğraştır; kimi kuramcılar çevirinin olanaksızlığını bile ileri sürmüşledir. Gerçekten iyi çevirilerin azlığı ve şiir gibi yazın türlerinin çevrilmesin-deki güçlükler bu düşünceyi destekler niteliktedir. Ne var ki bütün güçlüklerine karşın çeviri yapılmaktadır ve az da olsa başarılıçeviri örnekleri vardır.
Çeviri iki (kaynak ve erek) dil arasında bir eşdeğerlik kurma sorunu olarak ta­nımlanmaktadır. Bu eşdeğerliğin niteliğinin anlaşılmasıçevirinin anlaşılmasını kolay­laştırabilir. Kimi benzerlikler olsa bile diller arasında (akraba diller arasında bile) yapı­sal bir eşdeğerlikten söz edilemez. Açıkçası bir dilde bir sözcükle anlatılan bir olgu başka bir dilde bir söz öbeği ya da bir cümlecikle anlatılabilir. (Örn. the baby who is crying: ağlayan bebek) ya da sözgelimi belli bir dilbilgisi ulamı için bir dilde tek bir biçim varken (örn. -ebil) öteki dilde birden çok biçim bulunabilir, (örn. can, may, might vb.) Öyleyse yapısal eşdeğerlikten çok anlam eşdeğerliğinden söz etmek daha uygun olabilir. Ancak bu da yetmez. İki dilin birimleri arasında kullanım (ya da işlev) eşdeğerliği de kurulmuş olmalıdır. Bu bakımdan kullanım bağlamının bilinmesi önem taşır. Bilim metinleri gündelik dille aktarılmayacağı gibi, gündelik konuşma metinleri­nin yazın dili biçimiyle çevrilmesi de gülünç olur. Bu nedenledir ki iyi çevirmenler ge­nellikle çalışmalarını belli bir yazar, belli bir tür ya da belli bir konuyla sınırlama eğili­mindedirler.
Bu genel belirlemelerden sonra Türkçe-İngilizce çevirilerdeki kimi sorunlara değinebiliriz. (Bu sorunlar oldukça çok boyutludur, ilerdeki bölümlerde yeri geldikçe ayrıntılı açıklamalar yapılacaktır.)
Genel sorunlar İngilizce ve Türkçe’nin iki ayrı dil ailesine bağlı olmasından kay­naklanan yapı ve anlatım sorunlarıdır. (Bilindiği gibi İngilizce Hint-Avrupa kökenli bir dildir, Türkçe ise Altay dilleri ailesindendir. Öte yandan günümüzde dillerin evrensel özellikleri üzerinde önemle durulmaktadır. Çeviri yapılabilmesi de büyük ölçüde bu özelliklerle açıklanmaktadır.)
Temeldeki bu ayrılık en belirgin biçimde iki dilin tümce kuruluşuna yansımıştır. Türkçe tümceler ilke olarak özne-nesne-yüklem (SOV) düzeninde yapılandıkları halde İngilizce tümceler özne-yüklem-nesne (SVO) düzenindedir. Bunun sonucu çe­viriye ilk başlayan öğrencide I go to school(okula giderim) tümcesi yerine Türkçe yapılanmaya uygun olarak I to school go / I am to school goingtüründen çeviri ör­neklerine rastlanmaktadır. Çeviri yapan öğrenciye öncelikle bu temel ayrıntının sezdirilmesi gerekir.

Bununla ilgili bir başka konu İngilizce de sözcük sırasının daha katı ve belirleyi­ci olmasına karşılık Türkçe’de sözcüklerin sıralanması konusunda sınırlamaların daha az olmasıdır. Örn.
John killed the lion (John aslanıöldürdü) ile
The lion killed John(Aslan John'u öldürdü)
tümceleri aynı sözcüklerden oluştukları halde aralarında büyük bir anlam ayrımı var­dır. Bu ayrına İngilizce tümcelerde sözcük sıralarının değişmesinden ileri gelmiştir.
Oysa,
Mehmet aslanıöldürdü
yada
Aslanı Mehmet öldürdü
Öldürdü aslanı Mehmet.
tümceleri (vurgulama ayrımları dışında) eşanlamlıdır. Bu tümcelerde sözcük sıraları değiştiği halde özne ve nesne (işi yapan ve etkilenen) değişmemiştir.
Türkçe ve İngilizce arasında önemli ayrımlardan birisi de İngilizce’de genellikle yalın ad öbeği ya da ilgeçöbeği (prepositional phrase)ile anlatılan durumların Türkçe’de durum takılarıyla anlatılmasıdır. Örn.

I saw the man (Adam-ı gördüm. Adam-ı belirtme durumu)
I gave the man a book (Adam-a kitap verdim, adam-a: yönelme durumu).

Görüldüğü gibi the man bir yerde adamı, bir yerde adama biçiminde çevril­miştir. Dillerin temelindeki yapılanmayı bilmeyen öğrenciye şaşırtıcı gelebilecek bir ol­gudur bu. Öte yandan:

I saw the man in the room (Adamı odada gördüm)
I saw the man at the door (Adamı kapıda gördüm)
I saw the man on the roof (Adamıçatıda gördüm)
Logged

Moderatörlük için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap e posta-msn adresinden bana ulaşabilirsiniz.
**************************
intibah
intibah
Altın Üye


Karma: 8
Online Online

Mesaj Sayısı: 1003



WWW
« Yanıtla #1 : Aralık 25, 2006, 02:13:34 ÖS »

İLKİN DEVAMI;
tümcelerinde siyah yazılı söz öbeklerindeki in, on, at, sözcüklerinin üçü de Türkçeye -de, -da biçiminde çevrilmiştir; yapısal eşdeğerlik arayan öğrenci için bu da bir sorun¬dur.

İki dilin değişik yapılanmalarından ileri gelen bir başka temel sorun da Türkçe’nin bitişimli (agglutinating), ingilizcenin yalınlayan (isolating) bir dil olmasının ortaya çıkardığı sorunlardır. İngilizce de belli ölçülerde eklerin ard arda dizilmesi olanağı bulunsa bile (örn. care, careless, carelessness vb), Türkçe’de zaman, görünüş, kip ve kişi eklerinin bir sözcükte iç içe geçmesi özellikle Türkçe’den İngilizce’ye çeviri güçlü¬ğünü artıran konulardan birisidir. Örneğin (Henüz) tanıştırılmadık gibi bir Türkçe tümcede sırasıyla tanı -(kök), + işteşlik (ş) + ettirgen (-tır) + edilgen (-ıl) + olumsuz (-ma) + zaman eki (-dı) ve kişi eki (-k) vardır. Böylece bir ayrıştırmaya zihinsel olarak alışık olmayan çeviri öğrencisinin güçlükleri ortadadır. Bunun bir uzantısı olarak Türkçe ingilizce arasında temel ve yan tümcelerin dizilişi açısından da ayrımlar vardır. Şu örnekleri karşılaştıralım:

Dilbilimin bir bilim olduğu öne sürülmektedir.
1 (yan tümce) 2 (temel tümce)
It is maintained that linguistics is a science.
temel tümce (2) yan tümce (1)
Dünyanın yuvarlak olduğu bilinmektedir.
1 2
It is known that the earth is round :
2 1
Bu örnekler ingilizce ve Türkçe’de yan ve temel tümce sıralarının birbirinin tersi olduğu kanısını uyandırabilir. Şimdi de şu örnekleri inceleyelim:

Öğretmeni dinler görünmesine karşın hep futbol maçını düşünüyordu.
1 2
Although he pretended to listen to the teacher, he was thinking of the
1 2
football match all the time.

Bu tümcelerde sıralamada bir değişiklik görülmüyor. (İngilizce de yan tümcenin temel tümceden sonra gelebilir olması ayrı bir konudur): bu nedenle, ingilizce ye çeviri ya¬parken sondan başlayınız gibi genellemelerden kaçınmak gerekir. Sıfat tümceciklerin-de de iki dil arasında ayrımlar görülebilir:

Babası disipline inanan bir kimsedir.
1 2 1
His father is a man who believes in discipline. ,
1 2
Masanın üzerindeki kitap kardeşimindir.
1 2
The book which is on the table is my sister's.
1 2 2

Görüldüğü gibi adı niteleyen sıfat tümceciği (inanan kimse / masanın üzerindeki kitap) Türkçe’de nitelediği addan önce geldiği halde İngilizce de addan sonra gelmek¬tedir. Bunun yanı sıra nitelenin yerindeki değişiklikler nedeniyle temel ve yan tümce sıralanmalarında da değişiklik ve aralanma görülmektedir. Türkçe’nin etkisinde kalına¬rak düşülen bir iki yanılgıdan söz ederek bu bölümü bitirebiliriz. Onu geçen gün gör¬düm / Ona geçen gün rastlarım. Oraya geçen gün gittik gibi tümcelerde geçen -e, -a ve -ya takıları I went to school yesterday gibi yapılardan örneksenerek to kullanılp çevrilmektedir; oysa İngilizce him (ona/onu), there / (oraya, orada) sözcükleri bu anlamları içerdiklerinden böyle kuruluşlar yanlış olmaktadır. Müzikten hoşlanırım. Savaş filmlerinden nefret ederim gibi tümcelerde geçen -den, -dan takısı için de aynı şeyler söylenebilir. (I like music. I hate war films, yeterlidir; from kullanılması¬na gerek yoktur.)
Genel çizgileriyle değindiğimiz bu temel ayrımlara son olarak sözcüklerle ilgili bir iki güçlüğü ekleyelim. En başta çok anlamlılıkla ilgili sorunlar söz konusudur. Ör¬nekler: evde kalmak (to stay at home), sınıfta kalmak (to fail); göz (eye, drawer, spring); durum (condition, situation, state, circumstance) iç (inside, interior, stomach, internal) : kat (fold, layer, story, quantity) : oyun (game, play, jest, dance); orta (midd¬le, central, mean) dil (tongue, language, index, bolt). Bu sözcüklerin yalnızca sözlük anlamına dayanarak çeviri yaptığımızı düşünsek şöyle gülünç örneklerle yüz yüze ge¬lebiliriz: "the eye of the table (drawer); "a man of central height (a man of medium he¬ight); "the writer of a game (playwright)" "he speaks two tongues (he speaks two languages). Bu nedenle sözcüğü sözcüğüne aktarım yerine Türkçe ya da ingilizce bir sözcük ya da söz öbeği yerine ne kullanıldığını bilmek önemlidir. Bu açıdan sözcükle¬rin birlikteliği önem taşımaktadır. Örn. kapıyı çalmak (to knock at the door), yan çiz¬mek (to slip away), darda kalmak (to be in difficulties), doğru çıkmak (to prove to be right), dümen kırmak (to change course) emek vermek (to labour) gibi örneklerde gö¬rüldüğü gibi birlikte kullanılan sözcükler iki dilde tümüyle ayrıdır. Birliktelik konusu son olarak İngilizce ilgeçlerin (preposition) çevirisinde yabancı çevirmenin özel bir dikkat göstermesi gerektiğini anımsamamızı gerektirmektedir. Şu örnekleri düşünelim: birin¬den özür dilemek: apologize to (from değil); bir şeyle beslenmek: feed on (with değil); bir yere varmak: arrive in (on, at) (to değil); birşey için para harcamak: spend on (for değil). Ayraç içindeki Türkçe’ye uygun düşen ilgeçleri kullanarak çeviri yapmak çevir¬meni yanılgıya sürükleyecektir. Deyimlerin, argo, teklifsiz dil kullanımı, yazın dili gibi değişik dil kesitlerinin ortaya çıkaracağı sorunlar ve yerel görenek ve ulusal kültür yö¬nelimli sözcük ve anlatımların çıkaracağı güçlükler de bunlara eklenmelidir.
Özetle Türkçe-İngilizce çeviri çalışması iki dili, dillerin yansıttığı dünya görüşü¬nü iyi bilmeyi, diller arasında yukarıda sözü edilen genel ayrımlar ve bundan sonraki bölümlerde belirtilecek özgül ayrımlara kaşı duyarlı davranmayı gerektirmektedir. Özellikle örnek yapı ve açıklamalar dikkatle incelenir ve duyarlıkla davranılırsa temel yanılgılardan kaçınmak zor olmayacaktır.
Bu kitabın hazırlanmasında özellikle her iki dildeki temel yapılar ele alınmış ve bu yapıları içeren bol örnekler verilmiştir. Türkçe’den ingilizce ye olan çevirilerde tüm olasılıklar cevap anahtarında verilmemiş, sadece bizce istenen yapıya en uygun olan birisi verilmiştir.
Ayrıca kitap hazırlanırken ilke olarak tüm yabancı dille öğretim yapan okul¬ların, üniversite hazırlık sınıflarının, üniversitelerin dil bölümlerinin, yurt dışı gö¬reve atanacakların, bankacıların, doçentlik ve profesörlük sınavlarına hazırla¬nanların ve basın dili üzerinde çalışma yapanların gereksinmeleri göz önünde tutularak bu alanlara hizmet amaçlanmaktadır. Kitabın bu baskısına tümce ve metin düzeyinde ekler yapılmış, ayrıca özellikle Türkçe-İngilizce çeviriyi kolay¬laştıracak çok yararlı olduğunu düşündüğümüz, sıklıkla kullanılan sözcükler¬den oluşan bir sözlük eklenmiştir.
Büyük bir özen, uzun bir çalışma ve deneyim sonucu meydana getirilen bu ya¬pıtın diğer yapıtlarımızda olduğu gibi tüm okurlarımızın beğenisini kazanacağını umu¬yoruz.
Logged

Moderatörlük için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap e posta-msn adresinden bana ulaşabilirsiniz.
**************************
intibah
intibah
Altın Üye


Karma: 8
Online Online

Mesaj Sayısı: 1003



WWW
« Yanıtla #2 : Aralık 25, 2006, 02:14:02 ÖS »

İKİNCİNİN DEVAMI

İNGİLİZCE DİLBİLGİSİ ÖZETİ
Dilbilgisi genel olarak bir dilin yapısını belirleyen kurallar bütünü olarak tanımla¬nabilir. Bu kuralların tüm ayrıntılarını bir özet çalışmada yansıtmanın güçlüğü baştan kabul edilmelidir. Hele sözlü dil, yazı dili, bilim dili, yazın dili, gündelik konuşma dili gibi ayrımlar düşünüldüğünde bu güçlüğün niteliği daha da iyi anlaşılabilir. Bu neden¬le bu özet incelemede yalnızca yazı dilinin en yaygın kuralları üzerinde durulacaktır. Bu bilgilerin test ve çeviri çalışmaları yapacak olanlarla dilbilgisine ilişkin bildiklerini kı¬saca gözden geçirmek isteyenlere temel olabileceği düşünülmektedir.
İngilizcede Yalın Tümce Yapısı
İngilizce yalın tümce ile ilgili genel kuralları bilmek, bileşik ve karmaşık tümceleri anlamaya da yardımcı olabilir. Çünkü bileşik tümceleri oluşturmak için bağlaçları (although, because, since, as, while vb.) kullanmak yetecektir.

1) ingilizce de yalın tümce, özne + eylem + tümleç düzenine göre kurulur. Türkçe’de bu yapının özne + tümleç + eylem biçiminde olduğuna dikkat edilirse özellikle çeviride yapılan yanlışların önemli bir nedeni anlaşılabilir..

Örnekler:
Ali bought a new car.
Özne eylem tümleç

Ali yeni bir araba aldı.
Özne tümleç eylem

He is a good boy
Özne eylem tümleç

O iyi bir çocuktur.
Özne tümleç eylem

The house has been painted green.
Özne eylem tümleç

Ev yeşile boyandı.
Özne tümleç eylem

2) Yaygın özne biçimleri (koyu renk yazılı sözcükler öznedir)

Ad : Ahmet is sleeping now.
Adıl : He should drink milk in the morning.
Mastar : To work is healthy.
Ad öbeği + ilgeç öbeği : The girl in the car is my sister.
Ulaç (gerund) : Swimming is useful.
Tümcecik (clause) : That he is clever is obvious.
Ad + sıfat tümceciği : The boy who is running in the garden is my brother.
Sıfat + ad : A heavy shower fell yesterday.
iyelik sıfatı + ad : His father is an engineer.
Ad + açıklayıcı yapı : Yaşar Kemal, the famous novelist, went to Paris.
Ad + ad + ad : Books, pens and papers were scattered on the desk.

3) Eylem: ingilizce yalın tümcenin ikinci öğesi olan eylem, kiplikler (can, could, may, will vb) ve eylemin kendisinden oluşur.

Örnekler:
I am writing now.
She will make a good teacher.
You might have heard the rumour.
We will have finished the book by then.
They shouldn't have forgotten their assignment.

Not: Eylemlerin kiplik ve öteki yardımcı eylemlerle kullanımı için ilgili bölüme bakınız.

4) Tümleç: ingilizce'de eylemden sonra gelip eylemin anlamını tamamlayan sözcüklerin tümüne tümleç denebilir. (Eylemden önce gelip eylemi ya da özneyi nite¬leyen sözcüklere niteleyen -modifier' denilecektir).

Belli başlı tümleç türleri:
Sıfat . : Translation is not difficult.
She looks unhappy.
Ad öbeği : A horse is an animal.
ilgeç öbeği : He is in Ankara.

Bu tümleç türleri to be ve ilgi eylemlerinden (seem, feel, appear vb.) sonra kullanılır.
Ad öbeği + ilgeç öbeği : There is a book on the table.
There were no French books in the library.

Ad öbeği (adıl) : We saw him.
They helped the boy.
Ad öbeği (dolaylı nesne) + ad öbeği : I gave him a book.
Ad öbeği + ad öbeği (dolaylı nesne) : I gave a book to him.
Ad öbeği + sıfat : He likes his coffee strong.
Ad öbeği + eylem+ad öbeği : We let him go home.
Ad öbeği + to + eylem+ ad öbeği : I want him to help us.
Tümcecik : I don't know where he lives
Ad + tarz + yer + zaman zarfları : The children played games quietly in their room yesterday.
He read the letter quickly in his of¬fice before lunch.

Bu temel yapılar bileşik ve karmaşık tümcelerde de aynı sıraya göre bulunur. Örnekleri inceleyelim:

He didn't go to school because he was ill.
Özne eylem tümleç bağlaç özne eylem tümleç

Although he was ill he went to school
bağlaç özne eylem tümleç özne eylem 'tümleç

Görüldüğü gibi yalın tümce yapısı öteki tümcelerde de yinelenmektedir; yapısal yanlış yapmamak için her tümcenin öğeleri ayrı ayrı eksiksiz olmalıdır.

Not: Bileşik ve karmaşık tümcelerin yapısı için ad, sıfat ve zarf tümcecikleri ile ilgili bölümü inceleyiniz.

Özne Eylem Uyumu
1) Tekil özneyle tekil, çoğulla çoğul eylem kullanılır.
The boy gets up early.
The boys get up early.

2) And ile birleşen iki ad öbeği çoğul ad gerektirir.
Ziya and İsmail are in school now.

3) Topluluk adı topluluğun bütünü düşünülünce tekil eylem gerektirir, üyeler tek tek düşünülürse çoğul eylemle kullanılır.
The jury has been considering the case.
My family have decided to move to Ankara.

4) Birleşik kavramlar tekil eylemle kullanılır:
Bread and butter is very delicious.

5) Ölçü ve matematiksel eşitlikler bütün olarak düşünüldüklerinde tekil eylemle kul¬lanılırlar.:

Two and three is five.
Ten dollars is too much for this book.

6) There - yapısındaki tümcelerde asıl özne durumu belirler; eğer There'den sonra gelen ilk ad öbeği tekilse
"is", çoğulsa "are" kullanılır.

There is a book and three pencils on the table.
There are two books and a pencil on the table.

7) V + ing ve to + V yapıları tekildir. Swimming is useful.
To get up late is not good for health.

Karizmatik Göndergeleri çoğul olan sıfat tümcecikleri çoğul eylem gerektirir:
Those (people) who are late for work will be punished.

9) Adıldan önce gelen adlar or ya da nor ile bağlanırsa üç olasılık söz konusudur:

a) İki ad da tekilse adıl kullanılır:
Neither Ali nor Mehmet does his homework.

b) ikinci ad tekilse tekil eylem kullanılır:
Neither the students nor the teacher comes today.

c) İkinci ad çoğulsa çoğul eylem gerekir:
Neither the teacher nor the students come today.

10) Şu adıllar tekildir, tekil eylemle kullanılır:
Another, anybody, anyone, anything, each, either, everybody, everyone, everthing, many a, one,
neither, neither one, nobody, no one, nothing, so¬mebody, someone, something.

Some ve türevlerinin olumlu, any ve türevlerinin olumsuz ve soru tümcelerinde kulla¬nıldıkları unutulmamalıdır.

11) Both, many, few, several çoğul eylemlerle kullanılır:
Both work very hard.
Many want to go abroad.
Few learn French nowadays.

12) Much, little, a little kütle adlarıyla ve tekil eylemlerle kullanılır
We don't have much tea left.
There is a little water in the glass.
We have got little money.

13) Each, every, either, neither tekil eylemlerle kullanılır.
Each of them is broken.
Neither plan suits them.

14) All, any, none, some kullanıma göre tekil ya da çoğul olabilir:
Not all food is good to eat.
All children like playing.
None of the telephones is/are Working.

15) Tümcede özne ve eylem arasında gelen sözcükler özneyi etkilemez.
The man in addition to his ten children is leaving soon.
The teacher along with his students is viewing a film.
One of the most enjoyable parties was given by him.

16) Bazı adlar her zaman çoğul haldedir ve çoğul olarak kullanılırlar:
trousers, pants, jeans, sunglasses, thanks, scissors, etc.
His pants are still at the cleaner's.
Your thanks are enough for me.

Fakat "a pair of" veya "a word of" gibi deyimlerle kullanıldıklarında tekil olarak kullanılırlar.

That pair of pants is dirty.
A word of thanks is enough.

17) "A number of" ile çoğul "the number of" ile tekil eylem kullanılır:
A number of students were missing from class.
The number of Iranian students in class is small.

18) Bir zaman parçası, para, ağırlık v.s. bildiren deyimler şekil olarak çoğuldur fakat tekil eylemle kullanılırlar.
Two weeks is enough time for a nice vacation.
Ten gallons of gasoline costs a lot of money.
Logged

Moderatörlük için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap e posta-msn adresinden bana ulaşabilirsiniz.
**************************
intibah
intibah
Altın Üye


Karma: 8
Online Online

Mesaj Sayısı: 1003



WWW
« Yanıtla #3 : Aralık 25, 2006, 02:14:21 ÖS »

ÜCÜNCÜNÜN DEVAMI

Articles / Tanımlıklar (a/an, the) ve Miktar Belirten Sözcükler

1) Belirsiz tanımlık : a / an
Çoğul yapılabilen (countable) adların tekilleri ile kullanılır:

a) Söylenişi ünsüzle başlayan sözcüklerle a kullanılır:
a book, a bird, a historical event, a university

b) Söylenişi (yazılışı değil) ünlüyle başlayan sözcüklerle an kullanılır:
an apple an hour an ant

c) advice, information, knowledge, money gibi çoğulu yapılmayan kütle adlarıyla (uncountable nouns) a,
an kullanılmaz.

2) Belirli tanımlık : the
a) Daha önce sözü edilen bir adı belirtmek için kullanılır:
There is a book on the table.
The book is not mine.
Belirtilen çoğul adlarla da kullanılabilir:
I bought ten books.
The books are in English.

b) Irmak, deniz, sıradağ ve kimi ülke adlarıyla kullanılır:
The Kızılırmak, The Atlantic Ocean, The Taurus Mountains, The United States

c) Dünyada tek olan varlıkları niteler:
The sun sets in the west.

d) Sayı sıfatlarından ve en üstünlük derecesinden önce kullanılır:
A is the first letter of the alphabet.
He is the most intelligent student.

3) Belirli tanımlık şu durumlarda kullanılmaz:
a) Belirsiz miktar ve nitelikteki adlarla:
Bicycles cost more than they used to.
He likes poetry.

b) Özel ad olarak kullanılan kişi, cadde ve kent adlarıyla:
She lives on Atatürk Boulevard in Ankara. Mehmet is a good boy.

c) iyelik sıfatlarıyla nitelenen adlarla tanımlık kullanılmaz:
Hasan's book, his coat, their garden

d) Kimi yerleşik yaygın ilgeç öbeklerinde tanımlık kullanılmaz:
go home go by air
to school bus
to hospital car
to university plane
land
ship

4) Miktar ve sayı belirleyicileri

İngilizce de bu amaçla kullanılan çok sayıda sözcük vardır. Biz bunlardan en yay¬gın olanlarını örneklemekle yetineceğiz.

a) much, little, a little, a good deal of, a great quantity of kütle adlarıyla (uncountable nouns) kullanılır, çoğul eylem alamazlar: He ate much bread. There isn't much salt left. We imported a great quantity of coffee. She drinks a little tea every morning.

b) many, few, a few, several, a large number of, a great many çoğul adlar¬la kullanılır:
A large number of students failed this year..
We haven't seen many films lately.
A great many questions have to be answered.

c) some, any, a lot of, enough, no hem tekil hem de çoğul adlarla kullanı¬labilir:
There is no milk in the refrigerator.
Have you read any novels lately?
We bought some English books yesterday.
They have some problems to solve.
There is some money left on the table.

Nouns / Adlar

Adlar kişi, yer, nesne, nitelik, etkinlik ve benzerlerinin göstergesi olan sözcüklerdir.

1) Adlarda tekil ve çoğul

Adlarda tekil ve çoğul olgusunun bilinmesi, uygun eylem kullanımı bakımından önemlidir. Örn.

The boys are in school / The boy is in school.
His thesis was perfect.
It is 8.30. Here's the news.
The police are searching for him.

a) ingilizce’de en yaygın çoğul yapım kuralı tekil adlara s eklemektir:
book/books chair/chairs boy/boys

b) Tekil ad ch, sh, s, x, ya da z ile bitiyorsa -es eklenir:
church/churches brush/brushes bus/buses box/boxes buzz/buzzes

c) Tekil ad ünsüz + y ile bitiyorsa (örn. -by, -dy, -ty) -y kaldırılır ve ies eklenir,
baby/babies party/parties lady/laydies city/cities

-y'den önce ünlü varsa genel kurala uyulur:
toy/toys monkey/monkeys

d) Sonu -f ya da -fe ile biten adlarda "f" yerine "ve" konur, -es (ya da -s) ekle¬nerek çoğullaştırılır:
half/halves leaf/leaves life/lives
shelf/shelves thief/thieves wife/wives
knife/knives

e) Kuralsız çoğullar
foot/feet tooth/teeth goose/geese
man/men woman/women mouse/mice
child/children

f) Tekil/çoğul aynı olan adlar
aircraft, deer, fish, means, species, sheep, series

g) Özellikle bilim dilinde kullanılan çoğu ödünç sözcüklerin çoğulları kuralsız olarak yapılır:
cactus/cacti datum/data fungus/fungi
bacterium/bacteria criterion/criteria nucleus/nuclei
radius/radii medium/media stimulus/stimuli
thesis/ theses index/indices vertebra/vertebrae

h) Görünüşte çoğul, anlamı tekil olan adlara dikkat edilmelidir:
linguistics, mathematics, (maths), politics measles, rabies, mumps, rickets

j) Kimi adlar hep çoğul olarak kullanılır:
the police, trousers, pants, riches vb.

k) ingilizce de kimi adlar çoğul yapılmazlar, bunlara kütle adları (uncountable nouns) denir. Tekil eylemlerle
kullanılması gereken bu adların en önemlileri şunlardır: water, tea, coffee, accommodation, advice, bread,
furniture, grass, information, knowledge, luggage, money, news, progress, re¬search, work, wool,
weather.

Bunların en önemli özelliklerinden birisi de bir anlamına gelen belirsiz tanımlık (a, an) ile kullanılmamalarıdır. Kimi zaman bunlarla kullanıldıklarında anlamları değişir:

I'd like some white paper. (Biraz beyaz kağıt istiyorum)
He's going to buy a paper. (O (bir) gazete alacak)

1) Birleşik adların çoğulları da dikkat gerektirir:
son-in-law/sons-in-law, man-of-war/men-of-war armchair/armchairs


Adlarda İyelik
Adların önemli bir özelliği de iyelik eki almalarıdır.

1) iyelik genel olarak tekil adlara ('s) eklenerek yapılır:

his father's car the boy's dog the girl's note-book

2) Kurallı çoğul adlara yalnızca (') eklenir:

the girls' books (kızların kitapları)
the students' achievements (öğrencilerin başarıları)



3) Kuralsız çoğul adlara ('s) eklenir

The children's room / men's wear

4) ilk ad cansız ise iyelik göstermek için ad + of + ad yapısı daha sık kullanılır:

the leg of the table
the importance of the problem
the cost of the roof


5) -s ile biten özel adlar İngiliz İngilizce'sinde genellikle ('s) alır:

Keats's poems Charles's wife

Ancak Amerikan İngilizce'sinde yabancı ve klasik adlarda (') yeterlidir

Socrates' speech Tacitus' diction

6) Kimi zaman çifte iyelik kullanılabilir:

She is a friend of mv mother's

7) İlgeçli bileşik adlarda ('s) sona eklenir:

brother-in-law's house
mother-in law's complaints

Karizmatik Yaygınlık kazanmış zaman,para vb. ile ilgili anlatımlarda da ('s) kullanılır:

ten minutes' walk / a year's profit / a day's work

Pronouns / Adıllar

1) Özne adılları: I, you, he, she, it, we, you, they Örn.

I'm hungry. You work hard. He's a teacher.
She got up early yesterday. It is cold. We are students.
You are good students. They are waiting.

2) Nesne adılları: me, you him, her, it, us, you, them
Örn.

He often helps me. I saw you. We gave him some money.
The teacher will punish her. You broke it. He did not see us.

I gave them all the books. Dolaylı ve dolaysız nesne birlikte kullanıldığında ad ve adılların durumuna dikkat edilmelidir:

I gave him the pen. I gave the pen to him.
I gave it to him. I gave him it.

3) iyelik adılları: mine, yours, his, hers, its, ours, yours, theirs. Bunlar ad yerine kullanıldıklarından başka adla birlikte kullanılmamalarına dikkat edilmelidir:

Mine is here. This is yours. Theirs was a good house.
I don't like his. I like hers.

4) Dönüşlü ve pekiştirici adıllar: myself, yourself, himself, herself, itself, yourselves, themselves.

a) Dönüşlü adıllar özne ve nesnenin ayni kişi olduğunu gösterir.
I cut myself. We dried ourselves in the sun.
The woman killed herself. They looked at themselves in the mirror

b) Bu adıllar pekiştirici olarak da kullanılır:

I myself repaired it. I repaired it myself.

by ile kullanıldıklarında kendi kendine, yalnız başına anlamına gelirler (Bu¬rada by kullanımının edilgen çatıdan -passive- ayrı olduğu anımsanmalıdır).

I learnt English by myself.
She repaired the watch by herself.

5) Gösterme adılları: this, that, these, those. Bunların ilk ikisi tekil, ötekiler bunla¬rın çoğullarıdır. This ve these yakındaki nesneleri, that ve those uzaktaki nes¬neleri gösterir.

This is a good book. These are good books.
That smells nice. Those smell nice.

6) Soru adılları: who, whom, whose, what, which. Bunlar özne ya da nesneyi sor¬makta kullanılırlar:

Who is comming? Whom did you see yesterday?
Whose is it? What happened? Which do you like best?

7) İlgi adılları: who, whom, which, that, whose, whoever, whichever, whatever.
Bunlar sıfat tümceciği kurmakta kullanılır.
Örn.
I know the boy who came in.
She knows the boy whom she met at the party.
I bought a book which might interest you.
He's the man that sells tickets.

Not: Bunların kullanımları ile ilgili bilgiler için tümcecikler bölümüne bkz.


Adjectives / Sıfatlar

a) Sıfatlar adları niteleyen sözcüklerdir. Bu nedenle birincil olarak adların önünde bulunurlar. (Koyu yazılı sözcükler sıfattır).
my book, this chair, each student, a little water, a stolen car, a beautiful girl.

b) Sıfatlar şu eylemlerden sonra da kullanılabilirler: be, seem, appear, look, sound, taste, feel, smell
She is hungry.
She always seems cheerful.
He looks rich.
The soup tastes delicious.

c) Kimi sıfatlar the ile kullanıldıklarında bütün kümeyi anlatır:

the rich (zenginler), the blind, the dead, the poor (yoksullar)
the old (yaşlılar), the handicapped, the unemployed (işsizler)

sh ya da ch ile biten kimi uyruk adları da böyle kullanılabilir:
The British (ingilizler), The English, the French.

d) Little, elder, main, principal adlardan önce kullanılır: eylemlerden sonra kulla¬nılmazlar, ill, well, afraid, alive, alone, asleep adlardan önce kullanılmazlar.

He looks ill (He is a sick man)
She is very well (She is a healthy woman)



e) Birden çok sıfat kullanıldığında sıra şöyle olabilir:
renk kaynak gereç amaç ad
black Spanish leather riding boots

f) Kimi sıfatlar ilgeçlerle de kullanılabilir:
afraid of, interested in, busy with, tired of (ilgili bölüme bkz.)

Sıfatların karşılaştırılması
1) Eşitlik derecesi: as+sıfat+as
He is as tall as his sister (Kız kardeşi kadar uzun boyludur)
You are as clever as he is (onun kadar zekisiniz)

Konuşma dilinde ikinci as'den sonra adılların nesne biçimi kullanılabilir:
You are as clever as him.

Olumsuz için not so... as ya da not as ... as kullanılır:
He is not as old as I am.
I am not so hungry as you are.

2) Üstünlük derecesi (comparative): İki kişi ya da nesneyi karşılaştırmak için kulla¬nılır:
a) Tek ve iki heceli sıfatların çoğunun karşılaştırılmasında sıfat+ -er + than yapısı kullanılır:
Ahmet is taller than Mehmet.
She is older than I am.
b) Kimi iki heceli ve daha çok heceli sıfatların karşılaştırılması için more + sıfat + than kullanılır
The house is more comfortable than ours.
His story was more interesting than yours.
c) Kimi sıfatların üstünlük derecesi kuralsızdır:
good beter
bad worse
little less
much more
many more
far farther
further
d) the + comp.....the + comp yapısı aynı anda olan iki değişimi anlatmak için kullanılır.
The older he gets the happier he is.
The more you work the more you earn.

e) Üstünlük dereceli sıfatları nitelemek için much, far, a lot, rather, a little, a bit kullanılır:
He is much older than you are.
This book is a little more expensive than that one.

3) En üstünlük derecesi (superlative degree)
a) Tek ve iki heceli sıfatların en üstünlük derecesi için the + sıfat + est yapısı kullanılır:
This is the cheapest book.
He is the tallest of all.

b) Çok heceli sıfatlar için the + most + sıfat yapısı kullanılır.
This is the most interesting book of all.
They bought the most expensive car.

c) Kuralsız sıfatlar da vardır.

comparative superlative
good better best
bad worse worst
little less least
much/many more most
far . farther farthest/furthest
Logged

Moderatörlük için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap e posta-msn adresinden bana ulaşabilirsiniz.
**************************
intibah
intibah
Altın Üye


Karma: 8
Online Online

Mesaj Sayısı: 1003



WWW
« Yanıtla #4 : Aralık 25, 2006, 02:15:20 ÖS »

Adverbs / Zarflar
Zarflar tümcede eylemi, ya da zarfları niteleyen sözcüklerdir. Özellikle eylemlerle kul¬landıklarında Türkçe’deki yapının tersine eylemden sonra geldikleri anımsanmalıdır.
He speaks fluently
She drives very fast.
He speaks English very well.

Zarfların bir çoğu sıfatlara -ly eklenerek yapılır.
slow/slowly quick/quickly careful/carefully

Zarfların tümcede üç temel konumu vardır:

1) Tümce başında kullanılan zarflar:
a) Zaman zarflarının çoğu tümce başında kullanılabilir.
Yesterday he went to istanbul.
In January it is snowed a lot.

b) Kimi sıklık zarfları
Occasionally he tries to write poems.
Sometimes we get up late.

Always, never tümce başında kullanılmazlar.

c) Kimi yer ve tarz zarfları da tümce başında kullanılabilir.
Here comes the bus.
Gently he examined my eye.

2) Tümce ortasında kullanılan zarflar;

a) Often, always, usually, sometimes, never gibi sıklık zarfları to be eyle¬minden sonra, öteki
eylemlerden önce kullanılırlar.
We often go to the theatre.
We are often late.
I was never ill at home.
They always go home at 6 p.m.

b) Eylemin birkaç öğesi varsa bu sözcükler 1. den sonra kullanılır.
They have always lived in that house.
This work will never be finished.

c) Yer ve zaman zarfları genellikle tümce ortasında kullanılmaz.

3) Tümce sonunda kullanılan zarflar
Tarz, yer ve zaman belirteçleri tümce sonunda kullanılır;
He came to my office at five o'clock
Tümce sonunda birden çok zarf varsa, tarz, yer ve zaman sırasıyla kullanılır: .

We worked quietly in his room yesterday.
tarz yer zaman

Zarfların Karşılaştırılması
Zarfların karşılaştırılmasında da genellikle sıfatların karşılaştırılmasındaki kurallar ge¬çerlidir.

a) Eşitlik derecesi: as + zarf + as
I can drive as well as you can.
She writes as quickly as you do.
He can walk as quickly as i can.

b) Zarfların üstünlük (comparative) derecesi more + zarf + than; en üstünlük dere¬cesi the + most + zarf
yapısıyla oluşturulur:
She drives more dangerously than he does (üstünlük)
I can see more clearly than you can.
He drives the most dangerously of all. (en üstünlük)
My friend writes the most carefully of all.

c) Birkaç zarfın üstünlük derecesi er + zarf + than ; en üstünlük derecesi the + zarf + est biçiminde yapılır.
Bunlar şunlardır: fast, soon, early, late, hard, long, far, near, often.
You work faster than he does.
You came later than he did.
He works the hardest of all.
They drove the fastest of all.


d) Kuralsız zarflar unutulmamalıdır:

little less least
badly worse worst
much more most
many more most
well better best

Modals And Auxiliaries / Kiplikler ve Yardımcı Eylemler

1) Temel yardımcı sözcükler; be, do, have. Ortak özellikler:

a) Soruları tümce başına getirilerek yapılır:
Is he ill? Does he work hard? Has he come?

b) Olumsuz yapmak için not eklenir.
He is not thirsty. They do not get up early. I have not finished the book.

BE : Sekiz değişik biçimi vardır: be, am, is, are, was, were, being, been.

a) Süreklilik anlatan (continous) zamanları oluşturur:
He is sleeping now. I am writing.
You were reading while I was playing football.
He'll be coming tomorrow.

b) Edilgen çatıyı oluşturmakta kullanılır.
The door is opened at 9 o'clock every day.
The radio was repaired two days ago.

c) Asıl eylem olarak da kullanılabilir:
He is a teacher.
They were at school yesterday.
She is unhappy.

DO: Üç biçimi vardır: do, does, did.

a) Geniş zaman (the simple present) ve di'li geçmiş zaman (the simple past) tümcelerinde soru yapmakta kullanılır.

He lives in Ankara Does he live in Ankara?
They work hard. Do they work hard?
She worked hard. Did she work hard?

b) Olumsuz yapmakta kullanılır (imperative, simple present /past) Don't drink too much tea. I don't get up
late.
He doesn't get early. He didn't see him yesterday.

c) Vurgulama ve direnme anlatmak için kullanılır:
Do sit down (lütfen oturun). He did pass his exam. They do speak German.

d) Asıl eylem olarak da kullanılabilir, bu durumda beş biçimi vardır: do, does, did, doing, done.
What are you doing? I did my homework yesterday.
She has done the cooking in the morning.

Bu durumda geniş ve geçmiş zamanda yardımcı eylem olan do ile birlikte kullanılır.
I do my homework. Do you do your homework?
He didn't do his assignment.



HAVE: Üç biçimi vardır: have, has, had

a) Eylemlerin 3. biçimleri ve kimi kipliklerle birleşerek tamamlanmış görü¬nüşleri (perfect tenses) oluşturmakta
kullanılır.
I have just written a letter.
After they had left school they went home.
They'll have finished the bridge by next year.
He might have been blind.

b) be ve do gibi asıl eylem olarak da kullanılır, bu durumda 'sahip olmak' anla¬mına gelir.
He has two brothers.
I haven't any money. (/ don't have any money.)

Asıl eylem olarak kullanıldığında soru ve olumsuzluklarını do ile yapmak yaygındır,
Do you have any brothers? I don't have any brothers.

2) Modals / Kiplikler: can, could, may, might, shall, should, will, would, must, ought to, used to, need, dare.

Genel özellikleri:

a) Soru yapılırken tümce başına alınırlar:
You can swim. Can you swim?
He ought to come earlier. Ought he to come earlier?
b) Olumsuzlukları not eklenerek yapılır:
She will see you. She will not (won't) see you.
You must smoke at school. You mustn't smoke at school.
You may come in. You may not come in.
c) Eylemin yalın kök biçimi ile kullanılırlar:
She can speak English.
He used to play football.
You ought to comb your hair.
d) be, do ve have'den ayrı olarak 3. tekil şahısta değişmezler.
He can swim well.
She will come tomorrow.
e) have ile kullanıldıklarında have'den önce gelirler, soru ve olumsuzluklar kipliklerle yapılır:
He should have finished this assignment. .
Should he have finished his assignment?
We could have written the letter.
Could we have written the letter?

Kipliklerin kullanımı ile ilgili örnekler:

Kiplik anlamı örnek
can yetenek/yeterlik He can swim well.
olasılık Anyone can make mistakes.
izin Can I smoke in this room?

could geçmişte yeterlik My friend could speak three languages.
olasılık She could be very unhappy at times,
izin Could I ask you something?
öneri Could we meet tomorrow?
am, is, are
able to yetenek / yeterlik She is able to type very fast.
was/were
able to geçmişte başarılmış iş He was able to pass his class.
may olasılık It may rain this afternoon,
izin May I open the window?
You may open the window.
might zayıf olasılık He might come this evening,
izin isteme Might I use your phone?
gerçekleşmemiş olasılık You might have missed the bus.
must konuşmacıdan gelen
zorunluluk /yükümlülük You must be here at 9 o'clock
must be çıkarım He must be ill.
çıkarım (geçmiş) He must have been ill.
must not yasak You mustn't smoke in school.
have to dışardan yüklenen zorunluluk We have to work from 9 to 5.
don't/doesn't
have to gerekmezlik We don't have to get up early on Sunday
shall I, we ile gelecek anlatır I shall ring you up at 5 o'clock
öneri, rica vb. Shall I open the window?
Shall we go out for dinner?
will geleceklik eki, karar, öngörü We will see him tomorrow,
isteklilik, niyet I'll certainly help you.
rica, buyruk, çağrı Will you open the window, please?
karşı çıkma I will not do what you say.
would will'in geçmiş biçimi He said he would come soon,
rica Would you turn down the radio?
geçmişte alışkanlık He would go for long walks.
should shall'in geçmiş biçimi I said I should be there at 6.
öğüt, görev, yükümlülük You should study more.
should geçmişte yapılması gerekip
have yapılmayan You should have locked the door.
(kapıyı kilitlemeliydiniz)
ought to "should" ile aynı anlamda
(öğüt vb.) We ought to vote in the elections.
daha nesnel olguları anlatır I ought to see her tomorrow.
had better öğüt, salık verme You'd better drink milk.
('d better) -se iyi olur. Had we better buy that car?
used to geçmişteki alışkanlık My father used to play basketball.
Did you use to smoke?
need gerekirlik She need study hard
needn't (must'ın olumsuzu) gerekmezlik We needn't get up early on Sunday.
Dare cesaret, yeğ tutma He daren't go into that building
Dare you interrupt the teacher?
would rather ('d rather)
tercih, yeğ tutma We'd rather learn English than German.
They'd rather not drink tea at night.

Kipliklerle Edilgen Çatı (Passive Voice)
can post the letter. The letter can be posted.
could could
may may
. might might
will will
would would
shall shall
should should
must must
have to have to
ought to ought to
had better had better

Not : Örneklerde görüldüğü gibi nesne (the letter) özne yerine alınır, kipliklerden sonra be eklenir ve bütün edilgen çatılarda olduğu gibi eylemin 3. biçimi kullanılır. (kiplikler hiçbir değişikliğe uğramaz.)

Kiplikler have ile birlikte kullanıldıklarında edilgen çatı için been kullanılır:
I can have posted the letter The letter can have been posted,
could could
will will
may rnay
might might

Verbs / Eylemler
Eylemlerin birincil görevi çeşitli zamanları anlatmak için çekime girmektir. The Simple Present ve The Simple Past dışında zamanları oluşturmak için eylemlerle birlikte yardımcı eylem ya da kiplikler de kullanılır. Aşağıdaki örneklerde zamanı gös¬teren sözcükler siyah yazılmıştır. (Zaman zarflarına da dikkat ediniz.)

The Present Continuous
I'm writing now. (Şimdi-yazı-yazıyorum.)
You are writing.
He is reading a book.
She is playing tennis.
They are listening to the radio.
They are sleeping.
The purchasing power of money is decreasing.

The Simple Present
I always get up early. (Ben her zaman erken kalkarım.)
He always gets up late.
We never drink coffee at night.
My friend usually works hard.
Do you drink tea in the morning?
Does she like music?
The scientist uses reliable instruments.

The Past Continuous
I was going home when I met you. (Size rastladığımda eve gidiyordum.)
She was cooking when you phoned.
They were sleeping when you came.
While we were reading, she was having lunch.

The Simple Past
I wrote a letter yesterday. (Dün bir mektup yazdım.)
She cooked well.
They enjoyed the party.
Did he go to Istanbul?
Did you finish your assignment?
The cost of living index rose 90 % last year.

The Simple Future
I'll write a letter tomorrow? (Yarın mektup yazacağım.)
He'll buy a car next year.
We will (shall) help him.
The cabinet will probably meet tomorrow.

The Future Continuous
I'll be going to Istanbul tomorrow. (Yarın İstanbul'a gidiyor olacağım.)
She will be cooking all afternoon.
We'll be staying at home all evening.
My friend will be waiting for you at Esenboğa airport.

The Present Perfect
I have just seen him. (Onu biraz önce gördüm.)
You have missed the bus (Otobüsü kaçırdınız.)
He has written an interesting story.
Many holiday villages have been built in the southern part of Turkey.

The Present Perfect Continuous
I have been learning English since 1975. {1975'ten beri ingilizce öğren¬mekteyim.)
He has been reading for three hours.
She's been singing for ten minutes.

The Past Perfect
You had worked hard before the exam. (Sınavdan önce çok çalışmıştınız.)
He hadn't expect such a thing.
They said they had forgotten to bring the book.
The king had deposited a lot of money in the foreign banks.

The Past Perfect Continuous
I had been working hard. (Çok çalışmaktaydım.)
She had been trying to understand what had happend.

The Future Perfect
I'll have finished this book by tomorrow. (Bu kitabı yarına kadar bitirmiş olacağım.)
We shall have completed the school by 1989.
She will have prepared the meal by 5 o'clock.

The Future Perfect Continuous
He will have been learning English for over ten years.
(On yıldan daha uzun süredir İngilizce öğreniyor olmuş olacak.)
We'll have been playing for two hours by 6 o'clock.


Zamanlarla edilgen çatı (passive voice) örnekleri

1) Edilgen çatıya dönüştürülebilmesi için eylemin geçişli olması, başka bir anlatımla nesne alan türde olması
gerekir. Edilgen çatıya dönüşürken nesne özne yerine alınır.

2) to be eyleminin zamana uygun biçimi kullanılır (present, am, is, are, past; was/ were, perfect:been)

3) Bütün zamanlarda edilgen çatıda eylemin 3. biçimi kullanılır. İngilizce eylemler genelde kurallı (work,
worked, worked) ve kuralsız (write, wrote, written) olarak ikiye ayrılır. Kuralsız eylemleri sırası geldikçe
öğrenmek gerekir.

Etken tümce (active) Edilgen tümce (passive)
The secretary writes the letter The letter is written (by the secretary)
The secretary wrote the letter The letter was written.
The secretary is writing the letter The letter is being written
The secretary was writing the letter. The letter was being written.
The secretary will have written the letter. The letter will have been written.
The secretary will write the letter. The letter will be written.
The secretary will be writing the letter. The letter will be being written.
The secretary has written the letter. The letter has been written.
The secretary had written the letter. The letter had been written.

Eylemlerle ve zamanlarla ilgili olarak anımsanması gereken kimi noktalar :

1) ingilizcede kimi eylemler genel olarak -ing almazlar. Bunları sürekli (continuous) zamanlarda
kullanmamaya özen gösterilmesi gerekir. En önemlileri şunlardır:
astonish, appear, believe, belong, dislike, doubt, depend, deserve, concern, consist, contain, feel,
guess, hate, hear, impress, imagine, like, love, know, mean, measure, own, owe, prefer, please,
possess, realize, recognise, remember, satisfy, surprise, suppose, see, smell, sound, seem,
understand, think, taste, wish, weigh, want.

2) Kimi eylemlerden sonra ikinci bir eylem kullanıldığında ikinci eylem -ing biçimini alır.
I enjoyed reading that novel.
He admitted stealing the book.

-ing ile kullanılan öteki eylemlerden en önemlileri:

admit, appreciate, avoid, consider, delay, detest, dislike, enjoy, escape, excuse, finish, forgive, give up,
go on, imagine, keep on, mention, mind, postpone, practice, recollect, resist, resent, suggest, stop,
understand, be worth.

3) Kimi eylemler ikinci eylemin mastar biçiminde kullanılmasını gerektirir.
I advised him to take the exam again.
The teacher allowed us to use a dictionary.

Bu eylemlerin başlıcaları advise, allow, cause, command, encourage, force, get, instruct, oblige, order,
persuade, remind, teach, tell, warn.

4) ilgeçten sonra eylemin -ing biçimi kullanılmalıdır.
He went to the cinema instead of going to school.
After attending the lecture she went home.

5) Zamanlarla kullanılan zaman zarflarına da dikkat edilmelidir.
I am writing now.
He wrote a letter yesterday.
I have been writing a letter for 20 minutes.
I'll see you tomorrow.
Logged

Moderatörlük için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap e posta-msn adresinden bana ulaşabilirsiniz.
**************************
intibah
intibah
Altın Üye


Karma: 8
Online Online

Mesaj Sayısı: 1003



WWW
« Yanıtla #5 : Aralık 25, 2006, 02:17:17 ÖS »

Indirect Speech (Dolaylı Anlatım)
Dolaylı anlatım iki kişi arasındaki konuşmanın üçüncü kişi ya da kişilere aktarılma¬sıdır. 1) Düz tümceler

a) Giriş tümcesi the simple present, the present perfect ve the future tense ise zamanlarda bir
değişiklik yapılmaz:
"They are coming", He says they are coming.
"Your friend is ill." She will tell you that your friend is ill.

b) Giriş tümcesi geçmiş zaman ise aşağıdaki zaman değişiklikleri yapılır:
"They work", (s. present) He said they worked (s. past).
"They are working", (present continuous) He said that they were working. (past continuous).
"They have worked", (present perfect) He said they had worked, (past perfect)
"They worked", (simple past) He said that they had worked, (past perfect).
"They were working", (past continuous) He said that they had been working, (past perfect
continuous).

c) Adıllar da konuşmanın konumuna göre değiştirilir:
He said : "I am doing my homework.
He said that he was doing his homework.
She said she was doing her homework.
She said: "I saw the boy."
She said (that) she had seen the boy.
He said: "My car is new"
He said his car was new.
He said: "They helped us."
He said that they had helped them.

d) Yukarıda sözü edilen (a) seçeneği dışında kipliklerin ikinci (past) biçimi kullanılır:
'I can swim. She said she could swim.
He said he could swim.
'You may go The teacher said we might go.

Not: would, might, should, had better, must genel olarak değişikliğe uğramaz.

c) Zaman zarfları da değişir:
dolaysız (direct) dolaylı (indirect)
now then
today that day
yesterday the day before (the previous day)
tomorrow the next day
next week the following week
this that
here there

Soru tümcelerinin dolaylı anlatımı:

a) Yardımcı eylem ve kipliklerle başlayanlar:
Yukarıdaki değişmeler burada da geçerlidir. En önemli nokta He asked if/ he wanted to know if /
whether gibi bir giriş tümcesiyle başlayıp kipliği düz tümcedeki yerine taşımaktır.
Örn.
'Can you swim?' He asked if I could swim.
'Will she come?" He asked if she would come.
May I open the door? She asked if she might open the door.

Do, does, did ile başlayan sorularda durum değişiktir.
'Do you speak English?' He asked if I spoke English.
'Does he speak English?' He asked if the spoke English.
'Did he speak English?' He asked if he had spoken English.

Burada do ortadan kalkar, ya da eylemle uygun zamana dönüşür.

b) Where, when, why, what, who, vb. soru sözcüğü ile başlayan sorular için de yukardaki kuralların tümü
geçerlidir, yalnızca if yerine soru sözcüğünün kendisi konulur:
'Where do you live?' He asked where I lived.
'Why isn't she coming?' He asked why she wasn't coming. '
When will she come?' They asked when she would come.
'What are they doing? I asked what they were doing.

Dolaylı anlatımdaki tümcelerde soru tümcelerinin düzgün tümce biçimine dönüş¬tüğüne, soru biçiminin ortadan
kalktığına, soru sözcüklerinin bağlaç görevinde olduklarına özellikle dikkat edilmelidir.


prepositions / İlgeçler

at away, across, on, off, along, over, through, in, Into, out, of, at, from, above, beside, behind, in front of,
under, beneath, below, underneath, between, among, about, around vb.

Yer ilgeci olarak in, on, at
in : in Bursa, in Ankara, in school, in class, in bed, in town, in Turkey
on : on Atatürk Boulevard, on television, on the radio, on the floor.
at : at the cinema, at the theatre, at a party, at school, at university, at 25 Ata¬türk Boulevard.

Zaman ilgeci olarak in, on, at,
in May
winter
1985
in the morning, in the afternoon, in the evening
on Sunday
January 25
the first of May
at 2 o'clock
night
noon
midnight

Durum ilgeçlerinden kimi örnekler: by bus, by train, by plane, on foot, on a train. İlgeçlerle

ilgili kimi önemli notlar:

a) Kimi sözcüklerle belli ilgeçler kullanılır (ilgili bölüme bkz.) Örn. afraid of, angry with, look at, apologize
for, married to, prevent from, agree with vb.

b) İlgeçlerden sonra eylemin -ing biçimi kullanılır.
Before going to school, he had his breakfast.
Me is afraid of going out in the dark.

c) Türkçe’deki kullanımının tersine kimi sözcüklerle ilgeç kullanılmaz:
discuss, marry, lack, go home

d) next, last, this, every, each, some, any, all ile başlayan zaman zarfların¬dan önce ilgeç kullanılmaz:
next Monday, all night, this Friday

e) Sıfat tümceciklerinde, edilgen yapıda, what, who, where soru sözcükleri bulunan yapılarda ilgeçler
tümce sonunda kullanılabilir:
That's the house I told you about.
She has already been operated on.
What are they looking at?
Where are you coming from?
Who are you looking for?


Clauses / Tümcecikler
Ad Tümcecikleri

Ad tümcecikleri ad görevi yapan (özne yada nesne) kuruluşlardır. Üç türü vardır.
1) a) tümce + that + tümcecik
We are sorry that you can't come.
It is obvious that he is lying.
He was surprised that I knew German.

b) that + tümcecik + eylem + tümleç
That he is clever is obvious.
That he doesn't work worries me.
That you have come early is very good.
2) a) Q - word + tümcecik + eylem + tümleç
What you ought to say is very important.
Where he went is still unknown.
How useful these sentences are is quite clear.

b) tümce + Q - word + tümcecik I don't know where he lives.
I can't tell you why he is crying.
It is a mystery when he went there.
We don't know who he is.

3) tümce + if / whether + tümcecik
He wants to know if I can speak English.
She asked if we saw that film.

Not: Bunların adlar gibi özne ve nesne olarak kullandıklarına dikkat ediniz. En önemli nokta soru sözcüklerinin bu tümceciklerde bir bağlaç görevinde ol¬malarıdır. Örneklerde görüldüğü gibi soru sözcüklerinden sonra düz tümce düzeni (özne + eylem + tümleç) kullanılır.

Sıfat Tümcecikleri

1) Who: özne yerine, insanlarla ilgili adlardan sonra bağlaç olarak kullanılır.
The man is a teacher. He speaks fluently.
The man who speaks fluently is a teacher. (Akıcı olarak konuşan adam öğretmendir.)
I saw the boy who was running They helped the worker who was ill

2) Whom: nesne yerine, insanlarla ilgili adlardan sonra bağlaç olarak kullanılır.
The woman was ill. You helped the woman.
The woman whom you helped was ill. (Yardım ettiğiniz kadın hastaydı.)
The man is his uncle. You met the man.
The man whom you met is his uncle.
That's the man whom we met at the theatre.
Is that the girl to whom you lent the money?

3) Which: özne ve nesne yerine, cansızları anlatan adlardan sonra bağlaç olarak kullanılır.
The discussion was very interesting.
It was broadcast on TV. The discussion which was broadcast on TV was very interesting. (Televizyonda yayınlanan tartışma çok ilginçti.)
That is the picture. It caused a lot of sensation.
That's the picture which caused a lot of sensation.
A paragraph which has unity will be clear.

Eylemlerin aldığı ilgeçler bu ilgi bağlaçlarından önce kullanılabilir:

The chair on which you are sitting is not safe.
(Üzerinde oturduğunuz sandalye sağlam değil.)
The scientist produced a working model on which reliable tests could be conducted.
The headmaster, with whom the parents had discussed their son's fu¬ture, advised the boy to take up journalism. .

4) That: tamamlayıcı (defining) sıfat tümceciklerinde which, who, whom yerine kullanılabilir.
I've got a book that might interest you.
Do you remember the boy that I was talking about?

5) Whose: iyelik gösteren ilgi bağlacıdır.
We saw a girl. Her hair came down to her waist.
We saw a girl whose hair came down to her waist. (Saçları beline kadar inen bir kız gördüm.)
Children whose future we must safeguard deserve a happier world.
Sıfat tümcecikleri arasında tanımlayıcı ve tanımlayıcı olmayan (non-defining) tümcecikleri birbirinden ayırmak gerekir. Bunların yapılışları aynıdır ancak birinciler tümcenin zorunlu öğeleri oldukları halde, ikinciler tümceyi açıklayıcı öğelerdir, kullanıl-masalar da olabilir. Özellikle yazıl: dilde kullanılırlar ve tümcenin öteki öğelerinden vir¬gülle ayrılırlar. Aşağıdaki örneklerde 1. tümcecikler tanımlayıcı, 2. tümcecikler tanımla¬yıcı değildir:

1) a) His father is a man who believes in discipline.
b) Ayşe, who does my hair, has moved to Istanbul.

2) a) Here's the book which you asked for,
b) You haven't seen my new car, which I bought last week.

3) a) Consumers who buy products are only interested in the contents.
b) My wife's sister, whom I haven't seen for a year, talks too much.

4) Whoever, whatever, whichever, whenever, wherever, "kim olursa olsun, ne olursa olsun vb. anlamda
bağlaç olarak kullanılırlar.
Whoever telephones, tell him I am out.
You can have whichever you like.
I won't mind what ever you do.

Zarf Tümcecikleri
Bunlar zarf görevi yapan değişik amaçlı tümceciklerdir. Bunlarda her bir kümenin bağlaçlarını sıralayıp birer örnekle yetineceğiz. Bu tümceciklerin tümce başında, orta¬sında ve sonunda bulunabileceklerini anımsamalıyız. Tümce başında bulunduklarında asıl tümceden virgülle ayrılmaları uygun olur. Ayrıca başta da değinildiği gibi bu tüm¬ceciklerin özne + eylem + tümleç gibi tümcenin turn öğelerini içerdiklerini, böyle de¬ğillerse eksik olacaklarını da unutmamalıyız.

Tümce başında:
After I had supper, I went to bed.

Tümce içinde:
My sister, because she is ill, will not go to school today.

Tümce sonunda:
I met him as I was coming out to school.

1) Yer anlatan zarf tümceciklerinde kullanılan bağlaçlar:
where, wherever, as, as far as
I know a place where you can be happy.

2) Zaman anlatan zarf tümcecikleri yapımında kullanılan bağlaçlar:
when, whenever, while, what, since, as soon as, as long as, until, till, after, before, by the time, once,
as, no sooner... than, scarcely... when, now that.
When I got to school, the lesson had already started.

3) Ödünleme ve karşıtlık (concession and contrast) :
although, though, while, whereas, even, though, even, if, as, whoever, in case that, in spite of, in
spite of the fact that, despite, despite the fact that.
Although it is raining, we shall go out for a walk.

4) Tarz anlatan zarf tümcecikleri yapımında kullanılan bağlaçlar: as, how, in that.
He is a disadvantage in that he can't speak English.

5) Neden (cause) anlatan zarf tümcecikleri bağlaçları:
because, since, as, seeing that, for
I can't go to the concert because I have no ticket.

6) Amaç anlatımında kullanılan zarf tümcecikleri bağlaçları:
so that, in order that, lest, for fear that
They got up early so that they might not miss the bus,

7) Sonuç anlatımında kullanılan zarf tümcecikleri bağlaçları:
so (that), so (much)... that
She spoke so well that everyone admired her.


Karizmatik Derece anlatan zarf tümcecikleri yapımında kullanılan sözcükler :
the... the, in pro¬portion as, not so (as)... as.
The quicker we walk the sooner we'!! get there.

9) Çekinme, dışlama (reservation) anlatan bağlaçlar.
except (that), except for the fact that
I know nothing about the accident except what he told me about it.

10) Koşul tümcecikleri (conditional clauses)
Bunların üç temel biçimi vardır. (Ayrıntılar için dilbilgisi kitaplarına bkz.)

a) if + tûmcecik (present) + tümce (present / future)
Tümce (present/future) + if + tûmcecik (preseni)

Bu yapı olanaklı, gerçek durumları anlatır.
If you help me, I can do this. (Bana yardım edersiniz, bunu yapabilirim.)
If he has a car, he will never stay at home.
We shall not get there on time if we miss the train.
He will be pleased if you visit him.

b) If + tümcecik (s. past) + tümce (would + V1)
Tümce (would + V1) + if + tümcecik (s. past)

Bu yapıda geçmiş zaman eylemi kullanılmakla birlikte olgu şimdiki zaman ol¬gusudur; ancak gerçek değil gerçeğe aykırı, varsayıma dayalı durumlar anlatılmak¬tadır.
If I were you, I wouldn't take the exam. (Sizin yerinizde olsam bu sınava gir¬mezdim.)
If he had a car, he would never stay at home. (Arabası olsa, asla evde dur¬mazdı.)
We would get wet if we didn't bring our umbrellas. If I had a million dolars, I would take a long
holiday.

3) Tümce (would / might / could +have + V3) + if + tümcecik (past perfect) / if + tümcecik (past perfect) +
tümce (would /might/could + have + V3)

Önceki iki yapı şimdiki zamanla ilgili koşulları anlattıkları halde bu yapıda geç¬mişle ilgili gerçeğe aykırı koşulları dile getirilir. Çevirilere dikkat ediniz.
If you had wanted to pass your exam, you would have studied much harder for it. (Sınavda geçmek
isteseydiniz, çok daha iyi çalışırdınız.)
I could have told him what to do if I had known how it worked. (Nasıl çalıştığı¬nı bilmiş olsam ne yapması
gerektiğini ona söyleyebilirdim.)
If he had lain quietly as instructed by the doctor, he might not have had a second heart attack. (Doktorun söylemiş olduğu gibi kımıldamadan yatmış olsaydı ikinci bir kalp krizi geçirmeyebilirdi.)

Not: Çok özel durumlar dışında if bulunan tümcecikte will ya da would kullanmama¬ya özen gösterilmelidir.

Causative / Ettirgen Yapı

Have ve get eylemleriyle yapılır, özellikle iki örneğe göre düzenlenir.

1) to have somebody do something (birine birşey yaptırmak)
I had the boy wash my car. (Çocuğa arabamı yıkattım)
I got the boy to wash my car.
She'll have the doctor vaccine her baby.
She'll get the doctor to vaccine her baby.

2) to have something done / to get something done
You can have the thesis typed. (Tezi daktilo ettirebilirsiniz).
We are getting the living room painted.
They might have had the locks changed.


3) Özellikle make ve let bu yapıda kullanılır. (Eylemlerin durumuna dikkat ediniz.)
That doctor made Ali give up smoking.
His father made John go to the dentist.
We let him speak at the meeting.


Wish-tümcecikleri dilek anlatımında kullanılır. Şimdiki zamanla ilgili dilek için wish + simple past; geçmişle ilgili dilek için wish + past perfect kullanıldığına dikkat ediniz.
I wish I were in istanbul. (Keşke istanbul'da olsam.)
He wishes he were a king.
I wish I hadn't said that.
We wish we had bought that car last yar. (O arabayı keşke geçen yıl almış olsaydık.)

İngilizce de Soru Yapma

1) Be (am, is, are, was, were) ve kipliklerin (can, may, will, vb.) bulunduğu tümcele¬ri soruya çevirmek için bunlar tümcenin başına getirilir.
I can swim. Can I (you) swim?
They will come tomorrow. Will they come tomorrow?
She was at home. Was she at home?

2) Kiplik ve be yoksa do, does (simple present) ve did (simple past) kullanılır.
We like bananas. Do we like bananas?
He gets up late. Does he get up late?
They wrote the letter. Did they write the letter?

Bu iki küme sorulara yanıt vermek için yes ya da no ile başlamak gerektiğini anımsamalıyız. Ayrıca, do, does ve did ile kipliklerin soru yapmak için aynı tümcede kullanılmayacakları da açıktır.

3) Birden çok yardımcı eylem ve kiplik varsa soru için birincisi tümcenin başına alı¬nır.
He can have finished it. Can he have finished it?
It will have been completed. Will it have been completed?

4) Yukarıdaki kiplik ve yardımcı eylemlerden önce soru sözcükleri kullanılabilir. (what, where, when, why, vb.)
What are you doing?
When will they go tomorrow?
When did he come yesterday?
How can we help him?

Önemli nokta, soru sözcüğünün yanıtını aradığı öğeyi tümceden çıkarmaktır:
Örn.
He works in the library every day.
Who works in the library every day?
Where does he work every day?
When does he work in the library?

5) Soru sözcükleri özne yerine kullanıldıklarında do kullanılmaz.
Who left the door open?
Which is more expensive?
What happened?

6) ingilizce de değil mi karşılığı eklenti soru (tag question) yapmak için kiplik ve yar¬dımcı eylemler kullanılır.
Bunlar olmadığında do kullanılır. Olumlu tümceler için olumsuz, olumsuz tümceler için olumlu eklenti
soru sorulduğuna dikkat edil¬melidir.
It is cold, isn't it?
She can speak French, can't she?
The meeting hasn't started, has it?
You like apples, don't you?
I gave you a check, did I?
I didn't give you a check, did I?
I am late, aren't I?
They haven't seen me, have they?
They have seen me, haven't they?
She could do it, couldn't she?
She couldn't do it, could she?

Fakat:
Let's go, shall we?
Give me a hand, will you?
Do sit down, won't you?

ingilizce de Olumsuz Yapılar

1) Yardımcı eylem ve kipliklere not eklenerek yapılabilir.
I can swim. I can't swim. (I cannot swim)
I was cold. It wasn't cold. (It was not cold)
We'll come. We won't come / We will not come.
She is running. She is not running.
We have forgotten you. We haven't forgotten you.

2) Yardımcı eylem ve kiplik yoksa don't, doesn't, ya da didn't kullanılır.
I drink milk in the morning. I don't drink milk in the morning?
He drinks milk in the morning. He doesn't drink milk in the morning.
They went to Istanbul. They didn't go to Istanbul.

3) Buyruk tümcelerinde don't kullanılır.
Open the door. Don't open the door.
Be rude. Don't be rude.

4) Kimi sözcüklesin bulunması tümceye olumsuz anlam verebilir: never, seldom, rarely, hardly.
He never gets up late.
They can hardly speak French.
She is seldom at home.

Bu sözcüklerin bulunduğu tümceler ayrıca olumsuz yapılmaz.

5) Olumsuz soru yapmak için yardımcı eylem ve kipliklere not eklemek yeterlidir.
Do you speak English? Don't you speak English?
Can they swim? Can't they swim.
Will you see him? Won't you see him?
!s he thirsty? Isn't he thirsty?

Resmi kullanımda yardımcı eylem + özne + not yapısı kullanılır.
Does she not speak English?
Have you not visited your uncle yet?

A Brief Glossary of Correct Usage

1) A, AN (art) Before consonant sounds, use a; before vowel sounds, use an
They left an hour ago.
I will attend a university next semester.

2) ACCEPT (i) EXCEPT (prep)
They accepted my invitation.
Everyone except me attended the meeting.

3) ADVICE (n) ADVISE (n)
His advice was very useful.
I advise him to buy a car.

4) AFFECT (v), EFFECT (n) The verb affect means to influence and the noun effect means the result.
Pollution affects everyone.
The effect of the drug is well known.

5) ALMOST (adv). MOST (adj. pron) The adverb almost is used with verbs, adjec¬tives, and other adverbs to
mean nearly but not completely. Most means the majority or greatest part.
Almost all students work very hard.
Most students work very hard.

6) ALREADY (adv). ALL READY (adj). Already means before the time specified; all ready means completely
prepared.
The movie had already begun by the time we arrived.
The president was all ready to go on vacation.

7) AMOUNT, NUMBER (n) Amount refers to non-count items; number refers to countable items.
The amount of money you have is not enough.
The number of students in the program is increasing.

Karizmatik BARELY, HARDLY, SCARCELY (adv). These words have a negative meaning and cannot be used with
other negative words.
I could barely see him.
Scarcely had the picnic begun when the rain started.

9) BESİDE, BESIDES (prep). Beside means next to; besides means in addition to.
He sat beside the pretty girl.
He has a bicycle besides a car.

10) BETWEEN, AMONG (prep). Between refers to only two persons or things; among refers to three or more
persons or things.
There is little difference between the two ideas.
There is little difference among the three ideas.

11) CLOTHES (n), CLOTHE (v), CLOSE (adj, prep. v)
The man was wearing old, dirty clothes.
She lives close to the university.
He has to work hard to feed and clothe his large family.
The store closes at midnight.

12) COMPARED (v, adj), Compared with is used to indicate differences, while compared to is used to point
out similarities.
He compared the crowd with the larger crowds of previous years.
He compared the crowd to a swarm of angry bees.

13) COMPLEMENT, COMPLIMENT (v, n) A complement is something that comp¬letes something else. A
compliment is a statement of approval or congratulati¬ons. The related verbs have the same sense.
A subject complement follows the verb "to be*.
She got many compliments on her new ring.
The brown walls complement the generally dark effect of the room.
She complimented him on his cooking.

14) COSTUME, COSTUM, COSTUMS (n), Costume refers to clothing; custom re¬fers to a traditional practice
or habit; customs means the agency for collecting duties, emposed by a country on imports or exports.
She wore a beautiful custume to the party.
Customs differ from country to country.
You must pass through customs when you enter a country.

15) COUNCIL (n), COUNSEL (v, n), A council is an official group. Counsel means to give advice. The noun
counsel means advice.
The city council meets every week.
His doctor counseled him to stop smoking.
His counsel was useful to us.

16) DESERT (n, v). DESSERT (n)
It is very hot and dry in the desert.
The camp was deserted.
Her favorite dessert is chocolate ice cream.

17) DIFFER (v), DIFFERENT (adj). Both words are followed by from and not them.
My current teacher differs in method from my last one.
The ending of the book was different from what I expected.

18) FARTHER, FURTHER (adj. adj / adv). Farther/further refers to distance; only further is usd to mean more
time, degree, or quantity.
Let's not walk any farther / further,
I will give you further information later.



19) FEWER, LESS (adj. pron) Fewer is used with countable items, less is used with non-count items.
He spent fewer hours studying for the exam.
He spent less time studying for the exam.

20) FORMER, FIRST (n, adj) Former refers to the first of two persons or things named. First refers to the first
of three or more persons or things named.
Both Mary and Jane were invited, but only the former came.
Ann, Jane, and Amy are sisters, but the first was adopted.

21) FORMERLY, FORMALLY (adv), Formerly means previously or earlier; for¬mally means in a formal
manner.
Elizabeth was formerly called Betty.
You are too formally dressed for an outdoor picnic.

22) FORTH, (adv), FOURTH (adj), Forth means in a forward direction; fourth refers to the place in numerical
order coming after third.
She rocked the baby back and forth until he fell asleep.
You are the fourth person to ask that question.
23) HAD BETTER, WOULD RATHER (v) Had better expresses advisability; Would rather expresses
preference.
I had better study tonight.
I would rather watch television than study.

24) ITS (adj), IT'S (pron + v)
The cat drank its milk and washed its ears.
It's time to go home.

25) KIND, SORT, TYPE (n), These words may be singular or plural. When the word is singular, it is modified by
this or that; when it is plural, it is modified by these or those.
I like this kind of cookie I like these kinds of cookies
He always buys that sort of since He always buys those sorts of shoes.
They enjoy reading that type of book. They enjoy those types of books.

26) LATER (adj, adv), LATTER (pron, adj), LAST (ad]). Later is the comparative from of late, latter refers to the
second of two persons or things named; last re¬fers to the final person or thing.
The movie began later than we expected.
Both Frank and Philip are likeable, but the latter is more intelligent.
December is the last month of the year.

27) LAY, LIE (v), The verb lay, which means to put or place, can be active or passi¬ve and take an object. The
verb lie, when it means to repose, is never passive and never followed by and object.
Lay (laid, laid, laying) He laid the book aside.
Lie (lay, lain, lying) He lay down on the bed.

28) LIE, LIE (v), The verb lie meaning to repose had different principal parts from the verb lie which means not
to tell the truth. *
Lie (lay, lain, lying) He lies in bed until noon.
Lie (lied, lied, lying) He lies, cheats, and steals.

29) LIKE (prep), SUCH AS (prep), AS IF (conj), Like, which is followed by an object, means resembling; such
as means for example; as if means as though and introduces an adverb clause of manner.
He looks like his father. (resemblance = like + noun)
Fruits such as oranges and grapefruit grow in Antalya. (example = such as + noun)
He looks as if he is tired, (manner = as if+ clause)

30) LOOSE (adj), LOSE (v) LOOSEN (V)
I need a screw driver to tighten the loose screws.
He is losing weight very quickly.
She was saddened by the loss of her wedding ring.
I am loosening the screws.

31) MAYBE (adv), MAY BE (v), Maybe means possibly or perhaps; may be is a verb form indicating that a
possibility exists.
Maybe you will find the wallet you lost.
She may be late.


32) PASSED (v). PAST (adj. prep)
The car passed the house very slowly.
The boy ran past the house.

33) PEACE, PIECE (n) Peace means the opposite of war or other conflict; piece means part of a whole :
Peace came after long years of war.
He sold a piece of his land.

34) PERSONAL (adj), PERSONNEL (n) Personal means private; personnel refers to the workers or staff of a
business.
It is difficult to discuss personal problems.
All personnel must attend the meeting.

35) PRECEDE, PROCEED (v), Precede means to come before something else; proceed means to go forward
or continue.
The subject usually precedes the verb.
After a brief interruption, we proceeded with class.

36) PRINCIPAL (n, adj), PRINCIPLE (n) Principal means primary or very important and is also the title given to
the director of a school; principle means a belief or doctrine.
The principal side effect of the drug is drowsiness.
He has been principal of that high school for many years.
The experiment demonstrated a basic scientific principle.

37) QUIET (adj), QUITE (adv), Quiet is the opposite of noisy, quite can mean completely or fairly.
After the children left, the house was quiet.
She is quite beautiful.
The film was quite good.

38) RAISE, RISE (v), Raise, which means to lift, takes an object and can be either active or passive; rise, which
means to ascent or increase, is never passive and never takes on object.
raise, (raised, raised, raising) They raised the flag.
rise (rose, risen, rising) Prices have risen sharply.

39) SET, SIT (v), Set, which means to put or place, takes an object and can be eit¬her active or passive; sit
which means to seat oneself, is never passive and never takes an object.
set (set, set, setting) She set the flowers on the table.
sit (sat, sat. sitting) They were sitting on the porch.

40) STATIONARY (adj), STATIONERY (n), Stationary means permanent, not changing places; stationery
refers to paper for writting letters.
After remaining stationery for two days, the cold front finally moved west.
She wrote the letter on university stationery.

41) SUPERIOR (adj), Superior is always used to compare two persons or things and is followed by to and not
than. It cannot be qualifid by the words more or most.
Her score is superior to his.

42) THEIR (adj), THEY'RE (pron + v), THERE (adv)
They left their books at home. Please put your books over there.
They're studying for the examination.

43) THOROUGH (ADJ), THROUGH (prep)
The report was very thorough.
He walked through the room.

44) TO (prep), TOO (adv), TWO (adj)
The children walk to school every day.
You are working too slowly.
I lost two books yesterday.

45) WEATHER (n), WHETHER (conj)
The weather is warm in the spring.
He hasn't decided whether or not to go.

46) WHO'S (pron + v), WHOSE (adj).
Who's giving the party?
No one knows whose coat this is.

Key to abbrevations
adj adjective
adv adverb
art article
conj conjunction
n noun
prep preposition
pron pronoun
v verb

1. BÖLÜM
YALIN TÜMCELER 'OLMAK' EYLEMİ
I) 'Olmak' (to be) eyleminin (-dir, -tür, -dur vb) Türkçe’de olduğu gibi ingilizce de de (to be) önemli bir işlevi vardır.
Türkçe’de bu eylemin değişik türden eylemlere ek¬lenen değişik biçimleri varsa da, üçüncü şahıs biçimi (-dır,
-dür vb) özellikle adla¬ra eklenerek ad tümcecikleri oluşturur. 'Olmak' eyleminin kullanıldığı üç temel kalıp
şunlardır:

S + BE
a) Özne + olmak (is, are, am) + ad öbeği (noun phrase-NP)
I am a teacher/ Ben bir öğretmenim.
You are a student / Siz bir öğrencisiniz.
Iron is a metal / Demir bir madendir.
b) Özne + olmak + sıfat (S + BE + Adj)
The answer is wrong / Cevap yanlıştır.
He is not very intelligent / O pek zeki değildir.
Overweight is bad for health / Fazla kilo sağlığa zararlıdır.
S + BE
c) Özne + olmak + ilgeç öbeği (Prepositional phrase)
The factor is outside the town (Fabrika kasabanın dışındadır.)
Are you susceptible to disease? / (Hastalıklara karşı duyarlı mısınız?)

Açıklama:
1. ingilizce de iki türlü ad vardır: çoğul yapılabilen (count noun; örn, book, boy, letter vb.) ve genelde çoğul
olarak kullanılmayan adlar (örn. money, metal, water vb.) Bunların bilinmesi tekil (is) ve çoğul (are)
eylemin seçimi bakımından önemlidir.
2. Türkçe’de olmak eylemi kimi zaman kullanılmayabilir (yukarıda ayraç içinde de gösterilen örneklerde
olduğu gibi) ancak ingilizce de is, are, am kullanılmadan yukarıdaki kalıplarla tümce yapılamaz.
3. Türkçe’de olmak eyleminin tümcenin sonuna geldiğine, ingilizce de ise özneden hemen sonra geldiğine
dikkat edilmelidir.

1) Türkçe’ye çeviriniz.
1 Mars is a planet.
2 Deserts are dry regions.
3 Soil is an invaluable natural resource.
4 The heart is a cone-shaped organ.
5 The punishment is a cruel act.
6 Rheumatic fever is now a preventable disease.
7 Doctor's bills are an unexpected expense.
8 Childhood is the happiest time of life.
9 Snakes are reptiles.
10 Blood is a thick red fluid.
11 Transport is another vital factor in tourism.
12 The sun is the center of the solar system.
13 Middle-aged men who are overweight and suffering from stress are typical victims of heart
disease.
14 This is the hall where the last meeting was held.
15 Today is the eighth anniversary of our wedding.

2) Aşağıdaki tümceleri özne + olmak + ad öbeği (S + BE + NP) yapısı kullana¬rak İngilizce’ye çeviriniz.
1 Altın bir madendir.
2 Akciğer bir organdır.
3 Çekirdek atomun merkezidir.
4 Bu bir beceri eksikliğidir.
5 Yeni tesisler nerede (dir) ?
6 Az bilgi tehlikeli bir şeydir.
7 Yaş, kişinin öğrenimine devam etmesi için bir engel değildir.
8 işitme cihazı soruna tam bir çözüm değildir.
9 (O) geleneksel mimarinin gayet güzel bir örneğidir.
10 Kahve bölgenin başlıca döviz kaynağıdır.
11 işsizlik ve gizli işsizlik belki de Türkiye'nin en ciddi sorunları (dır).
12 Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın esas amacı nedir?

3) Özne + olmak + sıfat (S + BE + Adj.) yapısı kullanarak Türkçe’ye çeviriniz.
1 The retina is very sensitive.
2 The action is legal.
3 Her illness is cronic.
4 His passport is valid.
5 The pain is unbearable.
6 Water is necessary for life.
7 Temperatures in the desert are very high during the day.
8 Poetry is as serious and important as philosophy.
9 From the point of view of health. the town is not comparable with the co¬untry.
10 We are very concerned about our father's illness.
11 Are you content with the quality of the teaching?
12 This document is important to our case for the defense.
13 Children's bones and organs are very sensitive to radiation.

4) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Devamsızlık çok yüksek.
2 O beyanatın doğruluğu tartışmalı (dır).
3 Ülkenizde boşanma yaygın mıdır?
4 Fotoğraf makinası ile göz birçok yönden benzerlik gösterirler.
5 Bu ilaç zararlıdır.
6 Onun görüşleri benimkilerinden pek farklı değil.
7 Parasız tıbbi tedavi hakkınız var mı?
8 Cesareti en yüksek övgüye değer.
9 Tifo, paratifo, dizanteri, çocuk felci, viral hepatitis ve gıda zehirlenmesi böl¬gede yaygın olup belirli
aralıklarla kolera baş göstermektedir.
10 Dudaktan okuma zor olup, aşırı dikkat gerektirir.
11 Kurtlar artık hemen hemen yok oldular.
12 İtham yanlış ve haksız (dır).
13 Şu sıra hükümetin ne kadar yetersiz olduğunu söylemek moda oldu.
14 Yaygın reklamı yapılan birçok ağrı kesici etkili değildir.

5) Türkçeye çeviriniz.
1 The old man is at the point of death.
2 Many industrial accidents are due to carelessness.
3 The lobule is outside the skull.
4 The middle ear is between the outer ear and the inner ear.
5 Today Turkish economy is again at a turning point.
6 Benz's first car is now in a museum in Munich.
7 Are you against children watching TV?
8 Is the weather in the North very different to that in the South?
9 This programme is all about nuclear power.
10 Dr. Steward is in favour of a low-fat, low cafeine diet for those with oily skin.
11 We are on your side.

6) Özne + olmak + ilgeç öbeği (s + BE + Prep P) yapısı kullanarak İngilizceye çeviriniz.
1 Makina bozuk.
2 Sağlık durumu iyi (dir).
3 Her şey düzenli (dir).
4 Şapkaların modası geçti.
5 Savaşta değiliz.
6 Şimdi çok gülünç bir durumdayız.
7 Hepimiz derin bir şok halindeyiz.
8 Şirket mali sıkıntı içinde.
9 Proje daha planlama aşamasında.
10 Öğrenci bursu alıyor.
11 Kalp, yaklaşık yumruk büyüklüğündedir.

II) 'Olmak' eyleminin geçmiş biçimi de (dı, du, tı, tu vb) aynı kalıplarla kullanılır.
Örnekler:
a) Özne + olmak (was/were) + ad öbeği (S + BE + NP)
The writer was â woman / Yazar kadındı.
The signature was not a forgery / imza sahte değildi.
Were you a teacher? / Öğretmen miydiniz?
They were scientists / Onlar bilim adamı idiler.

b) Özne + "olmak + sıfat (S + BE + Adj.)
I was ill yesterday / Dün hastaydım.
The results were doubtful / Sonuçlar kuşkuluydu.
Was she unhappy? / O mutsuz muydu?
They weren't successful / Onlar başarılı değildiler.
The method was not new / Yöntem yeni değildi.

c) Özne + olmak + ilgeç öbeği (S + BE + Prep P)
She was at the university / O üniversitedeydi.
You were in hospital yesterday / Dün hastanedeydiniz.
The photographs were not in the box / Fotoğraflar kutuda değildi.
The employer was at the office / İşveren dairedeydi.
My friends were in the garden / Arkadaşlarım bahçedeydiler.

7) Türkçe’ye çeviriniz.
1 The family were immigrants.
2 Kathy was a difficult child in many ways.
3 It was completely my own fault.
4 The interest was thirty per cent a month.
5 He was the producer of several TV shows.
6 Her death was a great grief to him.
7 He was one of Hollywood's most enduring and respected actors.
8 That was the initial response to my question.
9 My last offence was robbery with violence.
10 It was just the restlessness that my mother complained of.

Karizmatik Özne + was/were + ad öbeği (S +was, were + NP) yapısı kullanarak İngilizce’ye çeviriniz.
1 Genç adam bir politikacıydı.
2 Ben bir Beatles hayranıydım.
3 O prensip sahibi bir kadındı.
4 Kaba bir şakaydı.
5 Benim hatam değildi.
6 Kemer'de ilk gecemizdi.
7 Dün resmi tatildi.
8 Hastalığının daha önceki günahları karşılığı bir ceza olduğuna inanıyordu.
9 Kalp atışı, birkaç saat, dakikada 20 oldu.
10 İşsizlik son seçim kampanyası süresince anahtar bir sorun oldu.

9) Türkçe’ye çeviriniz.
1 The film was boring.
2 The pillow was hard.
3 She was fluent in Spanish.
4 The venture was not financially successful.
5 The government was responsible to the electrote as a whole.
6 She was pre-occupied.
7 His look was expressive of gratitude.
8 I was not aware of your intention.
9 The teacher was angry with the pupils for talking in class.
10 This system was extremely economical because it ran on half-price electri¬city.

10) Özne + was/were + sıfat (S + was / were + adj.) yapısı kullanarak İngilizce’ye çeviriniz.
1 Sonuçlar akla yatkındı.
2 Küçük kızı zihinsel özürlüydü.
3 Onun işi her zaman mükemmeldi.
4 Dairesinin kirası üç hafta gecikmişti.
5 Yapraklar uzun ve dikenliydi.
6 "Fotoğrafın kalitesi kötüydü.
7 Çaresizdim.
8 Siyah gözleri öfke ve küstahlık doluydu.
9 Gelir tahminleri aşırı iyimserdi.
10 Hükümete olan inancının son derece sarsıldığı açıktı.

11) Türkçe’ye çeviriniz.
1 I was in London at the time of my father's death.
2 The town was under seige for two months.
3 Half of the letter was in English and the rest in French.
4 Robert was in his pyjamas.
5 The trouble was in the electrical system.
6 He was always on at me about the way I dressed.
7 The Pyramids were among the Seven Wonders of the World.
8 All our efforts to rescue him were in vain,
9 None of the royal family were in residence at the palace at that time.
10 Was your teacher in a bad temper in your last lesson?

12) Özne + was/were + ilgeç öbeği (S + was / were + prep p) kullanarak Ingiliz-ceye çeviriniz.
1 Hepimizin nefesi kesilmişti.
2 Marmaris'te tatildeydik.
3 Sergi, Türk-ingiliz Kültür Derneği'ndeydi.
4 Planın lehinde mi yoksa aleyhinde miydiniz?
5 Hastanede nöbetçiydim.
6 Sigaramız bitmişti.
7 Bir süre sigortada çalıştım.
8 Proje geçen hafta tartışılıyordu.
9 Madde gündemde yoktu.
10 İran ve Irak geçen yıl savaşıyordu.
Logged

Moderatörlük için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap e posta-msn adresinden bana ulaşabilirsiniz.
**************************
intibah
intibah
Altın Üye


Karma: 8
Online Online

Mesaj Sayısı: 1003



WWW
« Yanıtla #6 : Aralık 25, 2006, 02:19:38 ÖS »

İYELİK YAPILARI
HAVE; S; İYELİK SIFAT VE ZAMİRLERİ

a) Özne + have/has (got) + tümleç (S + have / has got + complement)
Translation has some difficulties / Çevirinin bazı güçlükleri vardır.
My mother has got two sisters / Annemin iki kız kardeşi vardır.
Do you have any brothers or sisters? / Hiç erkek ve kızkardeşiniz var mı?
The company has a reputation for efficiency / Şirket becerisi ile ünlüdür.

Açıklama:
Resmi dilde have, gündelik dilde have/has got kullanılması daha uygundur.

13) Türkçe’ye çeviriniz.
1 We have a higher standard of living than they have.
2 She has lots of fillings.
3 Television has bad effects on people.
4 Cultures have definite patterns.
5 He has no ear for music.
6 The brain has three main divisions.
7 She has got a scarf over her head.
8 Iron and lead have a high density.
9 It has a volume of approximately 6 cc.
10 She has less confidence than I expected.
11 Goods have little value unless they are in the right place at the right time.
12 Veins have thin walls and are inelastic.
13 The oceans have an effect on the climate of adjacent land.
14 Both the eye and the camera have a lens.
15 The Irish have twice as many dishwashers as the British.

14} Aşağıdaki tümceleri have/has got kullanarak İngilizceye çeviriniz.
1 iyi bir işim var.
2 Dünyanın bir uydusu vardır.
3 Haddinden fazla boş zamanımız var.
4 Atmosfer ortalama 1300 kilometre yüksekliğe sahiptir.
5 Çoğu bitkinin yeşil yaprakları vardır.
6 Nil'in 6690 kilometre uzunluğu vardır.
7 Çok yumuşak kalpli.
8 Başka seçeneğiniz yok.
9 Haber spikeri nezleli.
10 Geleceğe güvenimiz onlardan daha fazla.
11 Çöller pek az yağış alır.
12 Dişim fena halde ağrıyor.
13 Kendisine pek az güveni var.
14 Çocuklar üzerinde pek az kontrolü var.
15 Ne kadar ateşi var?

b) İyelik anlatmak için iyelik sıfatları (my, your, his, her, our, your, their) ile iyelik zamirleri (mine, yours, his,
hers, its, ours, yours, theirs) de kullanılır. Örnekleri inceleyiniz;
My sister is a student / Kardeşim öğrencidir. '
Mine is a teacher / Benimki öğretmendir.
He has lost his pencil / Kalemini kaybetti.
Their house is very small / Onların evi çok küçüktür.

15) Türkçe’ye çeviriniz.
1 Her illness is the reason for my coming.
2 Their residence papers are ready.
3 She could feel her heart beating wildly.
4 On the anniversaries of his death, at five minutes past nine on November 10th 1938, all traffic steps and
a two-minute silence is observed.
5 Its mountains are full of minerals.
6 His case is being dealt with in accordance with Islamic law.
7 He's done his best.
8 The group held its first meeting last week.
9 The future is yours, don't let them take it from you.
10 People don't want to tie their money up for long periods.

16) Aşağıdaki tümceleri iyelik sıfatı (my, your, his, her, its, our, their) ve zamir¬leri (mine, yours, his, hers,
ours, theirs) kullanarak İngilizce’ye çeviriniz.
1 Suzan eski bir arkadaşımdı.
2 Onu kendi gözlerinizle görünüz.
3 O, kendi kabahatiydi, onların değil.
4 Hamilelik esnasında sigara içen bir kadın çocuğunu vaktinden önce doğu¬rabilir.
5 Plan beklediğimizden daha başarılı oldu.
6 Ateşini ölçtüm ve 40 °C idi.
7 Öğretmenler, öğrencilerinin önünde sigara içmemeye gayret etmelidir.
8 Davranışı için özür diledi.
9 Ceketinizin her tarafında çamur yar.
10 Tom'un arabası benimkinden daha güvenli.


İYELİK YAPILARI II
"s ve of"

a) Tekil ad öbeği + 's + ad öbeği + is/are + tümleç (NP+ 'S + NP + is/are + comp.)
The boy's coat is very old / Çocuğun ceketi çok eski.
People's feelings are also important / İnsanların duyguları da önemlidir.

Açıklama :
1. ('s) canlı adlara eklenir ve -nin, -nın (iyelik) anlamını verir.
2. Tekil adlara ('s), çoğul adlara yalnızca (') eklenir, (s) ile biten adlara ('s) eklenebi¬lir, kimi zaman yalnızca (')
eklenir.
3. Deyimlerde (') ya da ('s) kullanılır: Two weeks' holiday, tomorrow's paper; out of the harm's way vb.

17) Türkçe’ye çeviriniz.
1 The patient's anemia is unquestionable.
2 The mother's condition is serious.
3 The nurse's colleague is on leave.
4 The radiologist's office is open until 7 o'clock.
5 The physician's office is not comfortable.
6 The patient's complaint is not a good sign.
7 My brother-in -law's sister is a nurse at Hacettepe University.
8 Gamze's brother is a student in a secondary school.
9 Bill's suitcase is over there.
10 Mrs. Browns husband is very good at math.

18) Aşağıdaki tümceleri ('s) ya da (') yapıları kullanarak Ingilizceye çeviriniz.
1 Çocukların elbisesi masanın üstündedir.
2 Bugünkü sınav kolaydır.
3 Kızımızın İngilizcesi iyidir.
4 Kayınpederimin sekreteri Amerikalıdır.
5 Gelişimin nedeni erkek kardeşimin düğünüdür.
6 Doktorun muayenehanesi 155 St John Caddesin de’dir.
7 Avukatın bürosu çok konforludur.
8 Almanya'da işçilerin ücreti yüksektir.
9 Doktorun sorumluluğu büyüktür.
10 Ateşe'nin oğlu 12 yaşındadır.

b) Ad öbeği + of + ad öbeği ♦ is/are + tümleç (NP + of + NP + is/are + comp.)
The difficulty of the problem is obvious / Sorunun güçlüğü bellidir.
The invention of fire is very important / Ateşin bulunması çok önemlidir.
Investments of a bank are varied/Bir bankanın yatırımları çeşitlidir.
The history of mankind is full of wars/ İnsanlığın tarihi (İnsanlık tarihi) savaşlarla doludur.
Freedom of speech is an ideal of democracy / Söz özgürlüğü demokrasinin ide¬alidir.
The details of the study were not clear / Çalışmanın ayrıntıları çok değildi.

Açıklama:
'Of’ ingilizce de cansızlar için iyelik anlatmada ('s) yerine kullanılır; -nin, -nın anlamın¬dadır. Özellikle bilim dilinde,
resmi dilde yaygındır.

19) Türkçe’ye çeviriniz.
1 The invention of fire is an important event.
2 The history of the English language is very important in this department.
3 The quality of the goods is very important in commerce.
4 The needs of people are different from each other.
5 The visual area of the eye is limited.
6 The transport of cars is not easy nowadays.
7 The responsibility of government is very important.
8 Nationalisation of the coal industry is essential in this country.
9 The western part of Turkey is mountainous.
10 The members of the club are on journey.
11 The witness of the event is in jail.
12 The life story of the teacher is in the newspaper
13 The policy of this government is not obvious.
14 The members of the parliament are in Spain.
15 The length of the Nile is 6690 kilometres.
16 The heart of the computer is the central processor.

20) Aşağıdaki tümceleri ad öbeği + of + ad öbeği + is/are + tümleç (NP + of + NP + is/are + Comp.) yapısı
kullanarak İngilizce’ye çeviriniz.
1 Bu tümcelerin çevirisi ayrı bir sayfadadır.
2 Araştırmalarının sonuçlan raporda yoktur.
3 Komitenin kararı onların lehinedir.
4 Öğretmenlerin çoğunluğu kararın lehinde.
5 Araştırmanın ne hakkında olduğu raporun başındadır.
6 Gelecek sınavın tarihi duyuru tahtasında dır.
7 isim listesi çekmecenin içindedir.
8 Ankara'daki her otelin adresi bu kitabın içindedir.
9 Bütün hastalarımızın adları bu dosyadadır.
10 Tüm öğrencilerin kayıtları bu dosyada değildir.
11 Dil öğretiminde sınıf düzeni çok önemlidir.
12 insanlık tarihinde elektriğin icadı önemli bir olaydı.
13 Nükleer enerjinin bulunması çağımızın önemli bir olayıydı.
14 Söz özgürlüğü demokrasinin vazgeçilmez bir parçasıdır.
15 Hidrojenin atom numarası 1 (dir).
16 Demir eksikliği bir kansızlık nedenidir.

21) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 He borrowed a book of mine.
2 A friend of John's was at the meeting.
3 A play of Shakespear's is on the Globe.
4 i have read some of Shaw's plays, but none of Shakespeare's.
5 Some friends of my brother's are pilots.
6 One of their friends is over there.
7 I met some friends of Hakan's at the cinema.
8 He didn't meet any friends of mine.
9 Some of his friends are watching TV.
10 I don't need any of Jane's books.
11 I ran into some of her friends.
12 We are getting tired of that bad temper of yours.

22) Aşağıdaki tümceleri "of" yapısının yukarıdaki kalıplarına göre İngilizceye çeviriniz.
1 Arkadaşlarımdan biri Londra'da(dır).
2 Onun birkaç plağı bende.
3 Fatih'in bir arkadaşı elektrik mühendisidir.
4 Öğrencilerin hepsi notlarına sevindiler.
5 Toplantıdaki insanların çoğu plana karşıydı.
6 (Bir) arkadaşım olmasına rağmen onu iş için öneremem.
7 Sizin herhangi bir arkadaşınız benim de arkadaşımdır.
8 Bütün misafirler Alice'nin arkadaşlarıydı.
9 Bana problemlerinden sözetme. Yeteri kadar problemim var.
10 Babamın bir arkadaşı ressam. Bu resmimi o yaptı.

VAR/YOK
There + is/are + ad öbeği + (ilgeç öbeği)
(was/were)
a) There are a lot of trees in the garden./ Bahçede birçok ağaç var.
There is a lake in the park. / Parkta bir göl var.
There was an accident at the corner of the street./ Sokağın köşesinde bir kaza vardı.
There is not much bread here. / Burada fazla ekmek yok.

b) There are not many trees in the park. / Parkta çok ağaç yok.
There isn't any cheese in the refrigerator./ Buzdolabında hiç peynir yok. .
There weren't any children in the school garden. / Okul bahçesinde hiç çocuk yoktu.

c) There + kiplik + olmak +tümleç (There + model + be + comp.)
There will be a short test tomorrow./ Yarın kısa bir sınav olacak.
There could be some failures / Bazı başarısızlıklar olabilir.
There have been many new discoveries in the 20 th century./20. yüzyılda bir¬çok yeni buluşlar olmuştur. There must be a short cut to this problem. / Bu sorunun kısa bir çözümü olmalı.

d) Özne +kiplik ♦ olmak: (be)+ eylem yapıları there + kiplik + olmak + özne ♦ eylem yapısına dönüşebilir.
Ancak 1. yapıda özne belirsiz olmalı ve tümcede olmak (be) kullanılmış olmalıdır.
1) Özne + eylem + nesne (S + V + O)
Something must be wrong. There must be something wrong / Yanlış birşey-ler olmalı.

2) Özne + eylem+ nesne (S + V + O)
Plenty of people are getting promotion. There are plenty of people getting promotion./ Terfi eden bir
çok insan vardır.

3) Özne + eylem + nesne + nesne (S + V + O + O)
Something is causing her distress. There is something causing her distress /onun canını sıkan birşey
var.

There is, there are seçimi için bu yapıdan sonra gelen adın tekil yada çoğul ol¬masına göre karar verilir. Eğer There'den sonra gelen ilk ad öbeği tekilse 'is' çoğulsa 'are' kullanılır.
There is one girl and three boys in the classroom./ Sınıfta bir kız ve üç erkek çocuk vardır.
There're two umbrellas and a raincoat by the door. / Kapının yanında iki şemsi¬ye ve bir yağmurluk vardır.

23) Türkçe’ye çeviriniz.
1 There is a long way to go still.
2 There was a hard frost last winter.
3 There is nothing more healthy than a cold shower.
4 There are some people in the waiting room.
5 I don't want there to be any misunderstanding.
6 There have always been wars.
7 Undoubtedly, there is God.
8 There's plenty of housework to do everyday.
9 There may come a time when the western nations will be less fortunate.
10 There is only one difference between an old man and a young one.
11 There has long been a superstition among mariners that porpoises will save drowning men by pushing
them to the surface.
12 There is a widespread belief that technology is destructive.
13 There will be about eight billion people in the world at the beginning of the 21 st century.
14 There are various reasons for being pessimistic about the future of man¬kind..
15 There are many situations in which the ability to handle and analyse large quantities of arithmetic data
according to instructions is of great value.

24) Aşağıdaki tümceleri there is, there are, there was/were vb. yapıları kullana¬rak İngilizce’ye çeviriniz.
1 O günlerde bugünkü anlamda sanayi araştırma merkezleri yoktu.
2 Herkes için yeteri kadar yiyecek bulunacak.
3 Program (izlenceyi) değiştirmenin birkaç nedeni var gibi görünüyor.
4 Yapacak başka birşey kalmıyor.
5 Onun canını sıkan birşey var.
6 Köyde bir postane var.
7 Ona uğradığımda evde kimse yoktu.
8 Dünden kalan birkaç sandviç var.
9 Vardığımızda uçakta hâlâ birkaç boş yer vardı.
10 Önümüzde zor günler var.
11 Acele etmezsek çaya zaman kalmayacak.
12 İstasyonda film yıldızını karşılamayı bekleyen bir kalabalık bulunabilir.
13 Görüşünüz için söylenebilecek çok şey var.
14 Her şeyin bir yeri ve zamanı var.
15 O film için kuyruk olmaz.


AD, ZAMİR ve AD BELİRLEYİCİLERİ İLE
İLGİLİ KİMİ YAPILAR

1) Zamir + of (the) + ad öbeği (Pron + of (the) + NP)
some of the books / kitapların bazıları
most of the boys/çocukların çoğu
all of the countries/ülkelerin hepsi
a few of his friends / arkadaşlarından birkaçı
a little of the liquid / sıvının birazı
some of the profit / kazancın birazı
most of the energy/enerjinin çoğu

All of the ideas were interesting/ Düşüncelerin tümü de ilginçti.
I met a few of his friends /Arkadaşlarından bir kaçıyla tanıştım.
We used up much of the milk/ Sütün çoğunu tükettik.
You haven't considered many of the details / Ayrıntıların bir çoğunu gözönüne almadınız.
Most of the evidence was unreliable /Kanıtın /kanıtların çoğu güvenilmez du¬rumdaydı.

25) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 Each of the students has his student's card.
2 All of the food is for us.
3 None of them is in the room.
4 Some of these boys plan to go to the U.S.A.
5 Most of the players are still thinking about last week's game.
6 Half of the students are going home now.
7 A couple of men want to stay at a hotel.
8 Both of the stories are pretty funny.
9 Many of the nurses stay in the hospital.
10 One of the doctors wants to go to England.
11 Some of the campus is beautiful.
12 Most of his pronunciation is good.
13 Half of the classes are empty.
14 All of the books are interesting.
15 A lot of things depend on you.
16 Both of them have mentioned having some trouble.
17 A few of the results were correct.
18 I didn't use any of your pencils.
19 I want some of the vegetable.
20 I saw a couple of the new students.

26) Aşağıdaki tümceleri yukarıdaki kalıba uygun olarak (some, most, a few + of + ad öbeği) İngilizce’ye
çeviriniz.
1 Öğrencilerin bir kısmı yurtta kalırlar.
2 Geri kalan öğrencilerin kampus yakınında evleri vardır.
3 Sınıf arkadaşlarınızın çoğunu gördüm.
4 Müzelerin ikisini gezdi.
5 Onlar sporcuların bir kısmını gördüler.
6 Paranın büyük bir kısmını görmedim.
7 O salatadan hiç istemiyor.
8 Diş macununuzun birazını kullandım.
9 Yarım sandviç yedi.
10 Oyunculardan bir çoğunu gördüm.
11 Bilgilerin çoğu gerekli görünmüyor.
12 Öğrencilerin çoğu köylerden gelir.
13 Oyunculardan bir kaçı bugün ayrılıyor.
14 Antrenörlerin ikisi de futbol oynar.
15 Hemşirelerin çoğu doktorla henüz tanışmadılar.
16 Her öğrencinin birer teybi vardır.
17 Binanın her yeri sıcaktır.
18 Öğrencilerin çoğu bu havuzda yüzer.
19 Salatanın yarısı sizin.
20 Mühendislerden biri burada herhangi bir iş bulmayı beklememektedir.

2) Ad öbeği + of + ad öbeği (NP + of + NP)
The history of literature / Edebiyat tarihi
Freedom of speech / Söz özgürlüğü
The production of raw materials / Hammadde üretimi
The study of language / Dil çalışması
Freedom of speech is an important feature of democracy./ Söz özgürlüğü de¬mokrasinin önemli bir
özelliğidir.
You should study the history of literature to appreciate the new movements/ Yeni akımları değerlendirmek
için edebiyat tarihi çalışmalısınız.
Not many people are interested in the study of language/ Dil çalışmasına çok kimse ilgi duymaz.
The production of raw materials is the basis of all economies/ Hammadde üretimi bütün ekonomilerin
temelidir.

27) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 Large numbers of people live in constant fear of hunger in Africa.
2 Freedom of speech cannot exist in time of Martial Law.
3 The policy of the new government is to control public spending.
4 The existence of coal was one of the important reasons for industrialisati¬on in England.
5 The discovery of the bacteria was a most important development in scien¬ce.
6 The members of the club elected their president.
7 The professor of History was not in when the Dean came.
8 The manager of the factory was a nice man.
9 The production of raw materials has decreased recently.
10 Dictatorship is an undemocratic form of government.
11 What is today's rate of exchange between the US dollar and the Turkish lira?
12 The volume of water changes with pressure.
13 The properties of a metal determine its uses.

28) Aşağıdaki tümceleri örneklere göre İngilizceye çeviriniz.
1 Öğrencilerin büyük bir kısmı yurtlarda kalır.
2 Hacettepe Üniversitesi'nde dilbilim öğrenimini görüyorum.
3 Yazının icadı uygarlık tarihinde önemli bir olaydır.
4 insanlık tarihi savaş öyküleriyle doludur.
5 Büyük kentleri aydınlatmak, günümüzde de güç ve pahalıdır.
6 Komite üyeleri salondalar.
7 Tıp öğrencileri sınıfta değiller.
8 Dünyanın döndüğü besbelli(dir).
9 Firma, henüz bu bölgede petrol olduğunu keşfetmiş değildir.
10 Demokratik hükümetler din özgürlüğüne izin verirler.
11 Fabrikanın günde 150 arabalık üretim kapasitesi vardır.
12 Işığın yaklaşık hızı saniyede 300.000 kilometredir.

1a) sıfat + tekil ad + eylem + tümleç (Adj. + NP + ing + V + Comp.)
Each child learns in his own way / Her çocuk kendi yöntemiyle öğrenir.
Either bock will do / Kitapların herhangi biri olabilir.
Every student has to learn this / Her öğrenci bunu öğrenmeli.
Neither job is difficult / işlerin hiçbiri zor değil.

b) zamir + eylem + tümleç (Pron + V + Comp.)
Each told the story in a different way / Herbiri öyküyü değişik biçimde an¬lattı.
Everyone was ready for the exam. / Sınavda herkes hazırdı.
Neither wanted to go home / Hiçbiri eve gelmek istemedi.

Açıklama:
Bu sözcükler (a) ve (b)'deki örneklerde görüldüğü gibi kimi zaman sıfat, kimi zaman zamir olarak kullanılabilirler.

29) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 Each student has his own book.
2 Each question is different from each other.
3 Every student knows the answer to this question.
4 Every professional violinist practises for several hours.
5 Every player was on top form.
6 Neither book gives the correct answer.
7 Neither student knows how to borrow books from the library.
8 Neither plan really suits him.
9 Either student can answer this question.
10 Either pencil will do.

30) Aşağıdaki tümceleri (each, either, neither, every vb. sözcük yapıları kulla¬narak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Öğrencilerden her biri elinden geleni yapmalı.
2 Öğretmenlerden her biri sözleşmeyi imzaladı.
3 Her öğrenci bunu öğrenmek zorundadır.
4 Her ünite birbirinden farklıdır.
5 Adamlardan herhangi birisi işi yapabilir.
6 Trenlerden biri sizi zamanında Polatlı'ya götürecektir/götürür.
7 Hiçbir kitap masanın üstünde değildi.
8 Hiçbir iş kolay değildir.
9 Hiçbir hasta odada yoktu.
10 Hastalardan hiçbiri kansız değildi.
11 Her biri bu durumda ne yapılacağını bilir.
12 Her birinin bir spor arabası vardı.
13 ikinizden biri onu yapabilirdi.
14 İkisinden biri doğrudur.
15 Hiçbiri burada yok (gibi görünüyor)
16 Hiçbiri tam benim istediğim değil.
17 Herkes yarış için hazırdı.
18 Herkes dikkatlice kontrol edildi.
19 Hiçbiri toplantıya gitmek istemedi.
20 Her biri kendi sırasında (sırasıyla) gelir.

c) Sıfat + çoğul ad + eylem + tümleç (Adj. + Npl + V + Comp.)
Several possibilities can be considered / Birkaç olasılık düşünülebilir.
Many students went to Paris today. / Birçok öğrenci bugün Paris'e gitti.
Both men were found innocent. / iki adam da suçsuz bulundu.
A few tourists spoke Italian. / Birkaç turist İtalyanca konuşuyordu.
Few people can speak Chinese here. / Burada çok az kimse Çince konuşur.

d) Zamir + eylem + tümleç (Pron. + V + Comp.)
Several (students) remained at school after class. / Birkaçı dersten sonra okulda kaldı.
Many voted for him. / Bir çoğu oyunu ona verdi.
Both came here today. / ikisi de bugün buraya geldi.
Few knew the story. / Öyküyü çok azı biliyordu.
A few were from Canada. / Birkaçı Kanadalıydı.

e) zamir + kütle adı + eylem + tümleç (Pron. + mass N +.V + Comp.)
A little time was necessary to finish the assignment./Ödevi bitirmek için biraz zaman gerekliydi.

Açıklama:
1. bölümdeki söz öbeklerinin 'of kullanılmadan söz öbeği oluşturmaları da olanaklıdır: Örn: some books, most boys, vb., ancak doğal olarak bu du¬rumda anlamları değişecektir.

2. Örneklerde görüldüğü gibi c, d ve e bölümünde kullanılan sözcükler hem sıfat, hem de zamir olarak kullanılabilirler. Öte yandan bu sözcüklerden many, a few, all, several, another, most, one, none vb. sayılabilen adlar¬la; little, a little, much, less, a great deal of, a large amount of çoğul ya¬pılmayan adlarla; some, a lot of her iki türden adla kullanılır.

31) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 All the people in the theatre enjoyed the play and clapped loudly.
2 One day you'll be sorry for what you did.
3 Both his legs were broken in the accident.
4 A lot depends on you.
5 A few teachers attended the seminar in June.
6 Several patients were discharged yesterday.
7 Many researches have been done on this subject.
8 One wanted to read, another wanted to watch TV.
9 Much will depend on what he says.
10 Little was known about his family.
11 Much depends on the type of the tumor in the stomach.
12 Both were found with stolen money in their pockets.
13 Several of the students visited the museum yesterday.
14 All enjoyed themselves.
15 Few have academic value.

32) Aşağıdaki tümceleri uygun zamir ya da belgisiz sıfat (several, both, a few, few vb.) kullanarak
İngilizce’ye çeviriniz.
1 Bütün dünya onun adını duydu.
2 Tüm öğrenciler vardı.
3 Her iki adam da suçlu bulundu.
4 Her iki öğrenci de İngiltere’de bulundular.
5 Amerika'da çok az kimse bir yabancı dil konuşabilir/biliyor.
6 Müzeyi gezmeye birkaç öğrenci gidiyor.
7 Otobüs durağında çok zaman yitirildi.
8 Bu konu üzerine birkaç yöntem denendi.
9 O konuda çok bilgi toplandı.
10 Bu konuda çok az İngilizce öğretmeni sizinle aynı görüştedir.
11 Üç ay içinde az gelişme gözlendi.
12 10 yıl önce kanser hakkında çok az şey bilinirdi.
13 Ocak'tan önce çok kimse fiyatları artırdı.
14 Çok az kimse bunun için çocuğun ana babasını suçladı.
15 Her ikisi de bana aynı derecede iyi görünüyor.
16 Her ikisi de geçen yıl İngiltere'ye gitti.
17 Pek az kimse güneş enerjisinin önemini kavrar.
18 Birkaçı Kanadalıydı.
19 Bazıları şanslı doğar.
20 Her parıldayan (şey) altın değildir.

4) ad öbeği + ilgeç öbeği + (ilgeç öbeği) (NP + Prep P)

a) The difference between the results / Sonuçlar arasındaki ayrım
The cure for this disease / Bu hastalığın tedavisi
The papers on my table / Masamın üzerindeki kağıtlar

b) The photograps on the back page of the newspaper / Gazetenin arka say¬fasındaki fotoğraflar
The difficulty in the explanation of the problem / Sorunun açıklanmasındaki güçlük
A study of the history of civilization / Bir uygarlık tarihi incelemesi
The difference between the results was significant. / Sonuçlar arasındaki ayrım belirgindi.
They'll find the cure for this disease sooner or later. / Ergeç bu hastalığın çaresini bulacaklar.
I haven't seen the photographs on the back page of the newspaper. / Ga¬zetenin arka sayfasındaki
fotoğrafları görmedim.


Açıklama:
Bu anlatımlarda nitelenen (head) baştaki addır, bu nedenle önce ilgeç öbeği çevrilmeli, ad buna eklenmelidir. İki ilgeç öbeği kullanıldığında (b'deki örneklerde olduğu gibi) önce ikinci ilgeç öbeği çevrilmelidir. Bu yapılar ey¬lemden sonra da bulunabilir: I appreciate the difficulty in the explanation of the problem / Problemin açıklanmasındaki güçlüğü anlıyorum.

33) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The workers in the factory are not on strike.
2 The papers on the table are for tomorrow's examination.
3 The market for these goods is in the centre of the town.
4 The book about America is on the shelf.
5 The buldings on the corner belong to the Ministry of Education.
6 The majority of the members were in favour of the decisions.
7 The reasons for their imprisonment was in today's paper.
8 The comprehension questions for the passage are at the bottom of the page. .
9 Everbody approves of the policy of the government.
10 Democracy, in Lincoln's famous definition, is "government of the people, by the people, and for the
people".
11 All governmental officials in a democracy must serve the needs and desi¬res of the citizens.
12 Up to now they haven't found a cure for cancer.
13 The doctor examined the tumor in the lung with X-rays.
14 I do not agree with the ideas in this article in the newspaper.
15 Today they have found a cure for some types of cancer.
16 Preparation for an examination in English is rather difficult.
17 The list of the names of the patients from Ankara is in this file.
18 I haven't seen his photographs on the front page of the newspaper.

34) Aşağıdaki tümceleri (ad öbeği + ilgeç öbeği kullanarak) İngilizceye çeviri¬niz.
1 Köşedeki ti dükkan bir kitapçı dükkanıdır.
2 Üniversite rektörü izinde(dir.)
3 Bu sorumun cevabı kitabın arkasındadır.
4 Bu tümcelerin çevirisi ayrı bir kitaptadır.
5 Gazetedeki demeç bana ait değildir.
6 Bacaktaki kemikler kırılmış.
7 Çimen kesme makinası oradadır.
8 Şehrin merkezindeki binaya "Gima" denir.
9 işverenin demeci dünkü gazetelerde çıktı.
10 Şehir içindeki bürolar otobüs terminalinin yanındadır.
11 Köyün kenarındaki kulübe bir arkadaşıma aittir.
12 Bu hastanın midesindeki rahatsızlığı tedavi için bir ameliyat gerekmez.
13 Hastalık, hastanın kanındaki bir maddeden ileri gelmektedir.
14 Bu hastanedeki hastaların tümü Ortadoğu ülkelerindendir.
15 Muhalefet lideri hükümetin politikasını onaylamamaktadır.



TOO/ENOUGH

a) Özne 4 eylem + too + sıfat / for me etc.) + Inf + tümleç
This grammar is too difficult for a child to understand / Bu dilbilgisi ço¬cuğun anlayamayacağı ölçüde zor.

b) Özne + eylem + sıfat + enough + tümleç
He is clever enough to understand all this perfectly / Bütün bunları çok iyi anlayacak kadar zekidir.

c) özne + eylem + enough + ad + tümleç
I have enough money to pay the bill / Hesabı ödeyebilecek kadar param var.

Açıklama:
too sıfattan önce; enough sıfattan sonra, addan önce kullanılır.

35) (Too, enough yapılarına dikkat ederek) Türkçe’ye çeviriniz.
1 This exercise is easy enough for him to do without help.
2 He was considerate enough to give his seat to an old lady.
3 She was polite enough to apologize.
4 He was driving too fast to stop in time.
5 Some foreigners speak too quickly for me to understand.
6 My father's getting too old to travel.
7 The path was too slippery to walk along.
8 He's too young to know about such things.
9 She was foolish enough to believe everything I told her.
10 The fields are too wet to be ploughed.
11 It was too difficult for workers to find employment last year.
12 New laws are too vague for the deprived people to benefit.
13 He is conscientious enough to act responsibly.
14 Any message in any language can be translated if it is clear enough.
15 Signs are notices which are too small for partially sighted people to see.

36) Too ve enough kullanarak İngilizce’ye çeviriniz.
1 Bu problem benim çözemeyeceğim ölçüde güç.
2 Hasta ameliyat olamayacak ölçüde hastaydı.
3 Hesaplar bilgisayar kullanmadan yapılamayacak kadar karmaşıktı.
4 Proje sürdürülemeyecek ölçüde pahalıydı.
5 Polis hırsızı yakalayacak kadar hızlı koşamadı.
6 Bu roman birkaç saatte okunacak kadar kısadır.
7 Benim evleneceğim kadar iyi bir kimse değil.
8 Akıntı yüzülemeyecek ölçüde kuvvetliydi.
9 Bir kazak örecek kadar yünüm yok.
10 Bir düzine daha insanı doyuracak kadar yiyecek vardı.
11 Atom gücüyle çalışan istasyon üç büyük kente yetecek kadar enerji ürete¬cek.
12 iş alanları çok sayıda açılabilecek kadar ucuz olmalı.
13 Kimi ülkelerde toprak, üzerinde birşey yetiştirilemeyecek ölçüde verimsiz¬dir.
14 Kimi insanlar değişmeyecek ölçüde yaşlıdır.
15 Konuşma dinlenmeyecek kadar sıkıcıydı.


DÖNÜŞLÜ YAPILAR (Reflexive pronouns)

a) Özne + eylem + dönüşlü zamir + (tümleç)
I looked at myself in the mirror. / Aynada kendime baktım.
She enjoyed herself very much at the party / Partide çok eğlendi.
He considers himself a genius / Kendini dahi olarak kabul ediyor.

b) Özne + (dönüşlü zamir) + eylem + (dönüşlü zamir) + tümleç (dönüşlü zamir)
My friend himself gave it to me. / Onu bana arkadaşım kendisi verdi.
You must answer the question yourself / Soruyu kendiniz yanıtlamalısınız.

Türkçe’de dönüşlü kullanım (Kendimi, kendini vb.) denilen durumlarda ingilizce de myself, yourself, himself, herself, itself, ourselves, yourselves, themselves kullanılır, (b)'deki örnekler ise aynı sözcüklerin vurgulama anlamında (o kimse, o şey, bizzat kendisi anlamında) kullanılmalarını örneklemektedir.

37) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 No one was there except myself.
2 The policeman himself stopped the car in time.
3 The fault lies in ourselves, not in our stars.
4 He worked himself to death.
5 I shave myself at night to save time in the morning.
6 She stood admiring herself in front of the mirror.
7 The heirs quarreled among themselves about the terms of the will.
8 Your success in life depends very largely on yourself.
9 The Minister himself signed the letter.
10 The thieves quarreled among themselves about the division of the booty.
11 The children are enjoying themselves.
12 They themselves built the house.
13 The guests enjoyed themselves at the party.
14 I told myself there was nothing to be afraid of.
15 I talked to the Minister himself.
16 She loves me for myself, not for my money.
17 The king himself gave him the medal.
18 I saw the Dean myself.
19 She made herself e cake.
20 You must do your homework yourself.
38) Aşağıdaki tümceleri dönüşlü zamirler (reflexive pronouns) kullanarak İngilizce’ye çeviriniz.
1 İngilizce öğretmek başlı başına bir sanattır.
2 Delegelerin kendileri sizi başkan seçmek istiyor.
3 Kendine bir şişe kırmızı şarap ısmarladı.
4 Kendine bir elbise yaptı.
5 Onur, kendine güvenmek zorundadır.
6 (Ben) kendim bu sorunu çözemem.
7 Ayşe kendine aynı soruyu sordu.
8 Hakan şahsen ihtisas yapmaya ilgi duymuyor.
9 Ajda'nın kendisi onu bana verdi.
10 Yüzme havuzundan çıktılar ve kurulandılar.
11 Müdürün kendisi benimle konuştu.
12 Hakan ve Fatih kazadan dolayı birbirlerini suçladılar.
13 Özlem başkanın kendisiyle konuştu.
14 Müdürün kendisini görmek istiyorum.
15 Dün Yıldız kendisi bana telefon etti.
16 Müdürü kendim havaalanına götürdüm.
17 Mert kendisi tam zamanında durdu.
18 Kendine dikkat etmelisin.
19 Omleti kendisi için yaptı.

c) Özne + eylem + nesne -t- on one's own / by oneself
He is very independent so he likes to work by himself / Çok bağımsız bir kimsedir, o nedenle kendi kendine
çalışmayı sever.
She learnt to play the piano on her own / Piyano çalmayı kendi kendine öğrendi.
The children did the assignment by themselves. / Çocuklar ödevlerini ken¬dileri yaptılar.

NOT: Bu kalıp yukarıdaki a, b yapılarının değişik bir biçimidir.

39) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 He translated that book into Turkish by himself.
2 The little girl travelled from Ankara to İstanbul by herself.
3 They live all by themselves in that big house.
4 The baby can walk by himself now.
5 Hakan lives there on his own.
6 He learnt English on his own.
7 I can not learnt to play the violin on my own.
8 I can't draw this picture on my own.
9 Seda did her homework by herself.
10 He answered all the questions by himself.

40) Aşağıdaki tümceleri by oneself ve on one's own kullanarak ingilizce ye çe¬viriniz.
1 Kendi kendime İngilizce çalıştım.
2 Selçuk bütün işi kendi kendine yaptı.
3 Bu makine kendi kendine çalışır.
4 Binanın en eski kısmı kendiliğinden yıkıldı.
5 Burada kendi başıma yaşamaktan yalnızlık hissediyorum.
6 Ayşe onu kendi kendine yapmak istedi.
7 Makina kendi kendine durdu.
8 işi kendi başına yaptı.
9 Bugün kendi başımayım.
10 Kendi başıma onu taşıyamam, çünkü çok ağır.

a) One, ones, the one, the ones
We are looking for a flat. We'd like one with a garden. / Bir ev arıyoruz. Bahçeli olanı yeğleriz.
The new designs are much better than the old ones. / Yeni tasarımlar eski¬lerden çok daha iyidir.

One, ones bu kalıpta adların yinelenmesini önlemek için kullanılmaktadır.

b) One cannot succeed unless one (he) works hard. / Bir kimse çok çalışma¬dıkça başarılı olamaz.
You can't succeed unless you work hard. / Çok çalışmazsanız başarılı ola¬mazsınız.
One shouldn't get upset about stupid things. / Saçma şeylere canınızı sık-mamalısınız.
You shouldn't get upset about stupid things. / Saçma şeylere canınızı sık-mamalısınız.

c) People, everyone, everything
Everyone has his own problems / Herkesin kendi sorunu vardır.
The people who live in big cities have their own problems. / Büyük kentler¬de oturanların kendi sorunları vardır.
English people drink less than they used to / İngilizler eskiden olduğun¬dan daha az içiyorlar.
Everything on the table is mine. / Masanın üzerindeki herşey benimdir.

Açıklama:
Everything, everyone, everybody gibi belgisiz zamirlerin İngilizce de tekil eylemlerle kullanıldıklarına dikkat edilmelidir.

41) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 These ear-rings are very nice, but I prefer the more expensive ones.
2 One can go to Sivas by bus in nine hours.
3 One should never look down upon others.
4 I prefer old students to young ones.
5 There were only hard chocolates left; we've eaten all the soft ones.
6 Have you any books on linguistics? I want to borrow one.
7 I'd rather have a new car than a secondhand one.
8 The two twins are so much alike that I can't tell the one from the other.
9 I like a strong cup of tea better than a weak one.
10 Everything has fallen out of the suitcase.
11 Everyone knows the answer to this question.
12 Everyone is coming to the party tomorrow.'
13 Everybody avoids making mistakes.
14 Everyone enjoys travelling.
15 Everything is wrong with your car.
16 Turkish people have lived in central Asia for ages.
17 People are very friendly all over Turkey.
18 These people are waiting for their passports.
19 Rich people almost had no problems.
20 The people in the village like the new teacher.

42) Aşağıdaki tümceleri (one, ones, the one, everyone vb. sözcük içeren yapı¬larla) ingilizce ye çeviriniz.
1 Bir daire kiralamak istiyor, iyi mobilyalı birini arıyor.
2 Ayşe bir araba alacak. Siyah koltuklu (olan) birini istiyor.
3 Yeni ayakkabılar eskilerden daha iyi.
4 En çok hangi bisküviyi seversiniz? Üzeri çikolatalı olanları severim.
5 Mr. Hutchingson'un eski arabası iyi, bizim yeni olandan çok daha iyi.
6 Biri diğerine söyledi ve böylece haber etrafa yayıldı.
7 Bir kimse her zaman elinden gelenden biraz daha iyisini yapmaya çalı¬şabilir.
8 (Bir) insan ancak elinden geleni yapabilir.
9 (Bir) insan böyle meselelerde çok dikkatli olmayabilir.
10 İnsan bunun memleket için iyi olduğunu bilir.
11 Herkes kendi yöntemini beğenir.
12 Herkes haberi gazetede okudu.
13 Bakan geldiğinde herkes salondaydı.
14 Herşey ziyan edildi.
15 Bürolarda çalışan insanlar şanslıdır.
16 Herkes Ankara'nın Türkiye'nin başkenti olduğunu bilir.
17 Evdeki herşey yangınla harap oldu.
18 Türk halkı eskiden olduğundan daha fazla bira içmektedir.
19 Yeryüzündeki tüm insanlar aynıdır.
20 İngiltere’nin kuzeyinde oturan insanlar ingilizceyi güneyde oturanlardan farklı bir şekilde konuşurlar.

d) No one, none, any, anyone, anything.
She was not interested in any of them / Onların hiçbirisiyle ilgilenmedi.
None of us likes him. / Onu hiçbirimiz sevmeyiz.
There was no one at home. / Evde kimse yoktu.
I have not seen anything in the dark room. / Karanlık odada hiçbir şey görmedim.
e) Someone else, nothing else, vb.
We don't need anything else. / Başka birşeye gereksinmemiz yok.
There is nothing else to do. / Başka yapacak birşey yok.
This is not my book. It must be someone else's. / Bu benim kitabım değil, başka birisinin olmalı.
He wants to see someone else. / Başka birini görmek istiyor.

Açıklama:
Genel olarak any ve türevlerinin olumsuz ve soru tümcelerinde, some ve türevlerininse olumlu tümcelerde kullanıldığına dikkat edilmelidir.


43) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 None of these cars is Richard's.
2 None of us are from Kayseri.
3 None of the rooms in this hotel are very comfortable.
4 None of the boys passed his exams.
5 No one goes to Bermuda for holiday.
6 No one wants to take next Friday off.
7 No one wants to dance with Jane tonight.
8 I am studying English because there is nothing else to do.
9 Peter didn't take Jane to dance; he took someone else.
10 I don't want to see Jim. I want to ask you.
11 There isn't anything I want to ask you.
12 There wasn't anyone in the room when I left.
13 Are you expecting anyone this afternoon?
14 I haven't said anything to anybody.
15 There isn't anything for you.
16 This is not my coat. It is someone else's.
17 Has anybody got anything to say?
18 None of the boys is suitable for this post.
19 There was no one in the hotel that night.
20 Onur will go to bed early tonight because he has nothing else to do.

44) Aşağıdaki tümceleri (none, someone, no one, nothing vb. yapılarla) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Arkadaşlarımdan hiçbiri orada değil.
2 Bu kayıklardan hiçbirinin özel sahibi yok.
3 Hiçbir arkadaşım üniversiteye yakın oturmuyor.
4 Sürücülerin hiçbiri kötü bir kaza yapmamıştır.
5 Kimse bana mutlu yaş günü dilemedi. (Kimse doğum günümü kutlamadı.)
6 Kimse ekonomiye ilgi duymuyor.
7 Dükkânda almak istediğim hiçbir şey yoktu.
8 Onun söylediği hiçbir şeye inanamam.
9 Başka bir şey ister misiniz?
10 Sakin bir hayat için herşeyi yapacağım.
11 Bu soruyu başka birine sormalısınız.
12 Yiyecek başka birşey ister miydiniz?
13 ilker dansa başka birisini götürdü.
14 Orada hiç kimse var mıydı?
15 Cesur, bu akşam başka birşey yapmayacak.
16 Dolapta başka hiçbir şey yoktur.
17 Belki başka birisi onu yapacaktır.
18 Arabayı dün başka birisi garaja götürdü.
19 Yapacak başka birşey yok (tur).
20 Hiç kimse Burcu'nun nerede olduğunu bilmiyor.

f) a lot of, great deal of, a good deal of, a large amount of, a number of
A lot of money was stolen from the bank. / Bankadan çok para çalındı.
A lot of people came to the party. / Toplantıya çok insan geldi.
A great number of people came to the party. / Toplantıya çok sayıda insan geldi.
A large amount of money was found in the garden. / Bahçede çok para bulundu.
A great number of yalnızca çoğul yapılan adlarla, a lot of her iki tür adla, ötekiler ise çoğul yapılamayan adlarla kullanılır.

45) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 A lot of my friends are thinking of emigrating to England.
2 A lot of teachers were invited to the party.
3 A great deal of time was spent on this matter.
4 A good deal of money is spent on importing school textbooks.
5 A lot of this farmland is fertile.
6 A large number of books are in the next room.
7 A large amount of meat is preserved in the store room.
8 A large number of these eggs are bad.
9 A lot of information was obtained about the theft.
10 A large number of people live in constant fear of hunger in Africa.
11 A lot of my friends mentioned seeing you there.
12 A great number of my students want to become engineers.


46) Aşağıdaki tümceleri (a lot of, a qreat number of, a large amount of vb. yapı¬larla) İngilizceye çeviriniz.
1 Saat 8'de birçok öğrenci burada olmayacak.
2 Doktorların çoğu oralıdır.
3 Konya'dan çok yiyecek gelir.
4 Pek çok bilgi gerekli görünmüyor.
5 Birçok öğrenci soğan çorbasını sevmez.
6 Dün çok para çalındı.
7 Çok miktarda para yurt dışına gönderildi.
8 Dün hayli para transferi yapıldı.
9 Misafirlerin büyük bir kısmı salondaydı.
10 O konu üstüne bir hayli araştırma yapıldı.
11 Ankara'da çok kimse bir yabancı dil bilir.
12 Öykülerinin büyük çoğunluğu oldukça eğlendiricidir.


SIFAT VE ZARFLARLA İLGİLİ
KARŞILAŞTIRMA YAPILARI


a) Özne + olmak (be) + as + sıfat t- as + tümleç
They are as poor as we are. / Onlar bizim kadar yoksuldur.
Ankara is not so large as İstanbul is. / Ankara istanbul kadar büyük değildir.
She is as bad-tempered as her mother. / O annesi kadar huysuzdur.
My mother is not so old as your mother is. / Annem senin annen kadar yaşlı değil.

b) Özne ♦ eylem + as + zarf + as tümleç
He drives as carefully as I do. / Benim kadar dikkatli araba sürer.
She sang as beautifully as you did. / Senin kadar güzel şarkı söyledi.
We can run as fast as they do. / Onlar kadar hızlı koşabiliriz.

Açıklama:
As...as karşılaştırmada eşitlik anlatmak için kullanılır. Olumsuz biçimi not so / as..as'dir. Zarfların karşılaştırması da aynı kalıpla yapılır ancak eylemin to be dışında bir eylem olması gerekir.

47) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 Russia isn't so densely populated as India.
2 Melda is not as intelligent as her sister.
3 Burçak doesn't speak English as well as her sister.
4 She came as soon as possible.
5 I don't believe that it is as cold today as it was yesterday.
6 I visit my family as often as I can.
7 My daughter doesn't work as hard as the other students.
8 Painting isn't so difficult as papering.
9 She spoke to the teacher as politely as her sister.
10 Her daughter danced as beautifully as a dancer.
11 The porter went out as quickly as he could.
12 Tom was dismissed as soon as he had been promoted.
13 No story is so well known in Turkey as that of Nasrettin Hoca.
14 No bird is so beautiful as the peacock.
15 No mountain in the world is so high as Mount Everest.
16 Yaşar Kemal is as popular as Reşat Nuri.
17 The train is just as expensive as the bus.
18 Unfortunately the news was as bad as we had expected.
19 Today isn't so cold as yesterday.
20 İzmir is as beautiful as Istanbul.

48) Aşağıdaki tümceleri (as + zarf / sıfat + as yapılan kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Japonya Amerika kadar endüstride ilerlemiştir.
2 Kahire bazı kişilerin dediği kadar büyüleyicidir.
3 Et, ayakkabı derisi gibi sert.
4 O katır gibi inatçıdır.
5 insanların düşündüğü kadar aptal değildi o.
6 Kurt gibi açım.
7 (Sizin) kahveniz annemin yaptığı kahve kadar iyi değil (dir).
8 O benim kadar (sıkı) çok çalışmaz.
9 Ata binmek bisiklet sürmek kadar kolay değildir.
10 Burcu kız kardeşi kadar boyludur.
I1 Mert, Onur kadar hızlı araba kullanır.
12 Füsun, Yıldız kadar tehlikeli araba kullanır.
13 Onlar mümkün olduğu kadar çabuk geldiler.
14 Seda ödevlerini yapması gerektiği şekilde hazırlamaz.
15 Beklediğim kadar erken varmadı.
16 Burçak ödevini kız kardeşi kadar kolaylıkla yapabilmektedir.
17 Selçuk derslere gitmesi gerektiği şekilde düzenli gitmez.
18 O kız kardeşi kadar güzel şarkı söyler.
19 Ayşe arkadaşı kadar akıcı İngilizce konuşur.
20 Eskiden olduğu gibi mutluca caddeden aşağı indiler.

c) Özne + olmak / eylem + the same + ad + as + tümleç
My brother is the same age as you are. / Kardeşim sizinle aynı yaştadır.
Her hair is the same colour as her mother's. / Saçı annesininkiyle aynı renktir.

d) Özne + eylem + as + many / much + ad + as + tümleç
I have as many friends as you have / Benim sizin kadar arkadaşım vardır.
He has as much money as I have / Onun benim kadar parası var.

Karşılaştırmayı nitelemenin bir başka yolu da sayı kullanmaktır.

e) Özne + eylem / olmak + sayı + as + much + tekil ad + as + tümleç
He has twice as much money as I have. / Benim paramın iki katı parası var.
I know three times as many words as you do. / Sizin üç katınız sözcük biliyo¬rum.

Bu karşılaştırmalarda much sözcüğünün daha önce belirtildiği gibi çoğul yapı¬lanmayan adlarla many'nin ise çoğul adlarla kullanıldığına dikkat edilmelidir.

49) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 This is the same food as you had before.
2 Ahmet lives in the same buildings as my brother.
3 Ankara has the same climate as Sivas.
4 This patient has the same illness as that one.
5 Konya is the same distance as Nevşehir.
6 My shirt is the same colour as yours.
7 I spend as much money as you do.
8 You can take as many aspirins as you want.
9 She can use as much butter as she can.
10 You can drink as much whisky as you can.
11 We can give as many tests as we want.
12 Ankara has as many theatres as Istanbul.
13 I smoke as many cigarettes as you do.
14 Istanbul is four times as big as Sivas.
15 We give as much interest as any bank.
16 They have half as much money as they need.
17 I have spent three times as much money as you spent.
18 We have twice as many students as they have.
19 Hakan has three times as many girl friends as Orhan.
20 The teacher has twice as many students as I have.

50) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 İlker benimle aynı yaştadır.
2 Amazon aşağı yukarı Nil'le aynı uzunluktadır.
3 İlkbahar yazla aynıdır.
4 Bu kitap o kitapla aynı renktedir.
5 Geçen defa ki gibi aynı hatayı yaptınız.
6 Sizin gibi düşünüyorum.
7 İstanbul'un, İzmir kadar güzelliği vardır.
8 İzmir, İstanbul kadar çok turist çeker.
9 Burada her zamanki kadar insan yok.
10 Dünkü kadar (çok) yemek yedim.
11 O benim kadar sandviç yedi.
12 O benim iki katım (kadar) şarap içebilir.
13 Dr. Kocaman'ın Dr. Savaş'ın dört katı (kadar) hastası var.
14 O kocasından üç misli daha yaşlıdır.
15 Mr. Brown, Mr. Ford'dan dört misli daha zengindir.
16 Fuat'ın, Gürkan'ın iki katı kitabı var.
17 Mr. Brown'un Mr. Ford kadar çok parası vardır.
18 Bankada sizin kadar param yok.
19 İstediğiniz kadar su içebilirsiniz.
20 Kocası da kendisi kadar çok para kazanır.


ÜSTÜNLÜK DERECESİ
(Comparative Degree)


a) Özne + olmak / eylem + sıfat + -er (more + sıfat) + than + tümleç (S + be / V + adj. + er / more + adj. + than
+ comp.)
My brother is older than I am / Erkek kardeşim benden büyük'tür.
The Kızılırmak is longer than the Sakarya / Kızılırmak Sakarya'dan uzundur.

b) My sister is more intelligent than I am. / Kızkardeşim benden daha zekidir.
This room is more comfortable than the other one. / Bu oda ötekinden daha rahattır.

Açıklama:
İngilizce de üstünlük derecesinin anlatımında tek ve iki heceli sıfatların çoğu için -er....than kullanılır. Bu kuralın dışında kalan sıfatlardan en önemlileri good/better, bad: worse, little: less.

c) Özne + olmak / eylem + much / far + karş. sıfat + than + tümleç (S + be / V + much / for + comp. adj. +
than + Complement)
I am much older than you are. / Ben sizden çok daha yaşlıyım.
She is a little more intelligent than I am. / O benden biraz daha zekidir.
You are far more tolerant than your brother is. / Siz kardeşinizden çok daha hoşgörülüsünüz.

Açıklama
Karşılaştırmaları nitelemek için much, far, a, lot, rather, less kullanılabilir (very kullanılmaz).

51) Türkçe’ye çeviriniz.
1 The patient is better today than yesterday.
2 Pulse rate is usually higher after exercise.
3 Temperature is lower in the morning and higher in the evening.
4 Rose is far more sensible than Sue is.
5 Is the freezer more important than the other items?
6 Truth is stronger than fiction.
7 A city is busier than a village.
8 Electric light is safer than candles.
9 The moon is closer than the sun to the earth.
10 Iron is harder than wood.
11 She is more thoughtful than Rose and has more to think about.
12 The earth is a lot smaller than the sun.
13 Life in Istanbul is more exciting than in Ankara.
14 Going to a cinema is much more expensive than watching TV.
15 Are we really happier than our ancestors were?
16 The price by air from Istanbul to Ankara is a lot higher than the price by1 train.
17 I have a problem that is much more complicated than that.
18 You couldn't find anyone who is more difficult.
19 She is better at it than I thought
20 Steak is more expensive than chicken.

52) Aşağıdaki tümceleri (üstünlük derecesi ve niteleyici kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Jim diğer erkek çocuklardan daha sonra ayrıldı.
2 Bu ders diğerinden daha uzun görünüyor.
3 Son ders bundan daha kolaydı.
4 Türk yiyecekleri İngiliz yiyeceklerinden daha iyidir.
5 İstanbul Ankara'dan daha büyüktür.
6 Bu yaz geçen yazdan daha sıcaktır.
7 Bu kış hava geçen yılkinden daha kötüdür.
8 Sizin arabanız benim arabamdan daha pahalıdır.
9 Bu sözleşme bir öncekinden daha tatminkârdır.
10 Oya kız kardeşinden daha çekicidir.
11 Bu alıştırmalar ötekilerin kimilerinden daha zordur. 12> Bu kitap şu kitaptan daha ilginçtir.
13 Benim odam sizin odanızdan daha konforludur.
14 Betty'nin arabası Jane'in arabasından daha pahalıdır.
15 Bu kitap ondan çok daha basittir.
16 Bu öykü ondan biraz daha ilginçtir.
1 / Şundan çok daha ilginç (bir) kitabım yok(tur).
18 Fuat, Yılmaz'dan biraz daha sıkı çalışmak zorundadır.
19 Onur, Özlem'den daha akıllıdır.
20 Volkswagen Cadillac'tan daha ekonomiktir.
21 Bu problem öncekinden biraz daha basittir.
22 Orada fiyatlar ülkenin bu kesimindekinden çok daha yüksektir.
23 Benim nişanlım seninkinden birazcık daha akıllıdır.
24 İnce barsak kalın barsak tan daha uzundur.
25 Demokrasi öteki yönetim biçimlerinden daha iyidir.
26 Bir turist için Londra Ankara'dan daha pahalıdır.
27 Kızılırmak, Sakarya'dan daha uzundur.
28 Bizim hocamız sizinkinden çok daha arkadaşça (biridir).
29 O, annesinden daha ince(dir).
30 Geçen yıl hasat bu yılkinden daha kötüydü.

d) Daha az sayı ya da miktar göstermek için less ve fewer kullanılır. Özne + eylem + less + tekil ad + than +
tümleç
I have less time than you have / Sizden daha az zamanım var.
He ate less bread than I did / Benden daha az ekmek yedi.

Özne + eylem + fewer + çoğul ad + than + tümleç

We bought fewer books than you did / Sizden daha az kitap aldık.
I visited fewer cities than he did / Ondan daha az kent gördüm.

Not: Less sayılamayan adlarla, fewer çoğul adlarla kullanılır.

53) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 Jane is less clever than her brother.
2 This rule has fewer exceptions than the previous one.
3 The doctor has fewer patients today than he thinks.
4 The patient needed less blood than the doctor
5 I have less time than you.
6 Mumps is less hazardous than cancer:
7 There are fewer leaves on the tree today than yesterday.
8 A Murat 124 uses less petrol than a Renault.
9 A teacher earns less money than a doctor.
10 Oya is less pretty than Jane.
11 You and I have fewer friends than they (have).
12 I drank less beer than you did.

54) Aşağıdaki tümceleri (less/fewer + ad + than yapısı kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Otelin lobisi müzeden daha az kalabalık.
2 Nilüfer, Ajda'dan daha az popülerdir (tutulur).
3 Ali'nin benden daha az kitabı vardır.
4 Diana'nın benden daha az yapacak işi vardı.
5 Dükkânda her zamankinden daha az insan vardı.
6 Ahmet'e ingilizce Mehmet'ten daha az güç geliyor.
7 Sınıfımda erkekler kızlardan daha azdır.
8 Aykut ödevini yapmak için gerekenden daha az zaman harcadı.
9 iş için her zaman olduğundan daha az gönüllü vardır.
10 Dune göre bugün sınıfta daha az öğrenci vardı.
11 Başkanı geçen yıldakinden daha az destekleyen vardı.
12 Sizden daha az param var.

e) Özne + eylem + karş. + and + karş. (S + V + comp. adj + and + comp. adj.)
She is getting fatter and fatter / Gittikçe şişmanlıyor.
They are going more and more slowly. / Giderek daha yavaş gidiyorlar.

Get ve go bu kalıpta 'gide, gide, giderek' anlamında, sürekli değişimi anlatmak için kullanılır.

f) The + karş. + tümce + the + karş. + tümce
The more you work, the more you'll earn. Ne kadar çok çalışırsanız o kadar çok para kazanırsınız.
The older they get, the happier they are. / Yaşlandıkça daha çok mutlu oluyorlar.
The sooner you start, the earlier you'll get there. / Ne kadar erken yola çıkar¬sanız, o kadar erken varırsınız oraya.
The less you argue, the better it will be for you. / Ne kadar az tartışırsanız, sizin için o ölçüde iyi olur.

Not: Aynı ölçüde iki değişimin birlikte olduğunu anlatmak için the + karş. sıfat/ zarf + the karş. sıfat//zarf kullanılır. Özellikle deyimlerde daha kısa biçimleri bu¬lunmakla birlikte her iki karşılaştırmadan sonra en azından özne + yüklem yapı¬sında bir tümce kullanmaya özen göstermelidir.

55) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 You are getting better and better every day.
2 His voice got weaker and weaker.
3 He ran faster and faster.
4 The storm became more and more violent.
5 Life is becoming more and more expensive.
6 The sooner you start, the sooner you will finish.
7 The longer he stayed there, the less he liked the place.
8 The older you get, the more cautious you become.
9 The less food you eat, the thinner you get.
10 The harder you work, the more money you make.
11 The nearer a place is to any great body of water, sea or lake, the milder the j climate is.
12 The higher a place is in elevation, the colder it is.
13 The more capable a teacher is, the more effectively he can teach.
14 The faster you drive your car, the more likely you are to have an accident.
15 The younger the patient is, the safer the surgery will be.
16 The more students you have in the class, the less effective the teaching ] will be.
17 The more carefully you read the story, the better you will understand it.
18 The more bread you eat, the fatter you get.
19 The sooner you give up drinking wine, the better you will be.
20 The more you spoil a child, the more problematic he will be.

56) Aşağıdaki tümceleri (e-f(deki yapıları kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Yaşlı adam gittikçe zayıflıyor.
2 Gittikçe ortalık kararıyor.
3 Hava gittikçe soğuyordu.
4 Vehbi gittikçe zenginleşiyordu
5 Kız gittikçe inceliyordu.
6 Deniz gittikçe sakinleşiyordu.
7 Adile gittikçe annesi gibi daha hoşgörülü oluyor.
8 Ne kadar zengin olursan o kadar rahat yaşayabilirsin.
9 Ne kadar erken yola çıkarsan o kadar çabuk varırsın.
10 Ne kadar tehlikeli olursa o kadar hoşuma gider.
11 Ne kadar çok insan tanırsan onları ziyaret etmek için o kadar âz zamanın olur.
12 Orada ne kadar çok kaldıysak insanlardan da o kadar az hoşlandık.
13 inci ne kadar büyük olursa o kadar değerli olur. •
14 Ne kadar çok çalışırsan ödül de o kadar büyük olacak.
15 Yaşlandıkça daha az hatırlamakta (dir).
16 Ne kadar çok çalışırsan o kadar çok öğrenirsin.
17 Hava ne kadar soğursa o kadar çok yakıt kullanırız.
18 Ne kadar genç olursak o kadar çok ümit var oluruz.
19 Ne kadar çok şeyleri olursa o kadar çok şey isterler.
20 Ne kadar para yatırırsan gelirin o kadar çok olur.

57) Öğrenilen yapıları kullanarak aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The straighter a man thinks, the more successfully he will be able to per¬form his functions as a citizen.
2 One of the most striking characteristics of modern science has been the increasing trend towards closer
cooperation between scientists and scientific institutions all over the world.
3 Scientists believe that intuition is the least reliable of scientific instruments.
4 More and more information has been accumulated about man and the uni¬verse.
5 It is becoming more and more evident that many of the problems affecting the world today cannot be solved
except by the pooling of scientific efforts and material resources on a world-wide scale.
6 The increasing interdependence of nations have led to international cooperation on a much bigger scale
than hirherto.
7 The star they observed was 200 times brighter and much smaller than a galaxy should be at such a
distance.
8 The so-called division between the pure scientist and the applied scientist is more apparent than real.
9 Liquids which weigh more than water rise less in a vacuum tube.
10 The pressure that exists at the bottom of the ocean is greater than that of the surface.
11 We behaved worse in our youth than the present generation does.
12 Inflation was a lot worse last year than this.
13 They are facing a crisis more serious than any which has come before this.
14 "I'm getting terribly fat." That's because you eat more calories than you use up.
15 This year's party had twice as many people as last year's.
16 There were only a third as many salesmen at the booth.
17 The room for the party cost four times as much.
18 This year's budget was only half as big.
19 So Tom spent twice as much as he was supposed to.
20 The straighter a man thinks, the more successfully he will be able to perform his functions as a citizen.
21 Aluminum bronze contains approximately 19 times as much copper as aluminum.
22 Mechanical Engineering has three times as many students as Electrical Engineering.
23 Patients with a fighting spirit seem to have a better chance of recovery than those who surrender to their
illness.
24 Children, it seems to me, are closer to God and more aware of his small miracles than we adults who are
too busy to deserve the wonders of God's creation.
25 Pocket calculators are as cheap as a pair of shoes, as essential to thousands of school children as a
pencil and rubber.
26 Compared with non-smokers the cigarette smoker is about twice as likely to die of a heart attack.
27 Because of overpopulation there is more crime in the city.
28 The bodies of women contain a greater proportion of fat than the bodies of men of the same age.
29 Technology has given more people than ever the means of leading a comfortable and easy life.
30 Man has greater power over his environment than he has ever had before.

58) Türkçe’ye çeviriniz.
Every year measles kills twice as many Americans as polio now does. More children die from measles than any other common childhood disease. Also, complications of some degree occur in about one child out of six. The more common complications include pneumonia and ear disorders. Another after-effect of measles (brain damage) is less common, but it can have such serious consequences that it deserves special attention.
A child may be cranky or a little slower to learn after he has recovered from measles.
Several other childhood diseases cause fever that is just as high, or even higher than that associated with measles, but they are less likely to cause brain damage.

EN ÜSTÜNLÜK ANLATAN YAPILAR
(Superlative Degree)

a) S + V + the + Adj + est + C
(Özne + eylem + the + sıfat + est + tümleç)
İstanbul is the greatest city in Turkey. / İstanbul Türkiye'nin en büyük kentidir.
He is the richest man of all. / O en zenginleridir.

b) S + V + the + most + Adj + G
(Özne + eylem + the + most + sıfat + tümleç)
She is the most sensible girl of all. / O en aklı başında kızdır.
It is the most expensive car in the world. / O dünyanın en pahalı arabasıdır..

c) S + V + theleast + adj + C
(Özne + eylem + the least + sıfat + tümleç)
He is the least succesful student in class. / O sınıfın en başarısız (en az başarılı) öğrencisidir.
Democracy is the least harmful form of government. / Demokrasi en az zararlı yönetim biçimidir.

Açıklama : Sıfatların en üstünlük derecesi, üstünlük derecesinde olduğu gibi, tek ve iki heceli sıfatlar için the + adj + est, daha uzun heceliler için the most kullanılarak yapılır. Kural dışı olanlar: good / best, bad / worst, litt¬le / least.

59) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 This is the least important lesson in the book.
2 This is the least expensive set.
3 He is the least handsome boy in the class.
4 This is the least common pronunciation.
5 Jane has the least trouble with English.
6 Ahmet is the fastest swimmer in our town.
7 This is the hardest lesson in the book.
8 Nesrin Topkapı is the best dancer.
9 You are sitti
Logged

Moderatörlük için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap e posta-msn adresinden bana ulaşabilirsiniz.
**************************
intibah
intibah
Altın Üye


Karma: 8
Online Online

Mesaj Sayısı: 1003



WWW
« Yanıtla #7 : Aralık 25, 2006, 02:20:17 ÖS »

KİPLİKLERİN BİTMİŞLİK DURUMLARI (Perfect with modals)
a) Özne -t- kiplik + have + V3 + tümleç
You could have told me you were coming. / Geleceğinizi bana söyleyebilirdiniz.
She can't have gone to school. / Okula gitmiş olamaz, (it is Sunday).
(He is late) He may have missed the train. / Treni kaçırmış olabilir.
The hill is very steep. You might have killed yourself.
Dağ çok dik, ölebilirdiniz.
Bu yapılar geçmişte olasılığı anlatır. Yeterlik anlatmak için was, were able to kullanılır.

b) Özne + must + have + V3 + tümleç
I must have forgotten to set the alarm clock. / Çalar saati kurmayı unutmuş olmalıyım.
Bu yapı da geçmişteki bir olasılığı, varsayımı, çıkarımı anlatır.
c) Özne + needn't + have + V3 + tümleç
He needn't have resigned / İstifa etmese de olurdu (ama etti.)
Bu yapılar geçmişte yapılmasa da olabilecek bir işin gereksiz yere yapılmış; olduğunu anlatmak için kullanılır.

80) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 He can't have learned five languages.
2 The girl may have gone swimming yesterday.
3 The boys may have gone fishing yesterday.
4 The doctor may have had an accident with his ca:.
5 You might have apologised for your mistake.
6 You might have warned one that the dog was dangerous.
7 The nurse might have told me that she had changed her mind.
8 She needn't have fed the baby because he wasn't hungry.
9 We needn't have watered the garden because it rained.
10 His son needn't have worried about his homework because he had very good marks.
11 He needn't have gone to meet his mother because she didn't arrive.
12 She can't have told anybody, because her friends don't know where she is.
13 My girl friend may have decided to spend her holiday in Antalya.
14 Aysel is not home, she may have gone to school.
15 Ayhan couldn't have seen the patrol car, or he would have slowed down.
16 The plane must have taken off at 2:00 p.m.
17 Unsal must have got in touch with his lawyer.
18 The boy must have gone out for the spare part.
19 My boss couldn't have stopped quickly.
20 The clerk at the hotel reception could have given him the wrong key.
21 He may have made up that story about the girl.
22 Your friend can't have booked a room for us.
23 We may have run out of petrol.
24 My brother can't have sold his car.
25 She couldn't have written the book without her friend's help.

81 Aşağıdaki tümceleri (could/can/may + have + V3 kullanarak) ingilizce ye çe¬viriniz.
1 Adam ölmüş olmalı, çünkü nefes alması durdu.
2 Faturayı ödemiş olamaz, çünkü elektriğini kestiler.
3 Tamamen farklı birisiyle evlenebilirdiniz.
4 Onun yatak odasının lambası yanıyor, bu nedenle dışarı çıkmış olamaz.
5 Erkek çocuğu o kızla daha önce buluşmuş olmalı.
6 Eray yurt dışına gitmiş olamaz, çünkü pasaportu yok.
7 Çok çalışmış olsalar gerek, çünkü çok bitkin görünüyorlar.
8 Kız mükemmel ingilizce konuşuyor, İngiltere’de bulunmuş olmalı.
9 Evini dekore etmeyebilirdi, çünkü (evini) bir ay önce dekore ettirmişti.
10 Deniz sakin olmuş olabilir.
11 Taraftarlarıyla birlikte yurt dışına gitmiş olabilir.
12 Onlar evde İngilizce konuşmuş olabilirler.
13 Öğretmen dün okula gitmiş olabilir.
14 Oya bekâr kalmış olamaz, evlenmiş olmalı.
15 Işıklar söndü. Sigorta atmış olmalı.
16 Dolma kalemimi bulamıyorum. Kaybetmiş olmalıyım.
17 Geçen gece oğlum çok gecikti. Son otobüsü kaçırmış olmalı.
18 Doktor hastayı taburcu etmiş olamaz.
19 Serpil orada birkaç gün daha fazla kalacağını söylemek için telefon edebilirdi.
20 (Erkek) Çocuğun bir dil okuluna gitmiş olmasına/gitmesine gerek yoktu.
21 Gömleğini yıkamasa da olurdu, çünkü gömlek temizdi.
22 (Erkek) çocuğun kız kardeşi ile yüksek sesle konuşması gerekmezdi, çünkü kız kardeşi sağır değildi.
23 Acele etmeleri gerekmezdi, çünkü çok zaman vardı.
24 Öğrencinin öğretmeninden korkması gerekmezdi, çünkü öğretmeni çok kibardı.
25 Oğlunuzun saç tıraşı olması gerekmezdi, çünkü saçı uzun değildi.

d) Özne + should/ought to + have + V3 + tümleç
You should have got up earlier. / Daha erken kalkmalıydınız.
The experiment ought to have been completed. / Deney tamamlanmalıydı.

Bu yapıda geçmişte yapılması gerekip yapılmayan ya da yapılmaması gerekip de yapılan olgular anlatılır.

82) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 You ought to have helped your daughter.
2 We ought to have been more careful.
3 You should have used the money for paying your debts intend of for a new car.
4 I think you should have told your fiancé you were sorry.
5 You should have put part of your salary in the bank each month.
6 You oughtn't to / shouldn't have laughed at his mistakes.
7 The mother oughtn't to / shouldn't have given the baby scissors to play with.
8 You ought to have waited till the lights were green before crossing the road.
9 You should have taken the medicine the doctor prescribed.
10 The student ought to have taken those books back to the library last week Now they are overdue and he
will have to pay a fine.
11 The doctor ought to have received a rise in salary.

83) Aşağıdaki tümceleri should/ought to + have + V3 kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Hastalıklı sığırlar halka satılmamalıydı.
2 Sadece şaka yaptığımı anlamalıydınız.
3 Çocuk itaatsizlikten cezalandırılmalıydı.
4 Yanlış bir kızla evlenmemeliydiniz.
5 Yol kavşağında sola dönmeliydik.
6 Sözcük için sözlüğe bakmalıydınız.
7 Ödevini geçen gece yapmış olmalıydı.
8 Babanıza konuyu daha önce söylemeliydiniz.
9 Geçen hafta ona yazmalıydın.
10 Dişçiye gitmeliydiniz.
11 Her adaya yaşını sormalıydık.

e) Özne + had to + eylem + tümleç
He had to take the exam. / Sınava girmek zorundaydı.

Must'ın geçmiş zamanda kullanılan biçimi had to'dur. Yukarıda da değinil¬diği gibi must + have + V3 geçmişteki varsayımları anlatır.

84) Aşağıdaki turneleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The children had to stay indoors because it was raining outside.
2 The patient had to wait in the doctor's office a long time.
3 They had to wait a long time for an answer to their letter.
4 As the old farmer's house was burned down he had to live in a small cottage.
5 The maid used to be very poor and had to live simply for many years.
6 The plane was to leave at ten, so, Dr. Törüner had to leave home at eight to be sure of catching it.
7 I had to study all the afternoon to finish my homework.
8 As the old lady felt very tired he had to go to bed for an hour.
9 The cashier was dishonest so the manager had to discharge him.
10 Although Sabri was to meet me at ten o'clock, he didn't arrive till half past ten, so I had to wait for a very
long time.
11 When we were in Antalya we had to lie down in the afternoon, because it was so hot.
12 Oya had to go away without seeing us as she had no time.

85) Aşağıdaki tümceleri (had to kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Öğrenciler tutumlu olmak zorundaydı.
2 Adam polis çağırmak zorunda kaldı.
3 Parasızdım bu nedenle arkadaşımdan borç para almak zorundaydım.
4 Kıbrıs meselesinde politikamızı değiştirmek zorunda kaldık.
5 Tüm müşterileri ile konuşmak istediğinden ingilizce öğrenmek zorundaydı.
6 Çürük dişim için dün diş hekimine gitmek zorunda kaldım.
7 Ülkeyi terk etmeye niyetlendiği için doktor derhal evini satmak zorunda kaldı.
8 Sürücü dün sabah saat 8'de hazır olmak zorundaydı.
9 Babam tüm parasını işte kaybettiği için arabasını satmak zorundaydı.
10 İngiltere'de iken paramız bitti ve bir arkadaştan biraz ödünç para almak zorunda kaldık.
11 On milyon TL depozit bırakmak zorunda kaldılar.
12 Bir arkadaşımızın hasta olması nedeniyle partiden erken ayrılmak zorundaydık.

f) Öteki Kipliklerle İlgili Örnekler
I'd rather have tea. / Çay içmeyi yeğlerim.
I'd rather you told me the truth. / Bana gerçeği söylemenizi yeğlerdim.
They used to live in Ankara. / Ankara'da otururlardı.
We are used to getting up early. / Erken kalkmaya alışkınızdır.
You'll soon get used to living in a city. /Kentte yaşamaya çok geçmeden alışırsınız.
She is going to graduate this year. / Bu yıl okulu bitirecek.
I was going to finish the book last night. / Kitabı dün akşam bitirecektim.
I was to have started work last night. / işe dün akşam başlamam gerekiyordu.
The form is to be filled in and returned tomorrow. / Formun doldurulup yarın geri verilmesi gerekiyor.
The Queen is to visit Turkey next year. / Kraliçe gelecek yıl Türkiye'yi ziyaret edecek.
We have got to get up early tomorrow. / Yarın erken kalkmamız gerekiyor.
Everyone is supposed to obey traffic rules. / Herkesten trafik kurallarına uyması beklenir.
I would prefer living in a village. / Köyde yaşamayı yeğlerim (dim).

Bu sözcüklerin kullanıldıkları yapı, soru biçimleri bakımından asıl kiplikler¬den ayrılan yanları örneklerin incelenmesinde anlaşılabilir. Kullanımlarında bu ayrımlara dikkat edilmelidir.

86) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 it is difficult to understand Americans if you are not used to their accent.
2 Iranians are not used to paying so much for a sandwich and a glass of orange juice.
3 You will soon get used to living in Ankara.
4 I used to play tennis when I was abroad, but now I prefer swimming.
5 Mustafa used to admire Tom until he found out that he was dishonest.
6 People used to think that the sun travelled round the earth.
7 Life is not so easy in Ankara as it used to be.
8 I'd rather you painted the door brown.
9 I'd rather eat at home than in a restaurant.
10 We'd rather see a good movie than go to the theatre.
11 They would prefer staying indoors when the weather is cold.
12 My girl friend would rather we didn't see each other any more.
13 I would prefer to leave tomorrow morning.
14 Alper is going to take Elif to the dance tonight.
15 it is going to be difficult to wake him up at this late hour.
16 My friend was going to get married in June but then waited until September.
17 We were going to give her a big reception but then decided against it.
18 At first they were going to put the boy in the elementary class, but later they put him in an advanced
section.
19 We are to have a film show tomorrow night.
20 The actor is to meet the audience here tonight.
21 The old President didn't know that the war was to be declared.
22 The terrorist was to have been murdered.
23 The Minister of Education is to present the prizes.
24 The beautiful lady was supposed to be a widow.
25 The burglar is supposed to stay at his hotel for a long time.
26 The young lady has got to pass her driving test.
27 The burglar has got to put the money in the bank.
28 The boy has got to make an appointment with the doctor.

87) Aşağıdaki tümceleri örneklere göre İngilizce’ye çeviriniz.
1 Sinemaya gitmektense televizyon izlemeyi yeğlerim.
2 Taksiye binmektense yürümeyi tercih ederim.
3 Öğrenciler ileri sınıfta çalışmaktansa bu sınıfı yeğler.
4 Kız, küçük bir arabadansa büyük bir araba kullanmayı yeğler.
5 Haziranda bir sınavımız olacak.
6 Kızlar evde kalıp televizyon izleyecek.
7 Ailem yaz tatilini Antalya'da geçirecek.
8 Size telefon edecektim fakat telefon numaranız yoktu.
9 Dün futbol oynayacaktık ama yağmur yağdı.
10 Bütün yılı izmir'de geçireceklerdi ama paraları bitti.
11 Derhal eve gitmenizi yeğlerdim.
12 Lütfen pazar günü gelmeyin. Gelecek hafta sonu gelmenizi tercih ederdim.
13 Her şeyi son dakikaya bırakmaktansa, erken başlamayı yeğlerim.
14 Otelinize kadar bütün yol boyunca araba kullanmaktansa hafta sonunu evde geçirmeyi yeğlerim.
15 Kız arkadaşımla saat 10'da havaalanında buluşacağım.
16 Yarınki partide bahçede dans edilecek.
17 - Arabamı satmam gerekiyor.
18 Doktorun işini değiştirmesi gerekiyor.
19 iş adamının öğleden sonra toplantıya katılması bekleniyor.
20 Doktorların saat 5'e kadar hastanede kalması beklenir.
21 Kızım 10 yaşındayken ingilizce konuşurdu fakat şimdi konuşamıyor.
22 Cesur iyi bir yüzücü idi fakat şimdi değil.
23 Genç adam sigara içilmeyen kompartımanda seyahate alışık değildi.
24 Diş hekimi 5 yıldır Londra'da oturuyor, böylece trafiğe iyice alışmıştır.
25 Ne isterseniz diyebilirsiniz. Eleştirilmeye alışığım.
g) Özne ♦ kiplik -t- have + been + V + ing + (tümleç)
The worker must have been working hard, işçi çok çalışmakta (olmuş) olsa gerek.
The nurse should have been helping the doctor. Hemşire doktora yardım ediyor olmalıydı.
They may have been learning English. İngilizce öğrenmekte (olmuş) olabilirler.
Foreign Currency could have been flowing into the country. Ülkeye döviz akıyor olabilirdi.

88) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The runner must have been running for nearly 2 hours.
2 The girl must have been sunbathing on the beach.
3 The Turkish delegation may have been returning.
4 It might have been snowing in eastern part of Turkey.
5 You should have been paying attention to what the teacher did in the classroom.
6 Your mother couldn't have been travelling in Europe at that time of the year.
7 He can't have been paying all the money back to his friend.
8 You ought to have been taking that medicine every two hours,
9 He might have been working here last year, but I don't know.
10 The father should have been thinking of making a living.
I1 The children would rather have been playing games.
12 Veysel would rather have been teaching the children.
13 Those women could have been earning their living.
14 The parents ought to have been educating their daughters.

89) Aşağıdaki tümceleri (must, may, could + have + been + V -ing kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Yorgun görünüyorsun. Çok çalışıyor olmalısın / olmanız gerekir.
2 Karısı hastanede iken çiftçinin yalnız yaşıyor olması gerek / herhalde yalnız yaşıyordu.
3 Prens bu odada çalışıyor (olmuş) olmalı.
4 Hizmetçi çamaşırları yıkıyor olmalıydı.
5 Katil bu otelde kalıyor olmalıydı.
6 Ayhan arabayı kullanıyor olabilirdi.
7 Arabayı soldan kullanıyor olmalıydınız.
8 Sekreter belki de müdüre bir şeyler anlatmaya çalışıyordun
9 Başbakan geliyor olmalıydı.
10 Kızın nişanlısı Fransa'da oturuyor olabilirdi.

KİPLİKLERLE EDİLGEN YAPILAR
(Passive with modals)
(Özne + kiplik + be + V3)

90) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The patient can't have been discharged.
2 Your question can not be answered by anybody.
3 All these books and papers must be cleared up immediately
4 You cannot be put in prison if you haven't done anything wrong.
5 The visitors will be met at the airport.
6 You will be laughed at if you wear that strange hat.
7 You ought to be put in prison by the police
8 Lessons should be made more interesting for students.
9 Such things ought not to be spoken in public by people.
10 Hats and coats must be left in the cloakroom.
11 They are used to being laughed at.
12 The girls are eager to be introduced.
13 The glasses would not have been broken by the maid.
14 The book you want may have been borrowed.
15 The goods mustn't be sent by sea.
16 I can't find that letter. It must have been thrown away.
17 When you are making out a cheque, the following points should be kept in mind.
18 No one told us how many new words were to be written down.
19 How many sentences are to be translated?
20 They say that the teacher's talk is going to be published.
21 The results are just going to be announced.
22 Drinks can't be taken out of the bar.
23 The work could be done next week.
24 The article had to be published in a local newspaper.
25 All the questions had to be answered by the students,
26 The answers must be written on one side of the paper only.
27 The worker got fired yesterday because he used to go to work late every day.
28 Your offer may have been accepted.

91) Aşağıdaki tümceleri (can/will/may + be + V3 kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Kız gelecek yıl evlendirilmeyi yeğler.
2 Bir öğretmen kendini işine adamalıdır.
3 Bölge insanlarına yardım edilebilirdi.
4 Tütünleri için pazarlar bulunabilirdi.
5 Bölgede başka bir okul açılacak.
6 Eskiden kömürümüzün çoğu deniz yolu ile taşıtılırdı.
7 Küçük çocuk daha sonra bir doktora muayene ettirilmeliydi.
8 Resepsiyona davet edilmiş olmam gerekir.
9 Doktora durum hakkında bilgi verilmeli.
10 Taşınırken o resim hasara uğradı.
11 Terörist öldürülmüş olmalıydı.
12 Ona o hususta bilgi verilmiş olmalıydı.
13 Bu kapılar kapalı tutulmalıdır.
14 Onun konuşmasının iptal edileceğini işittim.
15 Maçın iptal edileceğini düşündüm.
16 Benim iznim olmadan oda kullanılmamalı.
17 Doktor hemşireye hastanın rahatsız edilmemesi gerektiğini söylemektedir.
18 Hepsine toplantıya katılmaları söylenmeliydi.
19 İstediğiniz sözlük çalınmış olabilir.
20 Tabaklar kırılmış olabilir.
21 Bu kırık vazo tamir edilemez.
22 Hastaya uzun bir tatil önerilebilir.
23 Toplantı müdür gelinceye kadar ertelenebilirdi.
24 O çocuğa bir ders verilmeli.
25 Toplantı polis tarafından dağıtılmalı.
26 (Onun) onu bir daha yapmaması söylenmeli.
27 Bahsettiğiniz kişi gelecek hafta hapse atılacak.
28 Yöntem değiştirilmiş olmalıydı.

Açıklama:
Kipliklerin have almadan kullanılan biçimleri (can, could, will, would vb.) edilgen yapıda be + V3 alırlar.

KİPLİKLERLE (modals) İLGİLİ KARIŞIK
ALIŞTIRMALAR

92) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 It is assumed that the Government will do something to relieve the situation.
2 He said his daughter was not to wear silk clothes.
3 The boss said the salesgirl was not to come so early.
4 The matter will be discussed later.
5 These books must not be taken away.
6 This door can easily be mended.
7 The war could be ended.
8 The war could have been ended.
9 German used to be taught in this school ten years ago.
10 Turkish oght to have been taught better in our schools.
11 He had better be taught maths.
12 He might have beeen wounded in the accident.
13 This difficulty can be avoided in several ways.
14 The boat can't have left already, it is not due to go until ten.
15 I needn't have married Jane, I could only have married someone else.
16 He had to get punished.
17 This method can be said to be the best of all.
18 She had to go straight home from school.
19 I had to see him when he came back.
20 These calculations used to be done by men; now they are done by a computer.
21 This dress can't be washed, it must be dry-cleaned.
22 Tickets shouldn't be thrown away by the passangers as their tickets may be checked.
23 The car will have to be towed to the garage immediately.
24 These documents shouldn't be left on the desk. They should be locked up.
25 Articles (which have been) bought during the sale can not be exchanged.
26 You needn't have written to him because he is coming here tomorrow.
27 He must have had a parachute, otherwise, he would have been killed.
28 You couldn't have bought that sweater on Sunday because all the shops are shut on Sundays.
29 You needn't have done all the work because we have a computer to do that sort of thing.
30 This girl could have married any one of a dozen men because she was a real beauty, but she waited till
her fiancé came out of jail.
31 You needn't have bought a ticket for the baby because babies travel free.
32 He may have stopped for a drink and got involved in an argument
33 Someone may have dropped a lighted cigarette.
34 Someone might have tried to hijack the plane and there might have been fight during which the plane
crashed.
35 This business letter ought to have been mailed.
36 The recommendation could have been typewritten, not hand written.
37 Edison might have tried to help his parents more than we know.
38 We ought to have stopped the machine this morning.
39 She would rather have studied science and mathematics.
40 They were to have been married next month but now they have quarreled and the wedding has been
cancelled.

93) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 Bujileri temizlerken küçük bir eğe kullanılabilir.
2 Benzin hava ile karıştırılmadıkça yanmaz.
3 Depremlerin kentlerdeki kötü sonuçlarının bir kısmı özel binalar yaparak önlenebilir.
4 Radyasyona maruz kalmak, hastalık ve hatta ölümle sonuçlanabilir.
5 Aşırı sigara içme sonucu akciğer kanseri oluşabilir.
6 Anlamanızı artırmak ve söz dağarcığınızı genişletmek için elinizden geldi¬ğince çok İngilizce okumalısınız.
7 Araştırma için ancak çok az (sınırlı) bir para vardı, ama bir bağış sağlamayı başardım.
8 Nüfus patlamasıyla ilgili üç makale okumak zorundaydık; bu da günümüzü berbat etti.
9 Mevcut istatistikler de Batının modem endüstri uluslarının ondokuzuncu yüzyılda böyle bir süreçten geçmiş
olabileceklerini akla getirmektedir.
10 Mevcut doğal kaynaklar için yapılan yarışmanın, bir savaşa ve bundan ötürü de nüfusta bir azalmaya yol
açması olası mıdır?
11 Yoksulların getrlerini artırıcı (artırmak için) politikalar oluşturulmalıydı.
12 Herkes hapşırdığı ya da öksürdüğü zaman ağzını kapamayı bir alışkanlık haline getirmelidir.
13 Atletler, yazın yorucu idman yaptıklarında, kaybedilen tuzu karşılamak için tuz tabletleri almalıdır.
14 Para, hükümetleri devirebilir, savaşları başlatabilir, güç ya da yoksulluk ya¬ratabilir.
15 Bu sorunu çözebilmeliyiz.

94) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 By fairly simple processes, sane and ordinary citizens can be induced to deny the plain evidence of their
senses.
2 The pilot has to keep watch on a number of dials which give him vital information about his speed, altitude
etc..
3 Bringing more water to land, improving the soil, providing plant nutrients, teaching the farmer better cultural
practices cannot yield maximum results unless the plants under cultivation are able to respond fully to the
improved environment and practices.
4 Developing countries should follow simple and inexpensive methods which, in the great majority of cases,
are economic and efficient.
5 It would seem unwise to use insecticides regularly, on a very large scale, unless there is some vital object
to be attained.
6 Acidic or basic solutions may be neutralized before they are tested.
7 A student of biology should be familiar with the basic bacteriological techniques, such as the preparation of
culture media, sterilization, culture transferring, maintenance and aseptic technique.
8 To get at the root of traffic problem, we must approach it through the social, and economic factors which
determine the ways which activities are arranged in our towns.
9 The engineer must solve the problems as they arise and his solutions must satisfy conflicting
requirements.
10 Insufficient observations could easily lead to false generalizations.
11 Strict objectivity must necessarily be applied in developing new theories.
12 Untested assumptions can produce disturbing effects in a piece of research.
13 The use of higher octave fuels in internal combustion engines should result in improved performance.
14 This conclusion could have been due to a misinterpretation of chance results.
15 A research worker might infer that the disease was due to the smokiness of the area.
16 The greater care must be exercised in order to eliminate errors.
17 The recording of data may be subject to emotional interference and should be carefully checked.
18 Constant vigilance and greatest foresight must be exercised in order to minimise or eliminate errors.
19 Errors of measurement may arise through lack of skill in the operator or may be introduced through
defects in the apparatus itself.
20 Some other factors which may influence reasoning are a) faulty analogizing b) the inhibiting effect
of further research of concepts which have been widely accepted as satisfactory and c) the role of authority
as a bar to the reconsideration of a problem.
21 We can expect applied science to produce a vast increase in entirely new synthetic products of all kinds.
22 Another result of automation should be to accelerate the accumulation of surplus capital, which could
then be made available for the purpose of assisting the emerging countries to solve some of the problems
of underdevelopment.
23 So long as millions of human beings, the great majority of them in the Third World, are living precariously
on the border-line of starvation, no educational policy, however well conceived, can by itself
eradicate illiteracy.
24 Systems of education copied from other countries and which do not take into account a nation's specific
conditions and needs can never be expected to come to grips with the basic problems of illiteracy.
25 I have to give a lecture on the disposal of industrial waste to students of engineering.


ZAMANLARLA İLGİLİ ÇEVİRİ ÖRNEKLERİ

1. YALIN ZAMANLAR : SIMPLE PRESENT, SIMPLE PAST (ACTIVE/PASSIVE)

Özne + yüklem + tümleç (S + V + Complement)
The scientist uses reliable instruments. / Bilim adamı güvenilir araçlar kullanır.
They made an electronic computer. / Onlar elektronik bir bilgisayar yaptılar.
The classroom is cleaned every day. / Derslik hergün temizlenir.
Some complex instruments were tested in the experiment. / Deneyde bazı karmaşık araçlar denendi.

Açıklama:
Simple present, eylemin 1. biçimi (go, sit, use vb.) kullanılarak yapılır. 3. tekil şa¬hısta eyleme -s eklenir, (goes, sits, uses vb.) Edilgen biçimi is, are, am + V3 ile yapılır. Simple past tense'te bütün şahıslarda eylemin 2. biçimi kullanılır (went, used, sat, asked vb.) ; soruları did ile (Did you see him? Did you make an electronic computer?) olumsuzları didn't kullanılarak yapılır; edilgen biçiminde was/were + V3 kullanılır.

95) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 Magellan sailed round the world in the 16th century.
2 Who first walked on the moon?
3 Ice melts in hot water.
4 My room overlooks the garden.
5 Did the film we saw on TV seem realistic to you?
6 The solar system consists of the sun and nine planets.
7 She concealed her nervousness from us.
8 Potatoes are supposed to make people fat.
9 Animals depend on plants for their food.
10 Fatih Sultan conquered Istanbul In 1453.
11 Rehearsals went on all afternoon.
12 If legislation is not introduced soon, all the Mediterranean will be polluted.
13 All the people who lived in that town were affected by the fumes from the chemical factory.
14 Share prices fluctuate every day.
15 The cost of living index rose by 10 per cent last year.
16 Inflation is defined as a persistent rise in the general level of prices.
17 Food quickly spoils and decomposes if it is not stored correctly.
18 Influenza normally subsides after three or four days, leaving the sufferer limp, washed out and often
depressed for some time afterwards.
19 If you don't smoke, you are less likely to die of a heart attack.
20 Cigarette smoking causes more than 300.000 deaths from lung cancer every year in the U.K.
21 The patient was given artificial respiration.
22 At what age do you think children need most attention from their mothers?
23 Telephone bills are sent out once a month.
24 A new student feels lonely at first but he soon makes friends.
25 How did you feel when the doctor said you must have an operation?
26 We were each given a different present.
27 He was kidnapped by terrorists but he managed to escape.
28 He got a sore throat from talking too much.
29 Fruit provides the body with vitamins.
30 Fertilizers prevent the loss of minerals.
31 Refrigerators are used for cooling food.
32 Most metals conduct heat better than wood.
33 In severe cold the human body soon reaches the limit of its endurance.
34 Attendance at lectures in many universities is not compulsory; and names are not taken.
35 Scientific problems arise out of curiosity.
36 The parties settled their dispute in a civilized manner.
37 Penicilin was discovered accidentally.
38 The whole population was successfully vaccinated.
39 Islam forbids murder, cruelty, adultery, gambling, usury, and consumption of carrion, blood, pork and
alcohol.
40 Scientists assume that cholesterol is somehow necessary for the formation of brain cells.
41 The Prime Minister still puts great emphasis on the need to deal effectively with inflation.
42 Normally independent nations recognize one another and carry on relationships through diplomatic
channels.
43 About half of the world's population lives in the southeast corner of Asia, on about one tenth of the world's
land, and about one fifth lives in Europe.
44 All key decisions are made by the ministers in the Cabinet.
45 Members of the Cabinet are selected by the Prime Minister, normally from among the leaders of his own
party in the parliament.
46 It is said that unless an average of one 25.000 ton shipment of grain is received in Indian ports every day
of the year, starvation will occur.
47 The Secretary-General is appointed for a five-year term by the General Assembly on the recommendation
of the Security Council.
48 It is assumed that doctors earn well.
49 I doubt whether anybody knows how to solve the housing problem in Turkey.
50 It is alleged that the train crash which occurred yesterday was due to sabotage.

96 Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 Su 100 °C 'de kaynar.
2 Başınız ağrırsa genellikle ne alırsınız?
3 Eviniz nasıl ısıtılır?
4 Kennedy"yi kim öldürdü?
5 Kalp hastalığına neden olan nedir?
6 Birinci Dünya Savaşı 1914'te başladı.
7 Arabam sabahları hiç çalışmaz.
8 Telefon Edison tarafından mı icat edildi?
9 Dün gece bir uçak daha kaçırıldı.
10 Kentteki hemen hemen herkes koleraya karşı aşılandı.
11 Ateşi birdenbire düştü.
12 Transistor 1948'de icat edildi.
13 Beynin sağ tarafı, vücudun sol tarafını idare eder.
14 Toprak, bitkilere azot sağlar.
15 Vitaminler, sentetik olarak büyük miktarlarda imal edilmektedir.
16 Hayvanlar ve bitkiler solunum sırasında sürekli olarak karbon alıp verirler.
17 Çayın yetiştirilmesi ve işlenmesinde pek çok kadın çalıştırılmaktadır.
18 Başbakan, basına beyanatta bulunmaktan kaçınıyor.
19 Trafik kazalarının çoğu insan hatasından doğmaktadır.
20 Yatma zamanınız.
21 Bu ilacın bazı yan etkileri olduğuna inanılmaktadır.
22 Bu ilacın bazı yan etkilerinin olması bir sakınca oluşturur.
23 Hasta dün gece hastaneye kaldırıldı.
24 Ordu isyanı bastırdı ve sıkıyönetim ilan etti.
25 Bu hafta sonuna doğru ateşkes ilan edilmesi bekleniyor.
26 Başıma soğuk su dökerek karşılık verdiler.
27 Tutuklu suçlu bulundu.
28 Son defa ne zaman karnınız ağrıdı?
29 Heyecanını bizden gizledi.
30 Sanayicilerin kirlenmeye aldırış ettikleri yok. Onlar kazançlarla ilgili.
31 Yutkunduğum zaman boğazım ağrıyor.
32 Bir doktor başımı dikkatlice sardı.
33. Hava kirliliğini azalttılar ama tamamen yok edemediler.
34 Bir milyon dolar değerinde stereo malzemesi ihraç ettiler.
35 Sigarayı yıllar önce bıraktım.
36 Penicilin 1928'de keşfedildi.
37 İlk fotoğraf 1826'da çekildi.
38 16 Ekim 1979'da Başbakan Bülent Ecevit hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı'na sundu.
39 Cumhurbaşkanı istifayı kabul etti, ancak yeni hükümet oluşup millet Meclisi'nden güven oyu alana kadar
Başbakan'ın göreve devam etmesini istedi.
40 Müttefikler, 1922 Ekim'i sonunda hem İstanbul ve hem Ankara hükümetlerini Lozan'da bir konferansa
davet ettiler.

97) Aşağıdaki parçaları Türkçe'ye çeviriniz.
The heart is a muscle that pumps blood to all parts of the body. If it stops, the body does not get the oxygen that the blood carries.

The heart is about the size of a fist. A man's heart weighs about 11 ounces and a woman's around 9 ounces. The adult heart is approximately 5 inches long, 3-1/2 inches wide, and 2-1/2 inches thick. A normal heart beats 70 times a minute and more than 100.000 times a day. 10 pints of blood go through it every 60 seconds.

Indira Gandhi, one of the great woman leaders of the 20th century, was born in Uttar Pradesh, India. Her father, Jawaharlal Nehru, was always interested in politics. When she finished her studies in England, she returned to India and became involved in the fight for India's independence from Great Britain. India became independent in 1948. She became president of her father's party, the congress Party, in 1959, and five years later she became Minister of Information and Broadcasting. After the death of Prime Minister Shastri in 1966, she became prime minister of India. Her husband's name was Ferez Gandhi. She lost reelection in 1977 but became prime minister again in 1980. She was killed on October 31, 1984, in Dew Delhi. She had two sons.

Leroy returned to his job, but after a week at work,he came to see me. He complained of weakness in his left arm. Leroy said that he couldn't hold his arm upright fof very long. When he did so, his arm began to tremble and he dropped things. His boss wasn't happy with his work. Leroy took too long to do simple jobs. He was losing money for his boss. Leroy began to get nervous, and his hypertension increased. His blood pressure became too high; he perspired excessively; he lost his appetite; he became irritable at work and at home.

We ran tests and took X-rays. No physical abnormality was evident. So here we have one of those baffling cases - lots of symptoms and no organic j cause. We can treat the symptoms, of course, but what is the cause?

It may be the place itself. Leroy suffered a serious injury there. We repaired it. Yet there may be psychic trauma that we can't U eat. We can't stitch j up a psychic wound.

I don't believe that physical ihcarpy is indicated for Leroy. He is strong' and physically trained to do his work. But if his decline continues, he may need counseling. He may have to change his occupation - or at least his place of employment. The prognosis at this time is uncertain.

98) Aşağıdaki parçaları Simple Past Tense kullanarak İngilizce’ye çeviriniz.

Eski Mısır, Nil'i çevreleyen çul .ilanlarından oluşuyordu. Bu bölge ilk büyük uygarlıklardan birinin merkeziydi. Bu uygarlık tarım üretimine dayanı¬yordu. Nehrin kıyısındaki toprak çok verimliydi. Drenaj ve sulama büyük ölçü¬de ortak çabayı gerektiriyordu. Bunun sonucu kent bölgeleri (kent yerleşimi) ve merkez örgütlenmesi özendiriliyordu. Daha sonraki yıllarda Mısırlılar güçlü bir yönetim sistemi geliştirdiler. Piramit ve tapınaklar yapmaya başladılar, görkem¬li sanat yapıları ortaya koydular.

Simple Present Tense (active and passive) kullanarak ingilizce ye çeviriniz.

Termostatlar çoğu su ısıtıcılarında kullanılır. Termostat iki metalli bir çu¬buktan oluşur. (0), sıcak su tankındaki bir ısıtıcıya bağlanır. Tanktaki su ısınır. Sonuçta çubuk genişler ve bükülür. Bunun sonucu olarak, ilişki kopar ve ısıtıcı kapanır. Bundan* sonra su soğur.

Simple Present Tense Kullanarak İngilizce’ye çeviriniz.
Özellikle koyu yazılı sözcüklere dikkat ediniz-

Önce, tohum sıcak, nemli toprakta çimlenir. Çimlenme sırasında tohum¬dan bir kök ve filiz gelişir. Aynı zamanda tohumun arta kalan kısımları çürür. Daha sonra küçük bir bitki gelişir ve yapraklar oluşur. Bitkiler gelişince çiçek oluşur. Çiçekler rüzgâr, böcek ya da suyla tozlaşır ve bundan sonra meyveler
oluşur. Daha sonra da çiçekler ölür.

The Simple Present (active - passive) kullanarak İngilizce’ye çeviriniz.

Nabız, kalbin sol ventrikülü kasılıp aorta kan pompaladığında arterlerde ortaya çıkan gerilme dalgasıdır. Bu, büyük yüzeysel bir arter bir kemiği geçti¬ğinde çok kolaylıkla hissedilir. En uygun (hissedilme) noktası radyal arterin radyosu geçtiği, bileğin arteriyor yüzeyidir.

Nabız hızı kalp atışı sıklığıdır. Bu büyük ölçüde değişebilir. Kimi yetiş¬kinlerde normal nabız dakikada 50, kimilerinde dakikada 90 kadardır. Ortalama 72 olduğu söylenir. Bebekte nabız hızı 140'a kadar çıkabilir. Nabız hacmi, dola¬şımındaki kan miktarınca kalbin atım gücünü gösterir. Nabız ritmi normal ola¬rak zaman ve güç bakımından düzgündür, ancak hastalıkta düzensizlikler görü¬lebilir. Düzensizliklerin görüldüğü durumlarda kalbin tepedeki (apex) atımı sayılır. Tepe atımı, sternumun aşağı yukarı iki uç solundan, beşinci enterkontral boşlukta bulunabilir.

II. GELECEK ANLATIMINDA KULLANILAN YAPILAR: FUTURE, SIMPLE PRESENT, PRESENT CONTINUOUS IS/ARE + TO
They will discuss the problem later. /Sorunu daha sonra tartışacaklar.
The train leaves at 7 o'clock. /Tren saat sekizde kalkıyor.
I'm going to go to Istanbul tomorrow. /Yarın İstanbul'a gideceğim.
He is leaving tomorrow. /Yarın yola çıkıyor.
He is to leave tomorrow. / Yarın yola çıkması gerekiyor.
A four lane-road will be built between Ankara and İstanbul (Ankara ve İstanbul arasında 4 şeritli bir yol yapılacak.)

Açıklama:
Gelecek anlatımında değişik yapılar kullanılır. Bunların en yaygın olanları will, be going to, ve the present continuous tense'tir. Will, öngörü (prediction) için, koşula bağlı gelecek anlatımında : be going to kararlaştırılan, belirlenen durum¬ları anlatmada kullanılır, koşullu (if) tümcelerde kullanılmaz.

99) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 I am having dinner out this evening.
2 Mr. Aktaş is having a ticket for next Friday's plane to Paris.
3 I will learn English before I go to England.
4 The aims of the government will soon be accomplished.
5 Improvements in trade will follow the reforms in the system of taxation.
6 The decrease in the incidence of disease will eventually be determined.
7 The attempts of the government to accomplish their policy will immediately be confirmed.
8 Soil will not be removed from the hillsides through erosion.
9 The problems before the government will be solved without incident.
10 A new government is going to be established by the Republicans
11 New industrial developments are going to be introduced by the new 'Minister.
12 I hope your cough will not develop into something more serious.
13 Life is hard at present but everything will be different soon.
14 Tülin says that she is going to get married when she is twenty, and that she is going to have two children.
15 I am to speak on behalf of my colleagues next Monday.
16 The accused is guilty and is to undergo six months imprisonment.
17 The witnesses are to attend the court every day during the trial.
18 My father retires at fifty so I take over from him next /ear.
19 The examination takes place next month as announced.
20 The office is closing an hour later than usual tomorrow.
21 As a result of the bad weather, aeroplanes are not going to take off tomorrow.
22 Some of the students are going to spend their summer holiday in Kuşadası.
23 You are going to have a good night's sleep.
24 The orchestra is going to play a waltz. It is number two on the programme.
25 We are having breakfast very early tomorrow so that we can leave home before light.

100) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 Gelecek doğum günü 36 (yaşında) olacağım.
2 Gezi için bir minibüs kiralayacağız.
3 Toplantı 5'e kadar biter.
4 Otobüs saat kaçta gelir (gelecek)?
5 Tren on dakika sonra kalkıyor.
6 Peşin mi yoksa çekle mi ödeyeceksiniz?
7 Mutlaka bir kaç bilet kalmıştır.
8 Sınavlarımı vereceğimden eminin.
9 İlk yarış saat ikide yapılacak.
10 Büyüyünce zengin ve başarılı olacaksın.
11 Kırmızı ışıkta geçersen, kaza yaparsın.
12 ' O balığı yersen, mutlaka hastalanırsın (hastalanacaksın).
13 işi bitirinceye kadar size ödeme yapmayacağım.
14 Babam gelecek yaz emekli oluyor.
15 Bu yasanın ekonomi üzerinde kötü (bir) etkisi olacak.
16 Başbakan, ikili anlaşmalarla ilgili hükümet kararını pek yakında açıklayacak.
17 işverenler, işçiler işe döner dönmez görüşmelere başlayacaklar.
18 Doktor muayene edene kadar hastaya hiçbir tedavi uygulanmayacak.
19 Yeni yönetim Birleşmiş Milletlerce tanınacak.
20 Yasaya göre küçük kardeşim gelecek yıl askere gidecek.
21 Plan heyetçe onaylanacak.
22 Bu öykü eninde sonunda Türkçe’ye çevrilir (çevrilecek).
23 Öyle eleştiri yaparlarsa, hak ettikleri biçimde aşağılayıcı işlem görürler (görecekler).
24 Başbakan gelecek hafta İtalya'ya gidiyor.
25 Bugünü bütün hayatım boyunca hatırlayacağım.
26 Yağlı yiyecekler ve tatlı şeyler yemezseniz kilo verirsiniz.
27 Derhal gidip müdürü göreceksin.
28 Onun fikrini değiştirmek zor olacak.
29 Bu gece poker oynarsan, mutlaka para kaybedeceksin.
30 Birkaç hafta içinde ekmek fiyatları kesinlikle artar /artacak.

101) Aşağıdaki parçayı Türkçe’ye çeviriniz.

A View of the Economy
If the lira is weak, Turkish prices will be cheaper for foreigners and price» abroad will be more expensive for Turks. This means that fewer Turks will travel abroad and more foreigners will visit Turkey. It also means that more foreigners will buy Turkish goods, so the Turkish economy will improve and the lira will be strong again.

III. SÜREKLİLİK ANLATAN YAPILAR:
PRESENT CONTINUOUS, PAST CONTINUOUS,
PRESENT PERFECT CONT., PAST PERFECT CONT.
• (ACTIVE/PASSIVE)

The engineers are developing a new type of fuel. /Mühendisler yeni bir yakıt türü geliştiriyorlar.
English is being taught for the first time this year. / ingilizce bu yıl ilk kez öğreti¬yor/ okutuluyor.
He was mending the wall when I saw him. (Onu gördüğümde) duvarı onarıyordu.
The wall was being mended. / Duvar onarılıyordu.
They have been dealing with the problem for over ten years. / Sorunla on yılı aşkın bir süredir uğraşıyorlar.

Süreklilik anlatan zamanların tümünde V-ing kullanılır, is, are, am + V-ing şu andaki sürekliliği, was/were V-ing geçmişte belli bir andaki sürekliliği, have been + V-ing geçmişten günümüze ulaşan sürekliliği, had been + V-ing geçmiş iki eylemden daha uzak geçmişteki eylemin sürekliliğini anlatır. Edilgen biçimleri is, are, am + being -V3 ve was/were + being - V3 kullanılarak yapılır. have ve had kullanılan sürekli zamanların edilgen biçimleri çok seyrek kullanılır, bu nedenle örnek verilmemiştir.

102) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The doctor is telling the patient to quit smoking.
2 The new government is trying to check the prices.
3 The purchasing power of money is decreasing.
4 The company's activities abroad are expanding.
5 The boy is continually making mistakes in spoken English.
6 Most companies are being governed by boards of governors.
7 Turkish children are being educated by Turkish teachers in Germany.
8 The patient is being told to quit drinking wine.
9 The cease-fire is being violated by both countries.
10 News bulletins are being prepared by journalists.
11 He was sleeping soundly when he was awakened.
12 She went downstairs to find out what was happening.
13 Sami was staying at a seaside hotel on holiday when he first met his wife.
14 Who were you speaking to on the telephone when I brought your coffee?
15 When I left the airport, Fuat and his wife were still talking to the customs officers.
16 He had been living in İran for 5 years when the war broke out.
17 The two men were being taken to the police station when we went out.
18 The condition of the company was being discussed all day yesterday.
19 The man was being followed by the police last night.
20 The chairs were being carried into the room by children.
21 While the guests were dancing, thieves broke into the house and stole a lot of fur coats.
22 Mr. Demirsoy has been living in İzmir for the last five years.
23 It has been snowing since I came here.
24 The trial has been going on for two years.
25 He has been hoping for a rise in his salary for six months but he hasn't dared to ask for it yet.
26 They have been talking over business since the meeting started.
27 The police had been trying to solve the mystery for weeks but they hadn’t succeeded.
28 Remzi had been asking Ayşin to marry him for two years before they were engaged.
29 My father had been complaining of pains in his back, so we took him to the doctor yesterday.
30 The professor had been teaching in the university for 30 years on the day he retired.
31 Shakespeare had been writing for a number of years before he became re¬ally well known.
32 We had been waiting for more than an hour but there was still no sign of a bus.
33 600.000 Turks are now working in thirty different countries of the world, mostly in West Germany.
34 It is becoming harder and harder for people with low incomes to find vacant apartments.
35 When I entered the clinic a woman was being examined by a very young doctor.
36 When they decided to move, the company had been doing business in the same location for ten years.
37 While the scientists were making a study of the behavior of a certain virus, they discovered new facts about
the structure of the cell.
38 Australia and Canada are still encouraging the migration of skilled workers from Europe.
39 The government decided to start a food programme while many people in the rural areas of the country were
starving due to Several years of drought.
40 Jenny has been eating a lot lately. She's put on five kilos.

103) Aşağıdaki tümceleri (Süreklilik anlatan zaman yapıları kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Yeni yol yapımına çok para harcıyorlar.
2 Yaşam standartları Avrupa ülkelerinin çoğunda önemli ölçüde yükselmektedir.
3 Polis cinayeti araştırıyor.
4 Atatürk havaalanındaki grev yolcuların çok gecikmelerine neden oluyor.
5 Çiftçi çiftliğinde sığır yetiştiriyor.
6 Bahçe bahçıvan tarafından sulanıyor.
7 Arabanız teknisyen tarafından tamir ediliyor.
8 Hemşireye bebeği nasıl banyo yapacağı gösteriliyor.
9 Sandalyeler bahçeye taşınıyor.
10 Ziyaretçilere yeni binalar gösteriliyor.
11 Columbus Amerika'yı bulduğu zaman Hindistan'a gitmeye uğraşıyordu.
12 Hırsız eve girdiğinde aile bir televizyon programı izliyordu.
13 işçi hastanede yatarken firması haftalığını her hafta ödedi.
14 ilker televizyonu izlerken hanımı masayı hazırlıyordu.
15 Mektubu daktilo ederken çok yazım hatası gözüme ilişti.
16 İzindeyken yeni karım hakkında sorular soruluyordu.
17 Geçen yıl boyunca o hususta bilgi toplanıyordu.
18 Bürodan eve geldiğimde bahçe sulanıyordu.
19 Köprü geçen yıl yapılıyordu, fakat gördüğümde bitmemişti.
20 Gemi batıyor olmasına rağmen hâlâ ateş ediliyordu.
21 Üç yıldır ingilizce öğrenmekteyim.
22 Kardeşim 5 yıldır bankada çalışmaktadır.
23 Petrol fiyatı artıyor.
24 Dr. Önbayrak 1975 yılından bu yana Ankara'da oturmaktadır.
25 Saat 6'dan beri beklemekteyim ve henüz sıram gelmedi.
26 Ozan, çocukluğundan beri bir şeyler kırmaktadır.
27 Kendimi yorgun hissettim, çünkü çok çalışmaktaydım.
28 Doktor bana (bir) hasta muayene etmekte olduğunu söyledi.
29 Yolu iki aydır tamir ediyorlar. :
30 Musluk sabahtan beri damlıyor.
31 Mektubun geldiğinde seni aramayı düşünüyordum.
32 Makine bozulduğunda çalışmakta mıydı?
33 Birçok ülke nükleer enerji kullanıp kullanmama sorusuyla karşı karşıya bulunuyor.
34 Hükümet bölgenin ihtiyacı olan tüm elektriği sağlayacak bir nükleer enerji programı geliştirmeyi planlıyor.
35 Asya, Afrika ve Latin Amerika'nın bazı bölgelerinde nüfus patlamasıyla birlikte kuvvetli bir milliyetçilik görülüyor.

IV. BİTMİŞLİK ANLATAN ZAMANLAR (PERFECT TENSES) ÖZNE + have + V3 + tümleç had + V3 + tümleç
will have + V3 + tümleç
Medicine has made great progress in the last 20 years. / Tıp son yılda büyük gelişmeler kaydetmiştir.
The paintings have been sold. / Tablolar satılmıştır.
She had sung that song before you arrived. / Siz gelmeden o şarkıyı söylemişti.
A great deal of research had been done in the possible causes of cancer in the past. / Geçmişte kanserin olası nedenlerine ilişkin epeyce araştırma yapılmıştı.
You will have left school by this time next year. / Gelecek yıl bu vakitler okulu bitirmiş olacaksınız.

Açıklama:
Bitmişlik anlatan zamanların tümü have + V3 ile yapılır. Süreklilik anlatan biçim¬leri de vardır. Tümünün edilgen biçimleri have'den sonra been eklenerek yapılır. Süreklilik anlatan biçimlerinin edilgen çatıları kullanılmaz.

104) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 Turkey has recently adopted floated rates.
2 A lot of money had been deposited in foreign banks before the king fled the country.
3 Many holiday villages have been built in the western and southern part of Turkey by the Ministry of Tourism.
4 The cabinet Ministers had been received by the President a week ago.
5 The Nobel Prize had been rejected by our famous writer.
6 The man has been stabbed by the thief.
7 By next June I will have written my second book.
8 By the end of the semester the teacher will have taught us to speak English.
9 The politician declared that his party had always stood for social security.
10 The fire had spread to the next building before the firemen arrived.
11 We were surprised to hear that she had passed such an examination at the age of thirteen.
12 You ought to have brought her straight home after she had fallen in the river.
13 I hope this road will have been repaired by the time we came back next summer.
14 In two months' time his preliminary training will have been finished and he will be starting work.
15 By the end of my tour I will have given exactly the same lecture five times.
16 Most of the houses in this street have been pulled down, but the old shop at the corner has not been touched
yet.
17 Ozan is convinced that there is gold in these hills but we have searched for six months and haven’t seen a
sign of it.
18 They began widening this road a month ago; but the workmen have been on strike for the last ten days so
they haven't got very far with it.
19 I have been very patient with you for several years.
20 I have earned my own living since I left school.
21 By next January I will have paid 50 milyon TL as income tax.,
22 By next spring they will have built 100 houses in that field.
23 The cost of living has gone up a great deal since last year.
24 Aslı got married again when she hadn't heard from her husband for five years.
25 I have been offered a very good job at a much higher salary.
26 Mr. Boztaş had been given a present by his friend before he went to London.
27 The crowd had been dispersed by the police.
28 The proposal had been discussed in detail before they reached a decision.
29 Student dropouts has decreased in the last few years.
30 Since 1969, the number of smokers has dropped from 42 percent to about 30 percent.
31 Medical science has proved that animal fats, excessive sugar, carbon hydrate are harmful.
32 Have you been vaccinated against smallpox?
33 Have you heard about the floods in Izmir?
34 She has learnt to stand on her own two feet.
35 Energy utilization has become the modern key to human progress.
36 Syria which is believed to be a heaven for years for Turkish terrorists, has suddenly become more
responsive to Ankara's calls for security cooperati¬on and the prevention of terrorist infiltrations.
37 A security guard found the tunnel after the gang had left.
38 His progress has been retarded by illness.
39 Have you seen much improvement in the housing situation during the past decade?
40 The Secretary General said that the new plan the Russians had proposed was, in most respects, the same
as the one that had been rejected earlier.

105) Aşağıdaki tümceleri (have / will + V3 kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz,
1 AiDS'in olası nedenlerine ilişkin son zamanlarda epeyce araştırma yapılmıştır.
2 Kaza riskini azaltmak için yeni araçlar bulunmuştur.
3 Türkiye'de yıllarca Fransızca öğretilmiştir.
4 Belediyece, yeni metro projesi ile ilgili olarak bir araştırma yapılmasına karar verildi.
5 O şarkı siz gelmeden önce söylenmişti.
6 Derslerine çalışmamış olduğu besbelli.
7 Yeni köprü beş yıl içinde bitirilmiş olacak.
8 Firma bu yıl iyi kâr etmiştir/ etti.
9 Son 50 yılda doktorlar çok şey öğrenmişlerdir/öğrendiler.
10 Öğrencilerimiz bu dönem şimdiye kadar iyi gelişme göstermişlerdir.
11 Soğuk algınlığı için hiç kimse henüz bir tedavi (çare) bulmuş değil.
12 Kızım geçen gün ayağını kırmıştı, bu nedenle okula gidemedi.
13 Misafirlerimiz daha önce karşılaşmış olduklarından bizim onları birbirleriyle tanıştırmamıza gerek kalmadı.
14 Yaşlı adam gençliğinde büyük bir gezgin olduğundan, gittiği birçok yerin her biri hakkında bir öykü
anlatabiliyordu.
15 Tren zaten kalkmış olduğu için öteki treni bekledim.
16 Bir önceki hafta boyunca yağmur yağmış olduğundan takımımız o Pazar futbol oynayamadı.
17 Uçağınız inmeden telgraf Londra'ya yetişmiş olacak.
18 Yarın öğle vakti bin kilometreden fazla yol almış olacağız.
19 Emekliliğim geldiği zaman firmada yüksek bir mevkiye yükselmiş olacağım.
20 Biz ayrılmadan önce kardeşim New York'tan geri gelmiş olacak.
21 Polise yanlış adres verilmiş olduğu açıktı.
22 Pul kolleksiyonum çalınmış.
23 Bana trenin iptal edildiği söylendi.
24 Halihazırda (bir) proforma fatura gönderilmiş bulunmaktadır.
25 Uçak indiğinde pilot kanatlardan birinin hasar görmüş olduğunu anladı.
26 Adam uzun süre hasta yattıktan sonra öldü.
27 Gelecek ay onun bütün mobilyaları satılmış olacak.
28 Her yıl ona bir yaş günü armağanı verilmiştir.
29 Biz döndüğümüzde bütün hastalar taburcu olmuş olacak.
30 Türkiye'nin ekonomik ve ticari bağlarının ağırlık merkezi Batı'ya kaymaya başladı.
31 Petrol krizinin otomobil endüstrisi üzerinde önemli etkisi olmuştur. Sanayi ülkelerini, enerji tasarrufunun
gereğini tanımaya ve petrolü geleceğin hakim yakıtı olarak görmemeye zorlamıştır.
32 Bir bilimsel araştırma, hava kirliliği ile motorlu taşıt kazalarının sıklığı arasın¬da doğrudan bir bağlantı olduğunu
saptamıştır.
33 Soruların cevabını, ancak raporu etraflıca okuduktan sonra bulabilirsiniz.
34 Bir çoğumuz bütün inancımızı bir tek şeye bağlamışız, bütün yumurtaları¬mızı bir sepete koymuşuz, artık
hayatımızın dostlarımızdan başka, aileleri¬miz ve işlerimizden başka bir zenginliği yok.

106) Aşağıdaki parçayı Türkçe’ye çeviriniz.
Advances in science and technology have brought the world many useful •things, made life easier, and have added to man's health and longevity. But, as is true with many good things, they have brought new responsibility and hazards along with them. We are usually quick to grasp the good in things and not so fast in realizing the responsibilities that go along with them.
Probably the foremost example is the invention of the automobile. Last year, 41,000 people were killed by automobiles. Citizens and science must find a way to prevent this threat to our safety and life.
Medicine has made great strides in the last century with yellow fever, malaria, tuberculosis, polio, and many other diseases. So much so that man's predicted life span has jumped from 40 to 70 years in the past century.
Our use of fuels, electricity, and gas have greatly increased the hazards from fire. Each person has an obligation to himself, family, and fellow citizens to learn enough about these things to prevent the loss of life and property created by their misuse
Logged

Moderatörlük için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap e posta-msn adresinden bana ulaşabilirsiniz.
**************************
intibah
intibah
Altın Üye


Karma: 8
Online Online

Mesaj Sayısı: 1003



WWW
« Yanıtla #8 : Aralık 25, 2006, 02:20:56 ÖS »

FUTURE CONTINUOUS VE
FUTURE PERFECT CONTINUOUS TENSES

a) Özne + kiplik + eylem + ing + tümleç (S + mod + V-ing + Comp.)
We will be watching television tomorrow evening. Yarın akşam televizyon seyrediyor olacağız.
The students will be studying in the library at two o'clock tomorrow. Öğrenciler yarın saat ikide kütüphanede
çalışıyor olacaklar.
I will be travelling at this time next week. Gelecek hafta bu zaman seyahat ediyor olacağım.

Note: Bu zaman, bir işin gelecekte belli bir anda devam edeceğini, gele¬cekle ilgili tahminleri veya gelecekte belirsiz zamanlarda olacak işleri anlatır.

b) Özne + kiplik + have + been + eylem + tümleç
I will have been living in Ankara for ten years by the summer. Yaz gelince Ankara'da 10 yıldır oturuyor / oturmuş (olmakta) olacağız.
My daughter will have been studying English for a year by the end of next month. Kızım gelecek ayın sonunda bir yıldır İngilizce çalışıyor/çalışmakta olacak.

Note: Bu zaman, gelecekte belli bir andan önce tamamlanacak işin sürekli
olma özelliğini vurgulamaktadır.

107)Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 When the bell rings I will have been teaching English for exactly one hour.
2 My wife won't mind the washing up although she, too, will have been working all day long.
3 When the director arrives in London he will have been travelling for more than five hours.
4 On the final examination day I will have been studying English for about seven years
5 We will have been attending English classes for four years by the time the examination is given again.
6 By nightfall we will have been working ten hours without a rest.
7 By June, he will have been working in Ankara for six months.
8 My friend will have been working in a factory exactly five years by this time next year.
9 I'm sorry, the doctor isn't home yet, but he will be arriving at any moment now.
10 I'm afraid I wont be able to come as I will be visiting a friend at the hospital.
11 This time next week the snow will be melting and skiing will be over.
12 The coming election will be the main topic of conversation for the next fortnight. The party leaders will be
speaking on TV and the local candidates will be addressing in the constituencies.
13 The first day of the term will be horrible, for everybody will be talking about their holidays.
14 My friend will be waiting for you at Esenboğa Airport.
15 When you arrive at the airport an escort will be waiting for you.
16 We will be working late at the office this evening, so we won't be able to get home till about ten o'clock
17 My husband will be working in the garden when I get back from shopping.
18 At this time next month, we will be travelling in Europe.
19 Tomorrow afternoon at this time we will be flying over the Black Sea.
20 I will be waiting on the corner for you at the usual time tomorrow.

108) Aşağıdaki tümceleri (future continuous / future perfect kullanarak) İngilizceye çeviriniz.
1 Eylül'de Ankara'da on yıldır oturuyor olacağım.
2 Gelecek yıl Haziranda 20 yıldır ingilizce öğretiyor olmuş olacağım.
3 Ziya 45 yaşına geldiğinde,.25 yıldır öğretmenlik yapmış olacak.
4 Bu yıl sonunda aynı işi on yıldır yapıyor (olmuş) olacağız.
5 Bu ayın sonunda ordular dört yıldır çarpışıyor (olmuş) olacak.
6 Gelecek ay bu zamanlar bir plajda oturuyor olacağım.
7 (Bir) yüzyıl içinde insanlar tatilleri için Mars'a gidiyor olacaklar.
8 Teröristin yurt dışına çıkması kolay olmayacak, çünkü tüm çıkış kapıları polisçe gözetim altında tutuluyor
olacak.
9 Futbol kulübü bazı oyuncularını kaybettiği için gelecek hafta yeni insanlar arıyor olacak.
10 Onun gelecek yıl bu zaman ne yapmakta olacağını merak ediyorum.
11 Yarın bu vakitler herkes sizin başarınızı okuyor ve her tür insan sizi kutlamak için telefon ediyor olacak.
12 Pazara kadar fazla mesai yapıyor olacağımdan, ondan önce buluşamayacağız.
13 Sanırım o yine davetiyelerini son dakikada gönderiyor olacak.
14 Karımın annesi haftaya bugün yaz tatili için geliyor olacak.
15 Gelecek Pazartesi kızımın doğum günü olduğundan her zamanki gibi bir parti veriyor olacağız.

ZAMAN VE ZAMANLARIN
EDİLGEN YAPILARIYLA İLGİLİ
KARIŞIK ALIŞTIRMALAR

109) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The thief is being held for further questioning for about two hours at the police station.
2 Each student will be given a sheet of paper.
3 The students are expected to memorize the irregular verbs in English.
4 The manager is going to be served what he wants to eat.
5 Who have these mistakes been made by?
6 My boyfriend had to go home on foot as his car had been stolen.
7 We were not told why our house had been sold immediately.
8 Who will these difficult questions be answered by?
9 Although the climb was exhausting, the view from the top made it worthwhile.
10 The meeting is expected to have finished by now.
11 The cabinet will probably be meeting tomorrow to discuss the economic situation.
12 The new regulation probably won't effect foreigners already living in the country.
13 The number of unofficial strikes in the factory increased last year.
14 The chairman resigned to make way for a younger man.
15 I think you already know my views on the matter.
16 The man in the street expressed his point of view in very few words.
17 Next month, we will have finished paying off our debts on this house.
18 I don't know why the meeting was cancelled.
19 I will find out why the program was cancelled.
20 Have you been told how long this car has been used?
21 I'd like to know how often the president is elected.
22 He probably doesn't speak the language very well, since he only studied it for a short time.
23 Two days after he bought the new suit, the prices went up twenty percent.
24 Who else knows where he works?
25 The young man is doing it only because he has to.
26 Everyone was longing for the term to end and the holiday to begin.
27 Did you manage to finish the work on time?
28 Regulations require the students to produce a valid ID card.
29 The customer handed the money to the tall girl behind the counter.
30 The old man built up the business and his son ran it for him.
31 The country doesn't have enough export to pay for its import.
32 It is generally known that almost everybody likes swimming.
33 Since Henry Ford's time mass-production methods have become common in industry and have reduced the
price of many articles.
34 I hurriedly thanked the woman for the trouble she had taken and left the house as quickly as I could.
35 The police opened fire to disperse the crowd.
36 He has aged ten years in the past four years.
37 The police broke up the demonstration.
38 His children by his first wife live in another town.
39 The army is expected to return to its barracks.
40 They have made a 180 turn in the policy of Middle East.
41 The ruling Motherland Party is expected to win the next general election.
42 Reagan's trip to Moscow gets wide coverage in today's newspapers.
43 General Ertürk is substituting for the commander - in - chief of the armed forces.
44 The Minister of State substituted the offices of Prime Minister and Minister of Foreign Affairs.
45 I don't see any point in discussing this any further.
46 Several people have been detained in connection with the robbery.
47 Nearly two million liras' worth of smuggled cigarettes were seized.
48 100 people are reported to have been interrogated in connection with the case.
49 The novel is being serialized in a newspaper.
50 It is expected that murderers will be caught soon.
51 Students who break the rules are generally punished in this country.
52 A six - lane road is going to be built between Istanbul and Ankara soon.
53 Pencils are being sold a dozen for 50.000 liras. .
54 The victims of the tragic accident were taken to hospital.
55 It is believed that crime is born of poverty.
56 Human beings do not live in the objective world alone, nor alone in the world of social activity as ordinarily
understood, but are very much at the mercy of the particular language which has become the medium of
expression for their society.
57 We see and hear and otherwise experience very largely as we do because the language habits of our
community predispose certain choices of interpretation.
58 His concern is ultimately with the extent to which the structures of myths prove actually formative as well as
reflective of men's minds-the degree to which they dissolve the distinction between nature and culture.
59 As a result, words in poetry have the status not simply of vehicles for thoughts, but of object in their own right,
autonomous, concrete entities.
60 The function of poetic language consists in the maximum of foregrounding of the utterance.
61 Every work, every novel tells through its fabric of events the story of its own creation, its own history... the
meaning of a work lies in its telling itself, its speaking of its own existence.
62 The complexity of his system clearly arises from the fact that, given his point of departure, anything which
can be isolated, then connected with something else and interpreted, can function as a sign.
63 In fact, the advertising standarts authority was set up by the advertising business to make sure the system
of self control worked in the public interest.
64 The authority which men exercise over women is a major source of oppression in our society.
65 Without television cameras the famine now raveging Ethopia would not have caught the attention of the
well-fed world as it has done; with offers of money and other aid flooding in after every programme.
66 The computer revolution would have been inconceivable without the deve¬lopment of tiny micro-computers.

110) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 Konuk devlet başkanı havaalanında Cumhurbaşkanı, Başbakan, bazı bakanlar ve yüksek rütbeli subaylar
tarafından karşılandı.
2 Sonuçlar henüz açıklanmadı.
3 Şüphe üzerine üç kişi gözaltına alındı.
4 Soygun zannıyla (suçlamasıyla) tutuklandı.
5 Bugün elektrik tamamen kesildi.
6 Her iki asker de madalya ile ödüllendirildiler.
7 Bütün eski evler yıkılacak.
8 Ülkenin demir yataklarının çoğu Orta Anadolu'da toplanmıştır.
9 Öykü ilgi ile izleniyor.
10 Kampanyaya katılmak için yapılan çağrı büyük ilgiyle karşılandı.
11 Venezuella'da bütün yabancı petrol şirketleri millileştirilmiştir.
12 Sigaranın sağlığa zararlı olduğu kanıtlanmıştı.
13 Üç gündür yeni bir proje üzerinde çalışmaktadır.
14 Karar, Büyük Millet Meclisi'nin yaptığı birleşik oturumda oy birliği ile alındı.
15 Bu olay herkesçe biliniyor.
16 Son beş yıllık kalkınma plânı 1973 yılından beri uygulanmaktadır.
17 Fabrikanın 9 milyar liraya mal olacağı tahmin ediliyor.
18 Başarısızlığının maddi olanaksızlıklardan ileri geldiği anlaşılıyor.
19 Adamın karısını kıskançlıktan öldürmüş olduğu iddia ediliyor.
20 Bir çeteye mensup olduğundan şüphe ediliyor.
21 Nehri geçerken görüldüler.
22 Ayrıldığından beri ondan hiçbir haber alınmadı.
23 Üç partinin bir koalisyon hükümeti kuracağına inanıyor.
24 Toplantı başka bir güne ertelendi.
25 Türkiye kupasının finali televizyonda verilecek.
26 Bu roman hiç filme alındı mı?
27 Bütün eşyalarına el kondu.
28 Araba kim tarafından bulundu?
29 Acil olarak ihtiyaç duyulan şey para değil, yiyecektir.
30 Umarım sonunda herşey düzelecek.
.31 Birçok yıl geçmiş olsa bile senin hayalini kafamdan silemeyecektir.
32 Bu bize evliliğimizin 25'inci (gümüş) yıldönümü nedeniyle verildi.
33 O başarısını tamamen kendi gayretlerine borçludur.
34 Bu oda 200 kişiyi rahat bir şekilde alır.
35 Babam sağlık nedenleriyle emekliye ayrılıyor.
36 Doktorun önerisi üzerine hasta bir ay tatile çıktı.
37 Hazır bulunan üyelerden sadece iki tanesi önerinin lehinde konuştu.
38 Ev baştan başa arandı, fakat hiçbir ipucu bulunamadı.
39 Fiat 10.000 TL'ye indirildi.
40 Aslan payını Leyla aldı.
41 Bu işin bütün girdi çıktılarını bilirim.
42 O hem yüksek atlama hem de 100 metrede rekor kırdı.
43 Onlar Uludağ'a çıkmak (tırmanmak) niyetiyle Bursa'ya gidiyorlar.
44 Hırsız tam saati cebine koyarken suçüstü yakalandı.
45 O para kazanmaktan başka bir şey düşünmez.
46 Henüz emekli olmayı düşünmüyor.
47 Havaalanı genişletiliyor.
48 Nobel Ödülü, fizik alanındaki çalışmalarından dolayı meşhur Sovyet . bilim adamına verildi.
49 Amerika Birleşik Devletleri'nde kalp hastalığı yılda diğer herhangi bir hasta¬lıktan daha fazla can almaktadır.
50 Bir komisyon hastalığın en son çıkış nedenini araştırmış ve raporunda salgı¬nın nedeni olarak bozuk et (ler)
gösterilmiştir.

111)Aşağıdaki Parçaları Türkçe’ye çeviriniz.
Now doctors can vaccinate children against measles. For the first time in history it is possible to prevent outbreaks of measles. If children are immunized with live vaccine, measles can become a thing of the past, like smallpox. Measles vaccine is prepared from specially processed, weakened measles virus. Although the virus has been weakened, it is still capable of producing durable immunity-durable like the immunity acquired after having natural measles. Booster doses are not necessary.
May 19, 1919
May 19, 1919 is the date on which Mustafa Kemal Atatürk landed at Samsun and began the Turkish Nation's War of Independence. On the very day that he set foot on the soil of Anatolia, he sent a telegram to the Istanbul government protesting the Greek occupation of Izmir. In that telegram he stated: The nation will not accept this unjust attack. In communiques issued from Havza and Amasya to the military and civilian authorities he stated: It is the determination and decisiveness of the nation which shall preserve the nation's independence; thus, clearly indicating the fact the national will was the power on which he relied.
Following the occupation of Istanbul by foreign troops and the dissolution of the newly elected parliament, Mustafa Kemal convened on April 23 1920 a National Assembly, in Ankara, with extraordinary powers and representing the will of the nation. He established a government, responsible to the Grand National Assembly, and determined to defend Turkey's independence.
Mustafa Kemal Atatürk refused to obey the Istanbul government's order to return to the capital, and renounced the military titles which he had achieved through his many heroic actions. Rather than abandoning the national struggle, he left his beloved military profession and said that he would continue the struggle as an individual member of the nation. At the Congresses of Erzurum and Sivas he gave direction to the national resistance movement and succeeded in bringing order to divergent, disorganized ideas. He furthermore succeeded in making the decision to struggle for the liberation öf the Turkish homeland lying within the borders established by the National Pact into the common decision of all of the resistance organizations. He had a Board of representatives elected, and as head of this board initiated efforts for the mobilization of the entire nation and the military and civilian resources in Anatolia against the foreign armies which were occupying the country from all sides.

KOŞUL ANLATAN YAPILAR (CONDITIONALS)
a) Özne + eylem + V1 + tümleç + if + özne + V1 + tümleç
Oil floats if you pour it on water. / Yağ su üzerine dökülürse yüzeyde kalır.
If you have money, you can buy that house. / Paranız varsa o evi alabilirsiniz.

b) Özne + will ♦ V1 + tümleç + if + özne + V1 + tümleç If + özne + tümleç + will + V1 + tümleç
If you work hard, you will pass the exam. / Çok çalışırsanız sınavı geçersiniz.
I will take you to the cinema if you finish your assignment / Ödevini bitirirsen seni sinemaya götüreceğim.
If you have got a stamp, you can post a letter / Pulunuz varsa mektubu postalayabilirsiniz.
If you have toothache, you should go to the dentist / Dişiniz ağrıyorsa dişçiye gitmeniz gerekir.

Açıklama:
Should ve ought to bu yapıda birine akıl vermek, tavsiyede bulunmak için kullanılır.
I will meet her when she arrives. / Gelince onunla buluşacağız.
I will take my umbrella if it rains tomorrow. / Yarın yağmur yağarsa şemsiyemi alacağım.

Açıklama :
Bu örneklerde "if' li tümce olasılık "when"li tümce ise kesinlik ifade etmektedir.
If you would kindly wait a moment, I'll see what I can do. / Biraz bekleyebilirseniz ne yapabileceğimi bir
düşüneceğim.
If you will take a seat, he'll see you soon. / Biraz oturursanız sizinle hemen görüşecek.

Açıklama :
Koşul tümcelerinde "if" li kısımda genellikle "will" kullanılmaz. Fakat bu tümce¬lerde will / would kibarca bir arzu veya istek ifade etmek için kullanılmıştır. "Fu¬ture" anlamda kullanılmamışlardır.
If you will smoke so heavily, it is not surprising you feel ill. Bu şekilde çok fazla sigara içerseniz kendinizi hasta hissetmeniz hiç de şaşırtıcı değil.

Açıklama :
Burada "will" kullanımı da inatçı bir direnmeyi, ısrarı belirtmek için kullanılmıştır.
If Mr. Boztaş should come, ask him to wait in the office. / Eğer bay Boztaş gelecek olursa, büroda beklemesini rica edin.

Açıklama:
Should" + inf simple present yerine kullanıldığında bir şeyin olma olasılığının za¬yıf olduğunu gösterir.
If Seda won't go to bed early, it is not surprising she always feels tired. / Seda erken yatmazsa her zaman kendini yorgun hissetmesi şaşırtıcı değildir.

Açıklama : Bu tümcede "If she wont, 'if she refuses to" anlamında kullanılmaktadır.

c) Özne + would + V1 + tümleç + özne = V2 + tümleç
You would pass the exam if you worked hard. / Çok çalışsanız geçersiniz.
If I were you, I would put on a coat. / Yerinde olsam sırtıma bir ceket alırım/alırdım.
If I were you, I would give up smoking / Yerinde olsam sigara içmeyi bırakırım/bırakırdım.

Açıklama:
Bu tür tümcelerde "If I were" birine öneride veya tavsiyede bulunmayı anlatır.

Açıklama:
Bu yapılar da yukarıdaki a ve b yapısı gibi şimdiki zamanı anlatır. Tek ayrım düşsel, varsayıma dayanan bir durumu dile getirmesidir. Türkçe'de çalışsan ve çalışırsan arasındaki ayrımı özenle kullanmak gerekir.




112) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 There will still be enough to eat provided we are not too particular about where food comes from.
2 If you haven't got a stamp, you can't post a letter.
3 If Seda has an exam tomorrow, she ought to study hard.
4 if you have a toothache, you should go to the dentist.
5 Gamze will lose weight if she goes on a diet.
6 If the car is too expensive, I won't buy it.
7 If the weather is good, we'll go on a picnic.
8 If I saw my wife with another man, I would kill her immediately.
9 If I were a Prime Minister, I would never be able to sleep at night.
10 If the lion should escape, sound the alarm.
11 If my girlfriend should ring, tell her I'll be a bit late this evening.
12 If you won't stop drinking wine, it's not surprising you feel ill.
13 If he won't drive carefully, it's not surprising he often has accidents.
14 If the weather gets better, we'll go for a walk.
15 When the train comes, the passenger will get on.
16 When the referee blows his whistle, they will stop playing.
17 If it wasn't for the fact that he is a millionaire, Ayşe would never marry him.
18 If it wasn't for the fact that it is cheaper, they wouldn't travel by plane.
19 If I were rich, I would buy a fine house.
20 Ahmet wouldn't know my address unless someone gave it to him.
21 If Roy should sell his house, he will offer it to me first.
22 If you had the chance, what famous person would you like to meet?
23 If my father will give me some money, I shall buy a new car next month.
24 If Turkey exported enough, she wouldn't have a constant balance of payments problem.
25 If our teacher didn't explain everything clearly, we wouldn't understand his lessons.
26 If one wants to visit a foreign country, one must have a valid passport.
27 If there is a power - cut, all electrical appliances stop working.
28 If I get a rise in my salary next year, we'll think of buying a house.
29 If you were asked to name three of the most important people in the world today, which people would you
choose?
30 If there is a shortage of any product, prices of that product go up.
31 If you are waiting for a bus, you'd better join the queue.
32 If someone tried to blackmail me, I would tell the police.
33 If were you, I'd plant some trees round the house.
34 If I were on holiday, I would go to Italy.
35 If I had more time, I would read that article.
36 I would be very grateful if you would kindly sign this document and let me have it back as soon as possible.
37 If you see Onur, tell him I have a message for him.
38 If it freezes tonight, the roads will be very slippery tomorrow.
39 Unless Falih takes his library book back tomorrow, he will-have to pay a fine.
40 If were you, I'd tell my fiancee about all this immediately.

113) Aşağıdaki tümceleri (if yapıları kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz.
1 Sizin için sakıncası yoksa, son aday girmeden notları karşılaştıracağız.
2 Treni bir kaçırırsak, öğle yemeğinden sonraya kadar oraya varamayız.
3 Yerinde olsam, bu sınava girmezdim.
4 Atanacak olsa, yardım etmek için herşeyi yapar.
5 Arabası olsa, kesinlikle evde kalmaz.
6 Şemsiyelerimizi getirmesek ıslanırdık.
7 Şirketinizde halen boş yer varsa başvurmakla şeref duyarım.
8 Bu arada başka bir öneri alırsanız lütfen bize bildirin.
9 Sınavın sonucunu en kısa zamanda bana bildirirseniz size minnettar kalırım.
10 Tartışılacak başka birşey yoksa, toplantının sona erdiğini bildireceğim.
11 Sigara içilmeyen bir kompartımanda sigara içerseniz diğer yolcular itiraz ederler.
12 Eğer gece (boyunca) çok sıcak gelirse kaloriferi kapayınız.
13 Eğer sürücü ıslak bir yolda ani fren yaparsa kayar.
14 Sözcüğün anlamını bilmezseniz sözlük kullanabilirsiniz.
15 Bıçak üzerinde parmak izleriniz varsa cinayetle suçlanırsınız.
16 Herhangi bir mesaj beklemiyorum, fakat ben dışarıdayken biri telefon ederse saat 5'e kadar tekrar
döneceğimi söyleyebilir misiniz?
17 Çalışma izni alırsam bir yıl daha kalacağım.
18 Evlendikten sonra çalışmaya devam etmeme izin vermeyi kabul ederse onunla evleneceğim.
19 Parolayı hatırlarsanız tehlikede olmayacaksınız.
20 Esenboğa havaalanında sis açılırsa oraya ineceğiz.
21 Fotoğrafları görmeyi arzu ediyorsanız öğleden sonra getiririm.
22 Kitaptan bir kopya arzu ediyorsanız size bir tane alabilirim.
23 Ankara'yı havadan görmeği arzu ediyorsanız sizin için bir helikopter gezisi düzenlerim.
24 Yapmamı isterseniz yarın tekrar gelir bitiririm.
25 Başka bir kızla çıkarsa onunla evlenmem.,
26 Bütün gece çalışırsak zamanında bitiririz, fakat tüm gece çalışma niyetinde değiliz.
27 Bıçakla kavga eden iki kişiye rastlarsam polisi çağırırım.
28 Saat 3'de birisi kapımın zilini çalarsa kapıyı açmak için pek istekli olmam.
29 Üniversite mezunu olsam, bir köşede durup gazete satmak yerine şimdi rahat bir büroda oturuyor olurdum.
30 Eğer daha az sigara içse öksürükten kurtulurdu.
31 Onunla ingilizce konuşsalar, Ingilizcesi ilerler.
32 (Araba) kullanabilsem, arabayı alabilirdik.
33 Kaloriferimiz olsa, ev daha sıcak olurdu.
34 İnsanlar daha yavaş araba sürse, bu kadar çok kaza olmaz.
35 Daireler açıkça numaralanır ve kapıların üzerine isimleri yazılırsa, insanları bulmak daha kolay olur.
36 Yerinizde olsam, tekrar evlenirim.
37 Doktor olsanız ne yaparsınız?
38 Yerinizde olsam trenle giderim.
39 Sağırsa işitme cihazı takmak zorundadır.
40 Başınız ağrıyorsa bir aspirin almalısınız.

d) Özne + would + V3 + tümleç + if + özne + had + V3 + tümleç
You would have passed the exam if you had worked hard. / Çok çalışmış olsa¬nız geçerdiniz.

Bu yapı geçmişte gerçek olmayan, tümüyle düşsel bir koşullu durumu anlatma¬da kullanılır. Koşul tümcelerinin geçmiş zamanla bağlantılı biçiminin bu yapı o|. duğu anımsanmalıdır. (would + V geçmiş anlatmaz). Koşullu tümcelerin tümünde (a, b, c,) if'li tümcecikler temel tümceden önce ya da sonra gelebilir. Tümce başı¬na geldiklerinde virgülle temel tümcecikten ayrılmaları gerekir.

e) Koşullu tümcelerin devrik biçimleri
Should you see him, tell him to come to the meeting / Görürseniz toplantıya gelmesini söyleyiniz.
Had I known about it, I wouldn't have let you* / Bilmiş olsam size izin vermez¬dim.
Were she my daughter, I would not let her go. / Benim kızım olsa gitmesini izin vermem.

Bu yapılar özellikle yazın dilinde yaygındır.
If she liked dancing, I would have taken her to a discotheque. Dansetmeyi sevseydi onu bir diskoteğe götürürdüm.
If I had a car, I would have lent it to you yesterday. Arabam olsaydı dün sana ödünç verirdim.

Bu tümcelerde geçmiş zaman bir işi bir kere yapma yerine bir şeye olan sürekli eğilim ve hoşlanmayı ifade ediyor.
If she had received my letter, she would be angry now. Mektubumu almış olsaydı şimdi kızgın olurdu.

114) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 If they hadn't used closed circuit television, they wouldn't have spotted the shop lifter.
2 If the streets had been clearly marked, it wouldn't have taken us so long to find the house.
3 If you had lived in a large city like Chicago, and if you had walked through the streets at night, someone might
have killed you only in order to get your money.
4 If he had lain quietly as instructed by the doctor, he might not have had a second heart attack.
5 If John had wanted to pass his exam, he would have studied much harder for it.
6 Had I been in my brother's position, I'd have hung up the phone in the middle of the conversation.
7 If I had known how it worked, I could have told him what to do.
8 You would have had to do it if he had insisted.
9 If you were to have asked me, I would have been only too willing to help you.
10 Had the programme been interesting, we would have left the TV on.
11 Had the car been expensive, we wouldn't have bought it.
12 Had he gone to the doctor right away, he might have been alive today.
13 Were it not important, my friend would not have asked me a favour.
14 If he had had more time, he could have finished the exam.
15 If you had had opportunity to make the first trip to the moon, would you have gone?
16 How old would you be now if you had been born on the same day and in the same year as Atatürk?
17 If my friend's illness had been diagnosed a year earlier, it might have been cured.
18 If my parents hadn't been poor, I could have gone to university.
19 If it hadn't been for your help, I really don't know what I would have done in the case.
20 Had I realized what you intended, I should not have wasted my time trying to explain the matters to you.

115) Aşağıdaki tümceleri (ilgili "if" yapıları kullanarak) İngilizce’ye çeviriniz,
1 Cengiz cezayı ödemiş olsaydı hapse girmemiş olurdu. (girmeyecekti).
2 Parasız kalmış olduğunuzu bilseydim size biraz ödünç para verirdim.
3 Telefonum saat 10'da çalmamış olsaydı halen yatakta olacaktım.
4 Üzgünüm, halen o kitapları okuduğunuzu bilseydim onları kaldırmazdım.
5 Eğer daha önceden bilmiş olsalardı toplantıya daha çok öğrenci katılırdı.
6 Mehmet buz gibi rüzgârda bir saattir beklemekteyse, çok kızmış olmalıdır.
7 Annem evde ekmek kalmamış olduğunu bana söylemiş olsaydı biraz ekmek alırdım.
8 Ona söylediğim gibi yerleri ayırtmış olsaydı, tamamen rahat bir yolculuk yapmış olurduk.
9 Babam (sizin) hastanede olduğunuzu bilmiş olsaydı sizi ziyaret ederdi.
10 Tren çabukça durmamış olsaydı, küçük çocuk ölmüş olacaktı.
11 Okulda sıkı çalışmış olsaydım iyi bir iş sahibi olurdum.
12 Eğer o birini öldürmüş olsaydı hapishanede olurdu.
13 Öğretmen biraz daha akıllı olmuş olsaydı, Ayşe'nin suçlu olamayacağını hatırlardı.
14 Atatürk halifeliği kaldırmamış olsaydı, Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet olamazdı.
15 Taksi (olmuş) olsaydı müzeye gitmek için (taksi) tutardık.
16 Gömleğinizi sıcak suda yıkamamış olsaydınız çekmeyecekti.
17 Sürücü çok hızlı sürmemiş olsaydı, kaza bu ölçüde kötü olmayacaktı.
18 Zengin adam fidyeyi derhal ödememiş olsaydı, oğlunu tekrar sağ olarak alamamış olacaktı.
19 Çıkış kapıları kapatılmamış olsaydı, insanlar yanan salondan kurtulmayı başarabileceklerdi.
20 Selçuk suçunu kabul etmiş olsaydı, okuldan kovulmayacaktı.

EYLEMLİK YAPILARI (INFINITIVES)
a) to + inf + nesne + eylem + tümleç
To implement the new laws may not be easy. / Yeni yasaları uygulamak kolay olmayabilir.

Aşağıdaki (e) yapısı bunun değişik bir söyleniş biçimidir.

b) to + inf + nesne + tümce
To improve the situation, the goverment decided to take new measures. Durumu düzeltmek için hükümet yeni önlemler almaya karar verdi.

c) Özne + eylem + (nesne) + to + inf + tümleç
He bought a newspaper to read the article. / Makaleyi okumak için bir gazete aldı.
Measures can be taken to prevent the damage. / Zararı önlemek için önlem alınabilir.

(b) ve (c) kalıbı eylemliğin amaç anlatmada kullanılan biçimleridir.

116) Aşağıdaki tümceleri Türkçeye çeviriniz.
1 To travel abroad is always exciting for me.
2 To understand mathematics is difficult for Özlem.
3 To have a bicycle was important for the little boy.
4 To help their children is natural for the parents.
5 To answer the letters is a difficult task.
6 To type a thesis takes a long time.
7 To learn English seems difficult.
8 To be fresh is necessary for the vegetables.
9 To cure this illness, surgery may be necessary.
10 To examine the patient, a doctor is needed.
11 To perform the operation, an experienced surgeon is needed.
12 To prescribe a different drug may not be useful.
13 Most people work to earn their living.
14 The results must be recorded to prevent mistakes.
15 The case must be heard in private to decide his punishment.
16 The secretary left the room to answer the telephone.
17 This drug is used to prevent the microbes.
18 My friend bought a story book to read.
19 He attended Hacettepe University to study medicine.
20 You have to know English to translate the text properly.

117) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 Ingilizcede hata yapmak kolaydır.
2 Kuralları İngilizce açıklamak benim için çok zordur.
3 Yılın o mevsiminde kullanılmış araba satmak benim için eğlenceliydi.
4 Yabancı dil öğrenmek çok alıştırma gerektirir.
5 Orman yangınlarını önlemek için önlemler alınması gerekir.
6 İnşaatı tamamlamak için daha çok demir ve çelik gerekiyor.
7 Doğru sonuçlar elde etmek için makinenin iyi durumda çalışıyor olması lâzımdır.
8 Masraflardaki artışı önlemek için fabrikalar maden ocaklarının yakınına yerleştirilmelidir.
9 Türkçe’yi anlamak her zaman zor değildir.
10 Yaşamımı kazanmak için İngilizce öğretiyorum.
11 Pul toplamak çok ilginçtir.
12 Tüm gece televizyon izlemek sıkıcıdır.
13 Başlangıçta Seda için İngilizce'yi anlamak güçtü.
14 Kızım yabancılarla konuşmak için İngilizce öğrendi.
15 Tülin'in oynamak için bir arkadaşa ihtiyacı var.
16 Babam kitap almam için bana biraz para gönderdi.
17 Bu kapıyı açmak için bir anahtarım var.
18 Küçük kızın kalemlerini alacak bir kutuya gereksinimi var.
19 Selçuk'un yaz tatilinde para kazanacak bir işi vardı.
20 Mert İngilizce öğrenmek için ingiltere'ye gitti.
21 Parçayı iyice anlamak için tüm metinin okunması gerekir.
22 Problemi (sorunu) çözmek için sıkı çalışmak zorundasınız.
23 Toprak erozyonunu önlemek için önlemler alınmalıdır.
24 Dış alımları ödemek için daha geniş çapta dış satıma ihtiyaç vardır.
25 Sistemi değiştirmek gerekiyor.

d) Özne + eylem + to + inf + tümleç
They want to learn English. / İngilizce öğrenmek istiyorlar.
We decided to buy a new car. / Yeni bir araba almaya karar verdik.

Bu yapıda kullanılan eylemlerden kimileri şunlardır: ask, decide, expect, fail, learn, promise, prove, regret, try, wait, want, vb.

e) It + olmak + sıfat + tümleç
It was difficult to answer the question. / Soruyu yanıtlamak zordu.
It will be interesting to study Chinese. / Çince çalışmak ilginç olacak.
She was upset to hear that her brother was ill. / Kardeşinin hasta olduğunu öğrenmek onu üzdü.

f) Özne + eylem ♦ (nesne) + soru sözcüğü + to + inf + tümleç
He told me how to get to the station. / istasyona nasıl gideceğimi söyledi.
She wonders who to write. / Kime yazacağını merak ediyor.

Bu kalıpta yaygın olarak kullanılan eylemlerden kimileri: ask, tell, explain, show, wonder, consider, find out, understand vb.

118) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The committee has decided to meet twice a month.
2 They promised to take us to the museum.
3 Julia refused to answer the telephone.
4 The teacher promised to give another test on Monday.
5 All the villagers wanted to know the result of the new election.
6 The witness hesitated to speak the truth.
7 Turkey intended to purchase large supplies of wheat from the United States.
8 They will begin to build a new factory outside the town next year.
9 We decided to cooperate in the new research project.
10 It was impossible to arrange a trip to the Islands.
11 It is important to know the cause of the confusion.
12 It was possible to arrange a new course for foreign students.
13 It would be easy to arrange additional courses for students from Sudan.
14 It will be difficult to explain the situation to the visiting committee.
15 It is usually impossible to forget the experiences of childhood.
16 It is important to hear that he is honest.
17 Ayşe was happy to learn that she won the examination.
18 The boy was surprised to learn how much he had spent.
19 The teacher knows how to answer this question.
20 The young girl was wondering whether to stay here another week.
21 f*he thief discovered how to open the safe.
22 Ali taught me how to light a fire without matches.
23 The manager showed the secretary what to do with the keys.
24 Why did the Parliamentary candidate ask the electors to vote for him?
25 The purpose of imposing speed limits is to reduce the number of fatal road accidents.

119) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 Yüzücü sahile ulaşmakta başarısız kaldı.
2 Yaralı adama yardırıl etmek için koştular.
3 Hasta doktoru görmek istedi.
4 Doktor hastanın sabaha varmadan ölebileceğini düşündü.
5 Yanıldığınızı söylemekten üzgünüm.
6 Çocuk Amerika'ya gitmeye karar verdi fakat sonra fikrini değiştirdi.
7 Onun teklifini kabul etmek için karar vermeden önce beklemenizi istiyorum.
8 Nihayet hareketlerini kontrol etmeyi öğrendi.
9 Sınıf öğretmeninin bütün söylediklerini anlamış göründü.
10 Sözlük kullanmak yararlıdır.
11 Akşamları televizyon izlemek eğlencelidir.
12 Kırkından sonra İngilizce öğrenmek zor olacak.
13 Pul kolleksiyonu yapmak ilginç olacak.
14 Soruyu cevaplamak olanaksızdı.
15 Görevi başarmak genellikle zordu.
16 Nişanlısının iyi olduğunu duymak onu memnun etti.
17 Sınavda başarısız olduğunu öğrenmek onu şaşırttı.
18 Akıl almak için kime gideceğimi bilmiyorum.
19 Ondan sonra ne yapacağımıza karar vermedik.
20 Ne zaman konuşacağınızı ve ne zaman sessiz duracağınızı öğrenmeniz gerekiyor.
21 Bu sorunun nasıl çözüleceğini biliyorum.
22 Aysel hangi düğmeye basacağınızı size söyleyebilir.
23 Öğretmen ona mektuba nasıl cevap vereceğini açıkladı.
24 Nerede ucuza meyva alınacağını keşfettik.
25 Babam sigortayı nasıl değiştireceğimi bana gösterdi.

g) Özne + eylem + to be / to have + V3 + tümleç Özne + eylem + to have + V3 + tümleç
The form is to be filled in and returned. / Formun doldurulup geri verilmesi gerekiyor.
He is thought to have acted. / Onun rol yapmış olduğu düşünülüyor.
Ali was supposed to have brought the money. / Ali'nin parayı getirmesi bekleniyordu.
Ayşe plans to have done the shoping before five o'clock. / Ayşe saat 5'den önce alışverişi yapmış olmayı
planlamaktadır.

Örneklerde görüldüğü gibi bu kalıp eylemlik yapısının edilgen (passive) biçi¬mini göstermektedir. to be + V3 şimdi ve gelecek anlamlı, to have + V3 ise geçmiş anlamlıdır.

120) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 Mustafa was to have taken up his new post at once.
2 The firm undertakes to have completed the job on 27 May.
3 My friend intends to have made a fortune before he is forty.
4 Hakan expects to have paid his debts in two years' time.
5 The engineer was to have left on the five o'clock train.
6 We were delighted to have been able to visit you.
7 I am sorry to have given you a great deal of trouble.
8 Onur was the only person to have seen the accident.
9 The captain was the last person to have left the sinking ship.
10 I know Ahmet to have been an honest man at all times.
11 We are to have finished typing by 10 o'clock.
12 The old man pretended to have forgotten the other man's name.
13 The government was to have reduced inflation.
14 The application forms are to be sent in by mail.
15 This dress is to be made fashionably.
16 I was to see him yesterday.
17 If the Government's wages policy is to succeed, they must try to keep prices in check.
18 The match which was postponed because the ground was waterlogged is to be played next Sunday.

121) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 Onların Haziran'da evlenmeleri gerekiyor.
2 Dekan'ın yeni hastaneyi açması gerekiyordu.
3 Demokratik Parti tarafından yeni bir hükümetin kurulması bekleniyordu.
4 Sanayicilerce yeni makinaların kullanılması gerekir.
5 İdareci onun işi zamanında bitirmiş olmasını beklemektedir.
6 25 yaşında olduğum zaman dünyayı dolaşmış olmayı isterim.
7 Otelden Mayıs'ın 30'unda ayrılmanız gerekir.
8 Serap'ın tiyatroda yer ayırmak için telefon etmiş olması gerekirdi.
9 Babamın öğle yemeği için balık almış olması gerekirdi.
10 Kardeşimin beş treni ile gelmiş olması gerekirdi.
11 Kızım gelecek ilkbahara kadar İngilizce öğrenmiş olmayı istiyor. .
12 Paketlerin posta ile gönderilmeleri gerekmektedir.
13 Doktor, yardımın sabah olmadan gelmesini beklemişti.
14 Böyle iyi bir arkadaşımızı kaybetmiş olmaktan dolayı üzgünüz.
15 Arkadaşım Avrupa'nın her başkentinde oturmuş olmayı istemektedir.
16 Otoban 1992'ye kadar bitirilecek.
17 Oğlum geçen yıl elektrik mühendisliği öğrenimi için ingiltere'ye gidecekti, fakat sonunda Amerika Birleşik
Devletleri'ne gitti.
18 Kütüphane Başbakan tarafından açılacaktı ama (kendisi) hastalandı.

h) ad + to + inf
Pek çok addan sonra eylemlik getirilebilir ve bu yapılarda eylemlikler sıfat görevi üstlenirler.
The next train to arrive (=which arrives / will arrive) is from London. Bundan sonra gelecek tren Londra'dan.
The first man to fly (=who flew) non - stop across the Atlantic was John Alcock. Atlantik okyanusunu hiç iniş
yapmadan ilk kez geçen kişi John Alcock olmuştur.
Will you buy me a magazine to read ( = that I can read) on the journey? Bana yolculukta okuyabileceğim bir dergi alır mısın?

122) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The best man to see (who (m) you should see) for your tooth trouble is Mr Aydınlık.
2 The man for you to speak to first is the Dean of the Medical Faculty.
3 The cheapest place to eat at is the cafeteria.
4 The only thing left to consider now is how to get away without being seen.
5 The last problem, to be considered at our meeting, is how to invest the money.
6 The government has been considering means to bring about a redistribution of wealth.
7 The foods to avoid are carbonhydrates and fats.
8 There are more than ten proposals to be discussed at the conference.
9 The worse thing to do is to mend it yourself. 10 The best thing to do is to return the form.

123) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 Danışmanız gereken kişi avukatınızdır.
2 Yapılacak en kolay şey tekrar başlamaktır.
3 Bu akılda tutulması gereken bir noktadır.
4 Gidilecek ülke Japonya (dir)
5 Telefon edilecek kişi su tesisatçısıdır.
6 Eczacı ona günde üç kere alınacak tabletler verdi.
7 Aya ilk ayak basan insan Neil Armstrong'tur.
8 Göz rahatsızlığınız için gidilecek uzman Dr. Esenyel'dir.
9 işte beklerken yapabileceğiniz bir şey.
10 Bu sabah sınıfa ilk giren öğretmen oldu.

V - ing ile ilgili yapılar I

a) V - ing (özne) + (tümleç) + eylem + tümleç
Beating a child will do more harm than good./ Çocuğu dövmek yarardan çok zarar verir.
Swimming is a very useful exercise. / Yüzme çok yararlı bir idmandır.
Destroying harmful insects is a useful activity. / Zararlı böcekleri yok etmek yararlı bir iştir.

b) Özne + eylem + (iyelik) + V + ing + tümleç
He avoids making mistakes. / Hata yapmaktan kaçınır.
Do you mind my making a proposal? / Bir öneride bulunmamın sakıncası var mı?

Açıklama:
(a) kalıbında V-ing yapısı özne konumundadır. (b) kalıbında bütün eylemler kullanılamaz. Sıkça kullanılan eylemlerden kimileri şunlardır: avoid, consider, enjoy, can't help, mind, practice, risk, can't stand, postpone, admit, suggest, understand, dislike, give up, detest, mention, finish, appreciate vb.

124) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 Watching TV every night is not enjoyable.
2 Building a house here will be a big mistake.
3 Developing backward countries takes a long time.
4 Looking after five children keeps the maid fully occupied.
5 Repeating vocabulary exercises is a good way to memorize them.
6 Getting letters from her brother makes her feel less homesick.
7 Learning a foreign language is not easy.
8 Translating a medical text is difficult.
9 Growing vegetables in poor soil is uneconomical.
10 Criticising other people is easy.
11 The man denied knowing anything about the event.
12 The thief admitted robbing the bank at midnight.
13 The old man detests staying in bed all the time.
14 I can't help laughing when I see you
15 The worker delayed taking his holiday until August.
16 The thief admitted entering the bank by breaking a window.
17 I deny telling you anything about her being in love with İlker.
18 Do you mind our eating the fish with our fingers?
19 The girl suggested having lunch at a restaurant.
20 Please excuse my disturbing you.
21 I can't understand his leaving his wife.
22 Avoid drinking too much water with your meal.
23 We considered giving her a book for her birthday.
24 I dislike being looked at while trying to learn skiing.
25 I can't imagine his studying to be a doctor.
26 I am looking forward to seeing you.
27 I object to paying twice for the same thing.
28 He stopped smoking on his doctor's advice.
29 Getting plenty of exercise keeps you healthy.
30 He tried getting a couple of aspirins, but they did not have any effect.

125) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 Okumak benim en gözde uğraşımdır.
2 Fazla işlek caddelerde araba kullanmak zor iştir.
3 Sigara içmeyi bırakmak benim için çok zordur.
4 Sigara içmek sağlığımız için zararlıdır.
5 İngilizceyi anlamak konuşmaktan daha kolaydır.
6 Görmek inanmak dır.
7 Tüm gün çalışmak zordur.
8 Saat 11 'de kahvaltı yapmak kötü bir alışkanlıktır.
9 ingilizceyi iyi konuşmak çok alıştırma gerektirir.
10 Kötü ışıkta okumak gözler için zararlıdır.
11 Mert geçen hafta Özlem'i sinemaya götürmekten hoşlandı.
12 Onun Jane ile tiyatroya gitmesine aklım ermiyor.
13 Babam eski evi satmadan yeni bir ev almayı düşünmüyor.
14 Genç adam tiyatroya gitmekten sözetti.
15 Resimlerinizi tekrar görmemizin sizce bir sakıncası var mı?
16 Bize güçlüklerimizde yardım etmek istemenizi hepimiz takdir ediyoruz.
17 Annem pazarları erken kalkmaktan hoşlanmaz.
18 Hırsız para çaldığını kabullendi.
19 Aylin kavgalarından sonra nişanlısıyla karşılaşmaktan kaçınıyor.
20 Yirmi beş yaşındayken sigara içmeyi bıraktım,

c) Özne ♦ yüklem + (ad öbeği) + ilgeç + V -ing + tümleç
That is a very reliable method of curing the disease. / O, hastalığı tedavi etmenin epeyce güvenilir bir yoludur.
They always talk about moving to the country. / Onlar hep kırsal alana ta¬şınmaktan söz ederler.

d) Özne + yüklem + (ilgeç) + being + V3 tümleç Özne + yüklem + having been + tümleç
He felt flattered at being considered the most successful man. / En başa¬rılı kimse kabul edilmesi hoşuna gitti.
He denied having been told to check the engine. / Makineyi gözden ge¬çirmesinin söylendiğini inkâr etti.

Açıklama:
3. kalıpta görüldüğü gibi (look forward to, be used to, object to gibi kimi ya¬pılar dışında) ilgeçten sonra (in, at, for vb) V-ing kullanılır. 4. kalıp edilgen anlamlıdır.

126) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The man objected to having been criticized by the director.
2 The car was caught after having been chased for more than an hour.
3 This is a reliable method of curing the illness.
4 There is already some legislation for protecting the rights of minorities.
5 This book contains a lot of information about learning a foreign language.
6 There has been some discussion on controlling the outflow of capital from the United States.
7 This instrument is used for measuring the heights of distant clouds.
8 The government must legislate against illegal cutting in the state forests.
9 They saw no reason for not doing as they had planned.
10 This scheme goes a long way toward satisfying the demands of the local residents.
11 He prides himself on being well dressed all the time.
12 The teacher decided against introducing the new topic immediately.
13 My mother decided against not having been operated.
14 The man objected to being called dishonest.
15 The little boy narrowly escaped being run over.
16 The young man resented my being promoted before him.
17 He denied having been told about the robbery.
18 There are several methods of teaching a foreign language.
19 Jane is angry about not being invited to the party.
20 I can't stand being interrupted.
21 The man helped his country by encouraging the people.
22 They got help through talking with their friends.
23 The writer was honored for helping the poor.
24 The young girl started a second school after marrying a fine man.
25 The girl insisted on choosing her own husband.
26 The young man educated himself by reading many books.
27 The woman succeeded in winning the Nobel Prize.
28 Nowadays there is no advantage in being a woman, but in the old days a clever woman could take
advantage of being female.
29 It is true that radioactive materials have increased enormously as a result of testing nuclear weapons.
30 I'm against television being watched too often, either by children or adults.

127) Aşağıdaki yapıları örneklere göre İngilizce’ye çeviriniz.
1 Kazadan sağ çıkmış herhangi birini bulmak umudu yoktu.
2 Bizi rahatsız ettiği için af diledi.
3 Hükümet kısıtlamaları yakın gelecekte kaldırmak hususunda herhangi bir söz vermedi.
4 Doktorum bana sigarayı bırakmamı öğütledi.
5 Kızım ingilizceyi iyi konuşmada güçlük çekiyor.
6 Karısı evini satarak çok para kazandı.
7 General belgeleri görmekte diretti.
8 Yün alıp satarak çok para kazandı.
9 Arkadaşım hayatını kullanılmış araba satarak kazandı.
10 Konuşmacı eski şehrin nerede olduğunu anlatmakla söze başladı ve şehrin tarihi hakkında konuşarak
sözünü sürdürdü.
11 Tom 20 yaşındayken tutukevine gönderildiğini yalanladı.
12 Terörist pazar günü hastaneye götürülmüş olduğunu yalanladı.
13 Küçük kız hiç akşam yemeği verilmeden yatağa gönderilmek suretiyle cezalandırıldı.
14 Kızım küçüklüğünde Kıbrıs'a götürüldüğünü hatırlıyor.
15 Kasada hiç dokunulma izi yoktu.
16 Sürücü içkili olarak araba kullanmaktan sorumlu olduğundan para cezasına çarptırıldı.
17 Kız arkadaşım dışarı yemeğe götürülmekten hoşlanır.
18 Tülin eski kocası tarafından görülmekten kaçınmaya çalışıyor.
19 işçi düşük ücret ödenmesinden yakındı.
20 Kadın, o akşam adamın evinde görülmüş olmakla övündü.

-Ing ve -ed / sıfat görevli yapılar II

1) V-ing + nesne (tümleç) + tümleç
Witnessing the crime, he had to give evidence in court. / Cinayeti gördü¬ğünden mahkemede tanıklık yapması
gerekti.
Visiting a strange city, I like to have a friend with me. / Bir yabancı kenti gezerken yanımda bir arkadaşım olsun isterim.

2) V-ing + nesne + eylem + tümleç / Özne + eylem + (tümleç) + ilgeç + V-ing + ad öbeği
The living cells can be seen by means of a microscope. / Canlı hücreler mikroskopla görülebilir.
The bottle must be sterilized in boiling water. / Şişe kaynar suda sterilize edilmelidir.

128) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 Standing by the door, the man shot at the bird in the trees.
2 Needing to keep busy, that man teaches English at a university.
3 Knowing they will appreciate it, İlker teaches English to his students.
4 Having no other profession, that man is a fisherman.
5 Opening the drawer, he took out a revolver.
6 Taking of his shoes, the thief crept cautiously along the passage.
7 Being a student, he was interested in reading books on history.
8 Knowing the language, he found a job.
9 Reading the instruction, he made a long distance call. 152
10 Feeling rather tired, I telephoned and said I couldn't go to the party.
11 Considering everything, it wasn't a bad holiday.
12 Rising prices are the result of increasing cost of raw materials.
13 The existing problems of the government are completely financial.
14 A magnifying device was attached to the machine.
15 Decreasing exports are the main concern of the government.
16 We couldn't account for our differing results.
17 The path of the planet was followed with a revolving telescope.
18 The police dispersed the crowd with running water.
19 The names were carved on a revolving door.
20 The confusing factors in the existing situation is the interfering action of the government.
21 Knowing the main reason, you can tell me something about the cause of dispute.
22 Hearing the bad news, he rang up his friend.
23 Being in love, he decided to ask Oya to marry him.
24 Operating on a man, the surgeon got a bad cold.
25 Being a doctor, he is very often called out late at night.

129) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz.
1 Bir kimse insanları aldatarak birşey elde edemez.
2 Bir kimse toplu taşım araçlarını kullanarak çok para biriktirebilir.
3 Kız şansını görerek daha çok çalıştı.
4 Görevini sevdiğinden bir ilkokulda öğretmenlik yapmaktadır.
5 Tüm olasılıkları düşünerek problemi doğru çözdü.
6 Öğretmen bir makale yayınlamayı arzuladığından ingilizce bir parçayı çevirdi.
7 Yazar kitabını bitirmeyi umduğundan çok çalıştı.
8 Kitabı bırakarak pencereye doğru yürüdüm ve dışarı baktım.
9 Büyük bir kentte yaşadığımızdan birçok olanaklarımız var.
10 Dağcı (tırmanıcı) bir eliyle ipi tutarak binaya tırmandı.
11 Bahçenin etrafına koruyucu ağaçlar dikildi.
12 İletici aygıtlar iyi çalışır durumda değil.
13 Teypler iyi çalışır durumda.
14 Iran ve Irak arasındaki savaşta artan (çok) sayıda asker öldürüldü.
15 Yaşlı kadın kaçak gazdan zehirlendi.
16 Parkın ortasından geçerken birçok güzel çiçek gördük.
17 Okullu çocuklar bir şarkı söyleyerek düzenlice sınıflarına girdiler.
18 Anne mutlu bir şekilde gülümseyerek bebeği kolları arasına aldı.
19 Adam bir dua mırıldanarak camiye girdi.
20 Cesaretimi toplayarak tekrar aslana saldırdım.

3) Ad öbeği + V-ing + tümleç + eylem + tümleç (NP + V - ing + Comp + V + Comp)
The demonstrator, protesting violently (who protested violently) was led away by the police. / Yoğun protestoda bulunan gösterici polis tarafından uzaklaştırıldı.
Anybody working hard (who works hard) will succeed at the end. / Çok ça¬lışan kimse sonunda başarıya ulaşacaktır.
A diet lacking in protein (which lacks in protein) can be dangerous for health. / Proteinden yoksun bir gıda rejimi sağlık için tehlikeli olabilir.

Not: 'Progressive meaning' - şu anda devam eden bir anlam veren yapılar¬da "Participle" yapı kullanılır. Böyle olmayanlarda "relative clause" kullan¬mak gerekir.

4) Having + V3 + (tümleç) + tümleç
Having seen that movie (As we had seen that movie) we went somewhere else. / O filmi gördüğümüzden başka bir yere gittik.
Having failed to obtain promotion (Because / As he had failed to obtain promotion) he lost interest in his job. ( Terfi edemediği için, işe karşı ilgisi¬ni yitirdi.

5) V-ing + tümleç + tümce
Feeling rather tired, I went to bed early. / Oldukça yorgun hissettiğimden erken yattım.
Being unable to help in any other way, I gave him some money. / Başka türlü yardım edemediğimden ona biraz para verdim.

Not: Bu yapılar sıfat (2,3) ve zarf (1,4) görevindedir.

130) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The man driving the car was drunk.
2 The woman holding a baby in her arms is waiting to see the doctor.
3 Anyone wishing to leave early may do so.
4 Anyone knowing anything about the crime is asked to communicate with the police.
5 The surgeon operating on the patient is a well - known doctor in the town.
6 The physician examining my brother-in-law is from England.
7 The beautiful girl talking on the phone is my secretary.
8 Choosing his words with care, the speaker made a good speech.
9 Standing in the middle of the crowd, he made a speech about political situation.
10 Judging from recent events, the Government appears to be gaining in popularity.
11 Discovering his talent for music, the teacher gave up his job to become a professional singer.
12 Having failed twice in the exam, he didn't want to try again.
13 Having been his own boss for a long time, he found it hard to accept orders from another.
14 Romeo, believing that Juliet was dead, decided to kill himself.
15 Having chosen the best course of action, he made his father very proud of him.
16 Having read the textbook thoroughly, you answered the questions correctly.
17 Having typed the letter, the secretary gave it to the director to sign it.
18 Having seen London, I was able to tell everyone all about it.
19 The woman sitting in the waiting - room wants to see the doctor.
20 Having gone to bed, he didn't want to be disturbed by anyone.
21 Having failed in the examination, he joined the army.
22 Having made a long shopping list, they went to the supermarket.
23 The dentist holding his drill examined the patient.
24 Having eaten their dinner, they asked for dessert and coffee.
25 The politician standing on a chair addressed the crowd.

131) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz. "(Bu yapıların relative clause ile çevrilmeleri de olanaklıdır.)
1 Orada oturan adam akıllıdır.
2 Sınıfta ödevini hazırlayan bir öğrenci var.
3 Cana yakın görünen kız Amerikalı.
4 Kapının yanında ayakta duran adam benim ingilizce öğretmenimdir.
5 Sağda oturan kızı seviyorum.
6 Makinada çalışan adamı biraz tehlike bekliyor.
7 Kız paketi sarınca postaneye gitti.
8 Kurs için gereken belgeleri tamamlamış olduklarından kaydolmalarına izin verildi.
9 Bacağını kırmış olduğundan hastaneye kaldırıldı.
10 Adam özel eğitim görmüş olduğundan ingilizce öğretmeye başladı.
11 Bütün kış çok çalıştığımızdan tatil yaptık.
12 Kız bütün olasılıkları düşünmüş olduğundan problemi çözdü.
13 Çocuk sınavda başarılı olduğundan ingiltere'ye gönderildi.
14 Konuşmayı dikkatlice dinlemiş olduklarından mantıklı sorular sordular.
15 Londra'da bulunduğumdan müzeleri gezme olanağım oldu.
16 Saat 9:00 da müdürü ziyaret ettiğimden şehirden ayrıldım.
17 Yeni filmi gördüğünden (filmi) çocuğa anlatabildi.
18 Başarılı bir öğretmen olduğundan tüm sorularınızı yanıtlayabilir.
19 Burcu pencereden dışarı baktığından bahçede bir hırsız olduğunun farkına vardı.
20 Kendini çok hasta hissettiğinden doktoru görmek istedi.
21 Trafiği yönelten polis yorgun görünüyordu.
22 Mavi arabayı süren kız Burçak'tır.
23 Sandalyede oturan adam benim doktorumdur.
24 Konferansa katılan insanların hepsi mühendistir.
25 Müdür hasta olduğundan birkaç gün yattı.
26 Köpek kızgın bir şekilde havlayarak caddeden aşağı koştu.
27 Genç adam çocuğu kurtarmak için hayatını tehlikeye atarak kalabalığın içinde kayboldu.
28 Nehirde taşkın tehlikesi olduğu için tüm yöre halkı daha yüksek (bir) yere taşındılar.
29 Son olaylar değerlendirilirse hükümetin itibarının artmakta olduğu görülür.
30 Cinayete tanık olduğu için mahkemede tanıklık yapması bekleniyordu.

6) Bağlaç / ilgeç + V-ing + tümleç + tümce (Conj / Prep + V - ing + Comp + Sentence)
Özne + yüklem + (tümleç) + ilgeç + V-ing + tümleç
After talking to her I always feel better. / Onunla konuştuktan sonra kendi¬mi hep iyi hissederim.
On being introduced to somebody, a Turkish person often becomes friends. / Biriyle tanıştırıldıktan sonra bir Türk genellikle arkadaş olur.
In criticising my work, he pointed out my mistakes. / işimi eleştirirken yanlışlarımı gösterdi.-
The government improved the forests by removing the old trees. / Hükümet yaşlı ağaçları ayıklayarak ormanı geliştirdi.

İlgeçlerden sonra V-İng kullanıldığı bir kez daha anımsanmalıdır.

7) V-3 + tümleç + tümce (V3 + Comp + Sentence)
Used economically, this box will last for a month. / Tutumlu kullanılırsa bu kutu bir ay gider.
Warned by his doctor, Mehmet began to exercise. / Doktoru tarafından uyarılan Mehmet idmana başladı.

Karizmatik Özne + V3 + tümleç + tümce (S + V3 + Comp + Sentence)
a) The curriculum used as basis for teaching is provided by the Ministry of Education. / Öğretim için kullanılan müfredat programı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sağlanır.

b) Özne + yüklem + tümleç + V3 + tümleç (S+V +Comp + V3 + Comp)
Primitive villages developed into towns surrounded by walls. / ilkel köyler surların çevrelediği kentlere dönüştüler.

9) (the) + V3 + (ad öbeği) + eylem + tümleç
The required material can be imported from England. / Gerekli malzeme İngiltere’den ithal edilebilir.
Improved methods of education should be introduced. / Geliştirilmiş eğitim yöntemleri getirilmelidir.

Bu yapıda V3 açıkça sıfat görevindedir.

132) Aşağıdaki tümceleri Türkçe’ye çeviriniz.
1 The editor of "Cumhuriyet" impressed by Mr Demir's letter, printed his letter on the editorial page.
2 Tired of his work, Aydın still teaches English at a secondary school.
3 The book borrowed from the library was the right one for a reading course.
4 The student dismissed from the school refused to take another exemption test.
5 Given only three months to live, Jane decided to go on a world cruise.
6 Light consists of vibrations generated by the light source.
7 You could see large areas of land exposed to the danger of floods in coastal areas.
8 Energy produced by an atom costs most more than energy produced by coal or petroleum.
9 Some televisions also receive radio signals sent by artificial satellites and rockets.
10 Electro-magnetic waves emitted by stars are recorded by special instruments.
11 These were the woods inhabited by wild animals.
12 By cutting the trees, villagers ruined the forest.
13 The danger of fire is reduced by removing all inflammable material near the forests.
14 The crop is protected by spraying with chemicals.
15 Before applying for a job, one should consider his qualifications.
16 In studying history, we learn about mankind.
17 By defeating the invaders, the Turkish Cypriots strengthened their authority • over the Island.
18 The overloaded lorry had begun to descend the hill.
19 Bombed repeatedly in 1940 and 1941, the City of London has lost many of its famous historical places.
20 Followed by his wife and several children, the landlord came to greet us with traditional courtesy.
21 Attracted by the smell of food, the hungry cats came to the very doorstep for food.
22 The old King, loved and respected by everyone, has done a great deal for his people.
23 The plays of Shakespeare, translated into French during the eighteenth century, had an important influence
on French literature.
24 Many people disappointed with the new scale of salaries, have applied for a transfer.
25 The travellers, beaten mercilessiy by robbers, lay helpless on the ground.
26 The town, served by good roads from four different directions, has become an important market.
27 Infuriated by the interruptions, the speaker refused to continue.
28 The concert given by the 15 year-old boy was a great success.
29 Born and bred a countryman, he was bewildered by Istanbul.
30 Surrounded by yelling children, the young man got on the bus happily.

133) Aşağıdaki tümceleri İngilizce’ye çeviriniz. (Ad + V-ing yapılarının etken, Ad + V-ed yapılarının edilgen bir yapıdan geldiklerini anımsayınız. Bu yapı¬lar genellikle sıfat tümceciklerinin kısa biçimleridir.)
1 Birbiri ardına gelen fırtınalarla dayanıklılığı azalan köprü güvenilir değildi.
2 Genç kadın, kocası peşinde, odaya girdi.
3 Eşkıyalar konusunda uyarıldıklarından dağa tırmanmadan önce değerli eş¬yalarını evde bıraktılar.
4 Doktoru tarafından inandırılan çocuk, hapları kullanmaya başladı.
5 Konuşmacının bir sözünden memnun olan bay Boztaş 'bravo' diye bağırdı.
6 Dinleyicilerin tepkisinden memnun olan bay Kocaman herşeyi yeniden açık¬ladı.
7 Yöresel gazete 'Expres'deki bir makaleden etkilenen bay Aksoy başyazara bir mektup yazdı.
8 Bu dergi 11 yaşından küçük çocuklar için basitleştirilmiş resimler içermekte¬dir.
9 Türkiye, endüstrisi için gereken tüm maddeleri üretemez.
Logged

Moderatörlük için Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap e posta-msn adresinden bana ulaşabilirsiniz.
**************************
emperor06
Yeni Üye
*

Karma: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1



« Yanıtla #9 : Şubat 09, 2007, 08:07:38 ÖÖ »

emegine eline sağlık kardeş saolasın
Logged
uvercinka
Yeni Üye
*

Karma: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #10 : Şubat 11, 2007, 10:29:15 ÖÖ »

teşekkürler gerçekten ellerine sağlık Kahkaha
Logged

Dışarıya link vermek yasaktır.
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.dilciler.com
furkan15
Yeni Üye
*

Karma: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


« Yanıtla #11 : Şubat 25, 2007, 09:04:31 ÖS »

teşekkürler
Logged
roadrunner
Yeni Üye
*

Karma: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #12 : Ekim 25, 2007, 12:02:05 ÖÖ »

Elinize sağlık.Gerçekten büyük emek
Logged
KEMALS
Yeni Üye
*

Karma: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #13 : Şubat 06, 2008, 11:23:32 ÖÖ »

Emeğiniz için ben de teşekkür ederim.
Logged
iki2
Yeni Üye
*

Karma: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #14 : Mart 18, 2008, 12:15:44 ÖÖ »

teşekkür ederim gerekli bir konu.
Logged
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Edebiyatımız Öğretmen Forum Öğretmenler Portalı Edebiyat Forum Bilge Öğretmen Türk Dili ve Edebiyatı Mehmet Akif Ersoy Kitap Yurdum Dinlence Türküseveriz.biz Oyundakal Seyredal Eksiksiz

Bilge Öğretmen Eğitim Siteleri
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.19 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!